{
    "issueRecord": {
        "header": {
            "identifier": "oai:https:\/\/www.adeddergi.com\/:sayi\/68a8c4ffd059f",
            "datestamp": "2019-12-26"
        },
        "metadata": {
            "title": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi, Cilt: 3 Sayı: 4",
            "creator": "",
            "subject": "",
            "description": "",
            "publisher": "Prof. Dr. Mehmet Özdemir",
            "date": "2019-12-26",
            "type": "Journal Issue",
            "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/sayi\/68a8c4ffd059f",
            "language": "tr",
            "rights": "Creative Commons"
        }
    },
    "articles": [
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c52481a46",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Nâbî Biyografisine Ek: Bir Kavramın Tashîhi Vesîlesiyle Nâbî’nin Hayatında Diyarbakır’ın Yeri",
                "creator": " Ahmet Tanyıldız",
                "subject": null,
                "description": "Klâsik Türk edebiyatı metinleri, edebî hüviyetleri haricinde kadîm kültürümüze ve tarihimize ait birçok kıymetli bilgiyi barındıran hazinelerdir. Bu metinler günümüz okuruyla buluştukça klâsik döneme dair kimi müphem hususların da açıklığa kavuşmasına vesile olmaktadır. Söz gelimi yeni çalışmalar sayesinde kudretli Dîvân şairi Nâbî’nin biyografisine birtakım bilgilerin eklenmesi zarureti doğmuştur. İlgili mevcut biyografiler Nâbî’nin eğitiminde ve şiir tarzının tekâmülünde Diyarbakır’ın ve oradaki şairlerin tesiri üzerine kayda değer bilgiler içermemektedir. Hâlbuki gençliğinde Diyarbakır’ı aralıklarla ziyaret eden Nâbî’nin; dil, mûsıkî ve şiir konusunda bu şehirde ciddi tecrübeler edindiği anlaşılmaktadır. Şâir, sanat hayatı boyunca takip edeceği Hikemî üslûbun ilk örneklerini burada, sohbet meclislerinde yer aldığı ve her biri kendi döneminin önemli şahsiyetleri arasında sayılan şairlerin etkisiyle vermiştir. Gençlik döneminde bu şehirdeki hocalardan ve şâirlerden ders alan şâir, İstanbul ve Halep’te yaşadığı dönemlerde bile burayı ziyaret etmeyi ihmal etmemiştir. Özellikle ömrünün son devresinde Halep’te görev yaptığı yıllarda çeşitli vesilelerle Diyarbakır’a gelmiş, şâir ve sanatkâr dostlarıyla hoş zaman geçirmiştir. Bu çalışmada bazı yeni verilerden hareketle Nâbî’nin Diyarbakır ile münasebetine temas edilecektir. Şâirin münşeatındaki kimi mektuplarına ve şiir mecmûalarında yer alan bazı ipuçlarına bu dikkatle tekrar bakılacaktır. Çalışmanın son kısmında ise Nâbî Dîvânı’nın son neşrinde yer alan “âmed?” (=Âmid) kavramının tashihi vesilesiyle şiirin anlamı bu zaviyeyle yeniden değerlendirilecektir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2019-12-26",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c52481a46",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c525d41f5",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Vâlî-i Âmidî&#039;nin Mersiye Türünde Bir Gazeli Üzerine",
                "creator": " Hanife Koncu",
                "subject": null,
                "description": "18. yüzyıl Diyarbakır edebî muhitinin dikkate değer şairlerinden biri, hayatı hakkında fazla bilgiye sahip olamadığımız Vâlî Hasan Ağadır. Bu makalede şairin bilinen tek eseri olan Türkçe Dîvânı’ndaki bir gazeli üzerinde durulacaktır. Bahsi geçen gazel, bizzat şairin ifadesiyle “mersiye” türünde kaleme alınmıştır. Gazel nazım şekliyle mersiye söylemek bilindiği üzere Klasik Türk edebiyatında sık rastlanan bir durum değildir. Bu sebeple şairin 13 beyitlik şiirinde bu türü nasıl işlediği, ölüm duygusunu nasıl anlattığı, ızdırabını nasıl dile getirdiği yorumlanmaya çalışılmıştır.18. yüzyıl Diyarbakır edebî muhitinin dikkate değer şairlerinden biri, hayatı hakkında fazla bilgiye sahip olamadığımız Vâlî Hasan Ağadır. Bu makalede şairin bilinen tek eseri olan Türkçe Dîvânı’ndaki bir gazeli üzerinde durulacaktır. Bahsi geçen gazel, bizzat şairin ifadesiyle “mersiye” türünde kaleme alınmıştır. Gazel nazım şekliyle mersiye söylemek bilindiği üzere Klasik Türk edebiyatında sık rastlanan bir durum değildir. Bu sebeple şairin 13 beyitlik şiirinde bu türü nasıl işlediği, ölüm duygusunu nasıl anlattığı, ızdırabını nasıl dile getirdiği yorumlanmaya çalışılmıştır. ",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2019-12-26",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c525d41f5",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c527a6812",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Hıfzî Ağa’nın (ö. 1173\/1759-60) I. Mahmûd İçin Yazılan Şiirler Mecmûası (TSMK-Revan 1977) Üzerine",
                "creator": " Hatice Aynur,  Fatma Şen",
                "subject": null,
                "description": "Mecmûa çeşitli konu ve türdeki eserlerin kaydedilmesiyle meydana getirilmiş derlemedir. Edebî metinlerin toplandığı mecmûalar son zamanlarda klaâsik Türk edebiyatı araştırmacılarının yoğun çalıştığı yeni bir saha hâline gelmiştir. Mecmûalar derleyen(ler)inin edebî zevkini ve ait olduğu muhiti yansıtması bakımından önemli kaynaklardır, fakat genellikle mecmûaların derleyen(ler)ini ve tertip edildikleri tarihi tespit etmek kolay değildir. Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi’nde (Revan 1977) bulunan ve Hıfzî Ağa (ö. 1173\/1759-60) tarafından 1143-1144 (1730-32) tarihleri arasında derlenen bir mecmûa I. Mahmûd döneminin (1730-1754) edebî ve siyasiî tarihi hakkında önemli bir kaynak olması bakımından dikkat çekicidir.Zamanının tanımış hat üstatlarından meşk etmiş olan Hıfzî, I. Mahmûd’un sır kâtibi olarak Topkapı Sarayı’nda bulunduğu zamanlarda derlediği Mecmûa’sını iki kısma ayırmıştır. Birinci bölümde kendisinin de dâhil olduğu şairlerin şiirlerini bir araya getirmiştir. I. Mahmûd’un doğumu, derse başlaması, sakal bırakması, tahta çıkması, 1144 (1731) senesinin gelmesi ve padişah hakkında yazılmış çeşitli şiirlerden meydana gelen birinci kısımda 53 değişik şairin şiirlerine yer verilmiştir. Bu şiirlerin çoğunluğu Sultan’ın tahta çıkışı için yazılmış târîh manzumeleridir. Mecmûa’nın ikinci kısmında Hıfzî’nin yazdığı ve türünün ilk örneği kabul edilen mensur Rûznâme metni bulunmaktadır. III. Ahmed’in (salt. 1703-1730) tahttan indirilişi ile I. Mahmûd’un padişah olması sırasında İstanbul’da meydana gelen olaylar hakkında gün gün bilgi veren bu eser Patrona Halil İsyanı (1730) ile ilgili birinci elden kaynak olması bakımından önemlidir.İki bölüme ayrılan bu makalede Mecmûa’nın manzum olan birinci kısmı incelenecektir. Mecmûa’nın bir yazma eser olarak tanıtımı yapıldıktan sonra Hıfzî Ağa’nın mürettip ve yazar kimliği üzerinde durulacaktır. Hıfzî, şiirleri altı kısma ayırmıştır. Bu tasnifin ve şiirlerin incelenmesinden sonra şairler hakkında mevcut bilgiler verilecektir. Makalenin ikinci kısmında MESTAP projesine göre Mecmûa’daki şiirlerin listesi ve dökümü yapılacaktır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2019-12-26",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c527a6812",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c52b0b073",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Hutbeyi Kılıçla Okumak",
                "creator": " İsmail Hakkı Aksoyak",
                "subject": null,
                "description": "Hutbe, en temel manada, bir topluluğa hitaben nasihat amaçlı söylenen sözler anlamına gelmektedir. Hutbenin tarihsel kökenleri Cahiliye dönemine kadar uzanmaktadır. İslâmiyet’le birlikte cuma ve bayram namazlarının bir parçası\/bölümü olarak dinî bir hüviyet kazanmıştır. Günümüzde daha çok bu anlamıyla bir ibadet terimi olarak kullanılmaktadır. Uygulandığı toplumların gündelik yaşantısında önemli bir yere sahip olan hutbe, başlangıcından itibaren bir takım temel kurallara bağlıdır. Müslüman toplumlardaki hutbe iradının kuralları Hz. Peygamber’in uygu-lamaları çerçevesinde gelişmiştir. Hz. Peygamber’in ağaç gibi yüksek bir yere çıkarak hutbe vermesi, İslam mimarisi içerisinde camilerde\/mescitlerde bu amaca yönelik minberlerin tasarlanmasının önünü açmıştır. Yine Hz. Peygamber’in hutbe okurken elinde asa ve yay gibi bir nesne bulundurduğu rivayeti, Müslüman toplumlarında -özellikle fethedilen yerlerde güç göstergesi olarak- hatiplerin hutbeyi kılıç ile okuması geleneğinin oluşmasına neden olmuştur. Hatibin yüksek bir yere çıkarak, herhangi bir nesneye yaslanarak hutbe vermesi ve özellikle de hatibin kılıç ile minbere çıktığı manzara klasik Türk şiirinde de kendisine yer bulmuştur. Bu çalışmada kılıç ile minbere çıkan hatip hayalinin yansıdığı beyitlere bakmak esas amaç olmakla birlikte hatibin ağaç gibi yüksek bir yere çıkması, bir binek hayvanı üzerine çıkması veya bir nesneye dayanması gibi benzetme dünyası içinde çeşitli beyitlere konu olmuş ilginç örneklere de yer verilmiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2019-12-26",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c52b0b073",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c530a0b5c",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Klasik Türk Edebiyatının Sıra Dışı Örneklerini Toplayan İlginç Bir Şiir Mecmuası: Mecmû’a-i Nevâdir",
                "creator": " Mehmet Fatih Köksal",
                "subject": null,
                "description": "Şiir mecmuaları, XVI. yüzyıl başlarından XX. yüzyıl ortalarına kadar, daha çok okumuş-yazmış şiir meraklısı kimselerce tutulan bir tür şiir defterleridir. Kayda değer bir kısmı, kendisi de şair olan mürettipler tarafından derlenen şiir mecmualarının içeriğinde daha çok manzum metinler bulunmakla birlikte mensur parçalar hatta şiir ve edebiyatla ilgisi olmayan bazı kayıtlar da mevcuttur. Bu mecmuaların bazısı tamamen rastgele seçilmiş nazım şekilleri, türleri ve şairlerden oluşan karma mecmualar iken daha az rastlanan bazısı ise belli bir konu, tür veya nazım şekline tahsis edilmiştir. Bu makalede tanıtılan, ihtiva ettiği malzeme itibarıyla çok ilginç olan mecmua da ikinci gruba dâhil edilebilecek türden bir mecmuadır. Mecmua, Süleymaniye Kütüphanesi Esad Ef. 3484 numarada kayıtlı olup, kitabın 35a-187b sayfaları arasında yer almaktadır. Mecmuanın baş kısmında kayıtlı Mecmû’a-i Nevâdir ibaresini bu eserin adı olarak kabul edebiliriz. Baş tarafına konulan, bu mecmuayı övücü bazı manzumelerle başlayan eserde, hemen tamamen şekil ve\/veya muhteva yönünden sıra dışı ve ilginç özellikleri bulunan metinler bir araya toplanmıştır. Baş taraflarda daha ziyade harf oyunlarına ve diğer şekil özelliklerine dayalı manzum-mensur metinler varken ilerleyen bölümlerde muhteva bakımından bir farklılığı veya özel durumu olan metinlerin yer alması dikkat çekicidir. Eserde verilen metinlerin çoğunluğu Türkçe olmakla birlikte Farsça ve Arapça örneklere de yer verilmiştir. Özellikle görsel değeri olan manzumelerden bazılarının makalenin son kısmına fotoğrafları da eklenmiştir. Mecmuadaki şiirler, alışılmadık, belki garip, sıra dışı şiirler olduğu kadar, bu özelliğiyle eserin kendisi de şiir mecmuaları arasında farklı ve sıra dışı bir örnektir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2019-12-26",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c530a0b5c",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c5371903d",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Bir Hami Olarak Kınalızâde Ali Çelebi ve Muamma Türüne Katkısı",
                "creator": " Tuba Durmuş",
                "subject": null,
                "description": "Osmanlı yöneticilerinin şair\/yazarların sanat gelişimleri konusunda hami olarak destekleri ve çevrelerinde oluşturdukları edebi muhitler bilinmekle birlikte, hamilerin edebi muhitlerinde yer almış şair\/yazarların belirli tür ya da konulara dair ortaklık gösterecek üretimlerinin olup olmadığı hususu, bu konu hakkında ayrıntılı değerlendirmeler yapılmadığı için çoğu zaman göz ardı edilmektedir. Bu makalede belirli isimlere koruyuculuk yaparak onların sanatlarındaki ilerlemeye destek olan hami konumundaki kişilerin bazen bir türün gelişimine de katkı sağlamış olabilecekleri hususu Kınalızâdeler ailesinden meşhur Ahlâk-ı Alâyî yazarı Kınalızâde Ali Çelebi örneği ve muamma türü üzerinden sorgulanacak ve delillendirilmeye çalışılacaktır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2019-12-26",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c5371903d",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c53c97f54",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Sürūrī’nin Muḍḥikāt Gazellerindeki Grotesk Dünya",
                "creator": " Edith Ambros,  Gisela Prochazka-eisl",
                "subject": null,
                "description": "Sürūrī ve Hevāyī mahlaslarını kullanan Adanalı Seyyid ʿOsmān (ö. 1814), öncelikle ebced hesabıyla tarih yazmaktaki olağanüstü yeteneğinden dolayı 18. yüzyılın en tanınmış şairlerinden biridir. Sürūrī, bir dīvān, ebced tarihlerinin birçoğunu içeren bir mecmū‛a ve genelde Hezliyyāt olarak anılan fakat kendisinin Muḍḥikāt adını verdiği bir eser yazmıştır. Sürūrī’nin Muḍḥikāt’ı bu makalenin konusudur. Sürūrī’nin klasik (ama kasidesi eksik) bir dīvān’ın şekil ölçütlerini örnek alarak Muḍḥikāt’ıyla bir “anti-dīvān” düzenlediği söylenebilir. Geleneksel bir dīvān’a “paralel olarak” mizahi bir dīvān düzenlediğinden şimdilik emin olduğumuz tek Osmanlı şairi Sürūrīdir. Muḍḥikāt’ın içerdiği gazeller, klasik lirik gazel ölçütlerine uymayan grotesk öğeler içermektedir. Bu grotesk öğeler sadece cinsel türden olmayıp bütün bedensel ihtiyaçları ve özürleri abartılı grotesk tarzda, cemiyet tabularını hiç göz önünde bulundurmadan betimlemektedir. 16. yüzyıldan itibaren arada bir günlük halk dilinde ve realist tonda gazeller yazılmıştır, hatta Sābit’in (17. yüzyıl) bazı gazellerinde groteske bir meyil vardır. 17. yüzyılın mizahi, gerçekçi, günlük dil ve argo kullanan “Hevāyī tarzının” takipçisi olarak görülen Sürūrī, Muḍḥikāt gazellerinde bu “tarzı” grotesk öğelerle zenginleştirmiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2019-12-26",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c53c97f54",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c54224071",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Servi Boylu Yılan Saçlı Sevgilinin Başka Bir Düzlemde Okunma Denemesi",
                "creator": " Ayşe Yıldız",
                "subject": null,
                "description": "Klasik Türk şiirinde sevgilinin güzellik unsurları arasında ön plana çıkanlardan ikisi boy ve saçtır. Metinlerde bunların tasviri esnasında sıklıkla kullanılan benzetmelikler ise servi ve yılandır. Bu iki benzetmelik Türk şiirine modellik eden diğer klasik edebiyatlarda da aynı şekilde var olmuştur. Araştırmacılar, aynı benzetmeliklerin kullanılmasının sebebini klasik edebiyatların idealize edebiyatlar olduğu, soyutlamayı ön planda tuttuğu, benzetme unsurları aynı olsa bile, benzetme yönü ve hüsn-i talil gibi şairin yeteneğini ön plana çıkaran ayrıntıların ve sonuçta ortaya çıkan üslup mükemmeliyetinin bu edebiyat anlayışında öncelendiği noktasından hareketle açıklamaya çalışmışlardır. Bu açıklamalar temelde yanlış olmamakla birlikte benzetme unsurlarının kökeni, bu edebiyata kaynaklık ettiği kabul edilen metin ya da kültürlerin çok daha öncesinde antik dünyanın kabullerinde\/mitolojide berraklaşmaktadır.Sâbir’in Hophopnâme isimli kitabındaki “Dilber” şiirinde yer alan ve klasik Türk şiirinin sevgili tipiyle alay etmeyi amaçlayan servi ağacının üstünden sarkan yılanların yer aldığı çizim, Abdülbaki Gölpınarlı’nın Divan Edebiyatı Beyanındadır kitabına da aynen alınmış ve klasik Türk şiirinin muarızlarınca sürekli bir eleştiri malzemesi olarak kullanılmıştır. Konuyla ilgili mevcut tartışmaları değerlendirmek bu çalışmanın kapsamı dışındadır. Bu makalede klasik Türk şiirinde sevgilinin boyunun benzetileni olan servi ve saçının benzetileni olan yılanın, idealize bir edebiyat anlayışının ötesinde mitolojik ilişkiler eşliğinde farklı bir bağlamda okunabilmesi amaçlanmaktadır. ",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2019-12-26",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c54224071",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c54ca1621",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Konya Büyükşehir Belediyesi Koyunoğlu Müzesi ve Kütüphanesi’ndeki 13229 Numaralı İlahi ve Dua Mecmuası",
                "creator": " Mehmet Gürbüz",
                "subject": null,
                "description": "Bu makalenin konusu, Konya Büyükşehir Belediyesi Koyunoğlu Müzesi ve Kütüphanesi’nde yer alan 13229 numaralı ilahi ve dua mecmuasıdır. Katalog kayıtlarına göre eser, Hattat Mustafa Hilmî tarafından 1284 (M. 1868) tarihinde tamamlanmıştır. Yirmi iki varaklık bu küçük hacimli mecmua, fiziksel olarak oldukça iyi durumdadır ve mükemmel bir hatla kaleme alınmıştır. Mecmuanın içeriği, tamamı dinî nitelikteki manzum ve mensur metinlerden meydana gelmiştir. Eserde on şiir ve on iki parça mensur metin yer almaktadır. Vezin ve kafiye\/redif gibi şekil özellikleri bakımından pek çok aksaklıkların yer aldığı şiirlerin çoğu ilahi formundadır ve sadece dördünde mahlas (Yûnus, Niyâzî, Mahfî) bulunmaktadır. Mensur metinler de mühr-i şerîf ve faziletleri ile istiğfar ve namaz, yemek, kabir vb. dualarından meydana gelmektedir.Çalışmamızın amacı, şekil ve içerik özelliklerinden hareketle söz konusu mecmua ve derleyicisi ile ilgili bilinmezlikleri -mümkün olduğu kadar- ortadan kaldırmak ve böylelikle eserin mecmua geleneği içerisindeki yerini tespit etmeye çalışmaktır. Çalışmada öncelikle söz konusu eserde yer alan metinlerin tamamı transkripsiyonlu olarak Latin harflerine aktarılacak ve böylelikle mecmuanın içerik dökümü yapılacaktır. Sonrasında da ortaya çıkan bu döküm üzerinden mecmuanın derleyicisinin kimliği belirlenmeye çalışılacaktır. Eserin fiziksel özelliklerinden, sayfa tasarımlarından, yazısından, içeriğini oluşturan metinlerin niteliklerinden ve derleyicisiyle ilgili tespit edilen bilgilerden hareketle de mecmua ile ilgili çeşitli tespitlerde bulunulacaktır. Bu çerçevede mecmuanın ne zaman, hangi hedef kitle için, ne amaçla derlenmiş olabileceği tartışılacaktır.﻿",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2019-12-26",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c54ca1621",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c54dac8c0",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Nazîr İbrâhîm’in Câmi‘ü’l-hikâyât Tercümesinde Kaynaklar Meselesi",
                "creator": " Müjgan Çakır",
                "subject": null,
                "description": "Avfî’nin meşhur hikâye derlemesi Cevâmi‘ü’l-Hikâyât’ın İbn Arabşâh, Ahmed, Abdullâh Bahâyî Efendi, Celâlzâde Sâlih gibi kişiler tarafından kısmen veya tamamen tercümelerinin yapıldığı bilinmektedir. Bu eserin muhtasar tercümelerinden biri 18. asrın meşhur Edirneli şairlerinden Nazîr ve Nazîrâ mahlaslarıyla yazdığı şiirleri yanında birçok dinî ve tasavvufî içerikli eserleri olan Nazîr İbrâhîm’e aittir. Nazîr İbrâhîm kısmen metni tercüme ederken Avfî’nin yararlandığı bazı kaynakları doğal olarak eserinde zikretmiştir. Fakat bunların yanında kendisinin az da olsa yeni kaynaklardan faydalandığı ve bir takım ilavelerde bulunduğu anlaşılmaktadır. Nitekim metninin giriş kısmında bu durumu yani yeni hikâyeler ilave ettiğini de belirtmektedir. Bu makalede eserde geçen kaynak isimleri üzerinden Nazîr İbrahîm’in metne ne derece katkıda bulunduğu tespit edilmeye çalışılacaktır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2019-12-26",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c54dac8c0",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c5550673f",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Yek-Âhenk ve Yek-Âvâz Gazel İçin Birer Terim Mi Yoksa Beğeni İfadesi Midir ?",
                "creator": " Şerife Yalçınkaya",
                "subject": null,
                "description": "Türk edebiyatının Tanzimat edebiyatı dönemi sonrası yenileşme dönemi şahsiyetlerinden olan Muallim Nâcî (1849-1893), şâir, yazar, sözlükçü ve edebiyat bilimcisi yönleriyle öne çıkmaktadır. Muallim Nâcî, Batı etkisinde eserler veren Abdülhak Hamid (Tarhan) ve Recâizâde Mahmud (Ekrem)’e karşı, eski edebiyatın savunucusu konumundadır. Muallim Nâcî edebî eserler kadar teorik eserler de kaleme almıştır. Lugat-ı Nâcî ve Istılâhat-ı Edebiyye ve isimli eserleri onun klâsik şiirimiz için de kullanılan önemli sözlükleridir. Nâcî’nin her iki eseri de Tâhirülmevlevi tarafından gözden geçirilmiş ve eklemelerle genişletilmiştir. Tâhirülmevlevi (1877-1951) geleneğe bağlı tavrı ile tanınan bir Mevlevi dervişi, edebiyat bilimcisi, yazar ve şairdir.         Klasik Türk edebiyatı geleneğinde şâirlerin şiirleri  ve şiir anlayışları hakkında bilgi çıkarabileceğimiz en temel kaynak, tezkirelerdir. Tezkirelerde şâir ve şiir değerlendirmelerinde bu kavramlar gözden geçirilmiştir. Yine şâirler kendi şiirlerinde ve divan önsözlerinde de şiire dâir genel değerlendirmelerde bulunurlar. Bu amaçla divan önsözleri ve divanlar gözden geçirilmiş, klasik şerh kitaplarındaki durum tartışılmıştır. Bu makalede, Muallim Nâcî’nin Istılâhat-ı Edebiyye’sinde ve Tâhirülmevlevî’nin Edebiyat Lugati’nde \"yek-âheng gazel\" ve \"yek-âvâz gazel\" tanımlarına nasıl yer verdiği bu tanımların kendisinden sonra nasıl terimleştiğinden söz edilecektir. ",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2019-12-26",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c5550673f",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c55a7d5c2",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Bir Mecmûa Üç Kuşak: Vakanüvis Halîl Nûrî Bey&#039;in Oğlu ve Şeref Hanım&#039;ın Babası Nebîl Bey&#039;in Şahsî Mecmûasından Hareketle Aile Bağlarından Şiir Ağlarına",
                "creator": " Ali Emre Özyıldırım",
                "subject": null,
                "description": "Mecmûaların Osmanlı edebiyatı çalışmaları açısından son derece önemli derlemeler olduğu bilinmektedir. Vakanüvîs Halîl Nûrî Bey'in (ö. 1799) oğlu ve 19. yüzyılın kadın şairlerinden Şeref Hanım'ın (ö. 1860) babası olan Nebîl'in (ö. 1820) bugüne kadar bilinmeyen küçük şiir mecmûası ise içindeki farklı şairlere ait şiirler ve nazire ilişkileri bakımından ilgi çekici bir örnektir. Şairin ilk gençliğinde düzenlenen ve bir tür nazire derlemesi sayılabilecek olan bu şahsî mecmûada hem bugüne kadar bilinmeyen yeni şairlere ait gazeller yer almakta hem de bilinen şairlerin kayıp şiirleri bulunmaktadır. Mecmûa özellikle Mevlevî ve kalemiye mensubu olan meşhur şairlerin birbirleriyle ilişkilerini ve şuarâ meclislerinin özelliklerini yansıtan bir içeriğe sahiptir. Bu şiir mecmûası aynı zamanda hem genç bir şairin mecmûa düzenleme pratiklerine, hem mecmûalarda yer alan şiirlerin divanlara yansıma sürecine, hem de nazire şiirlerin nasıl bir ortamda yazıldığına ışık tutacak detaylara da sahiptir. Mecmûada en çok şiiri bulunan isimlerden birinin şairin yakın aile dostu Şeyh Gâlib (ö. 1799) olduğu özellikle vurgulanmalıdır. Şeref Hanım'ın (ö. 1860), babasına ait bu mecmûanın sonuna kendi şiirlerini eklemesiyle derleme daha da zenginleşmiş aile boyu bir mecmûa vasfı kazanmıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2019-12-26",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c55a7d5c2",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c55fd877a",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Kitâb-ı Ma&#039;cûn Adlı Tıp Metninde Geçen Botanik ve Tıp Terimleri",
                "creator": " Aslı Aytaç",
                "subject": null,
                "description": "Diğer toplumlarda olduğu gibi Türk toplumunda da tıp bilimi ile ilgili eserlerin tarihi oldukça eski zamanlara rastlamaktadır. Orta Asya Türklerinde hastalıkların çeşitli ilaç ve terkiplerle tedavi edilmeye çalışıldığı bilinmektedir. İslamiyet öncesi tıbbını Uygur metinlerde görebilmekteyiz. İslamiyet’in kabulünden sonra Türklerin Anadolu’ya gelip yerleşmesiyle Eski Anadolu Türkçesi ile eserler oluşturulmaya başlamıştır. Eski Anadolu Türkçesi’nde telif ve tercüme edilen çeşitli konularda metinlerin önemli bir kısmı da tıp alanında oluşturulan eserlerdir. Bu eserler yardımıyla halk, günlük hayatında kullanabileceği tıbbî bilgilere sahip olmaktadır. İslamiyet’ten sonra XIII-XIV. yüzyıllardan itibaren meydana getirilmeye başlanan Türkçe telif ve tercüme tıp metinleri dönemlerinin diline işaret etmesi ve özelliklerini ortaya koyması açısından önem taşımaktadır. ¤İlâc-nâme, cerrâh-nâme gibi isimlerle de anılan bu tür eserler hem halkın hastalıklarla baş edebilmeleri için gerekli halk hekimliği bilgilerini barındırmakta hem de kullanılan tıbbî terminolojiyle o dönemin dil özelliklerini ve kelime kadrosunu saptamada yol gösterici olmaktadır. Bir dilin sözcük dağarcığını tam olarak ortaya koyabilmek için edebî metinlerin yanında çeşitli bilim dallarında meydana getirilmiş metinlerin içeriğinde bulunan terimler ve kavramlar da büyük yer tutmaktadır. Bu çalışmada, Kastamonu İl Halk Kütüphanesinde 37 Hk 1297\/6 arşiv numarasıyla kayıtlı olan Kitâb-ı Ma¤cûn adlı yazma eserin yazı çevrimi yapılarak eserde geçen botanik ve tıp terimleri, anlamlarıyla birlikte ortaya konmaya çalışılmıştır. ",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2019-12-26",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c55fd877a",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c5673af2b",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Hamîdî’nin Hurşîd ü Hâver Mesnevisinin Cemâlî’nin Mihr ü Mâh ve Şeyhoğlu Mustafa’nın Hurşîd ü Ferahşâd Mesnevileriyle Karşılaştırılması",
                "creator": " Fazile Eren Kaya",
                "subject": null,
                "description": "Türk edebiyatında 14. yüzyılda başlayan çift kahramanlı aşk mesnevileri yazma geleneği 15. yüzyılda gelişerek devam etmiştir. Yusuf u Züleyha, Leyla vü Mecnun, Hüsrev ü Şirin, Cemşîd ü Hurşîd gibi, eserler farklı şairlerin kalemleriyle tekrar tekrar yazılmıştır. Aynı tarz eserlerin yazılmasından kaynaklanan yenilik arayışına İran edebiyatında yazılan Mihr ü Müşteri ve Mihr ü Mâh’lar çözüm olmuştur. 15. yüzyılda başlayan güneşli aylı mesnevi yazma geleneği 16. yüzyılda da devam etmiştir. 16. yüzyıl şairlerinden Hamîdî’nin yüzyılın son çeyreğinde yazdığı Hurşîd ü Hâver mesnevisi, kahramanlarının isimlerini gök cisimlerinden alması yönünden dikkat çekici bir eserdir. Şair de eserinin sebeb-i te’lifinde kahramanlarının mihr ve mah olduğunu söyler. Ancak Hurşîd ü Hâver Türk edebiyatındaki Mihr ü Mâhlarla karşılaştırıldığında birkaç motif dışında ortaklık bulunamamıştır. Yalnızca İran edebiyatından Cemâlî-i Dehlevî’nin Mihr ü Mâh mesnevisiyle aralarında kimi ortaklıklar tespit edilmiştir. Eserin kaynağına dair yaptığımız araştırmalarda 14. yüzyıl şairlerinden Şeyhoğlu Mustafa’nın Hurşîd ü Ferahşâd adlı mesnevisiyle benzerlikler taşıdığı görülmüştür. Bu makalede Hurşîd ü Hâver’in Mihr ü Mâh ve Hurşîd ü Ferahşâd ile ortak olan yönleri üzerinde durulacak, klasik Türk edebiyatında bir mesnevinin tercüme olmasının ya da farklı mesnevilerden etkilenerek yazılmasının, ortaya çıkan eserin te’lif\/ orijinal olmasına etkisi tartışılacaktır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2019-12-26",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c5673af2b",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c56c9a63c",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Firdevsî-i Rûmî’nin Süleymân-nâme-i Kebîr’inde (34-35. Cilt) Halk İnanışı ve Halk Hekimliğine Dair Bazı Tespitler",
                "creator": " Hulusi Eren",
                "subject": null,
                "description": "XV. asrın sonu ile XVI. asrın başlarında yaşamış olan Firdevsî (Firdevsî-i Rûmî, Uzun Firdevsî, Firdevsî-i Tavil, Türk Firdevsî), Fatih Sultan Mehmet, II. Bâyezid ve Yavuz Sultan Selim dönemlerine tanıklık etmiş önemli bir isimdir. Manzum ve mensur olarak kaleme alınmış birçok eseri varsa da kaynaklar ondan bahsederken daha ziyade mensur eserlerine vurgu yapar. Şairlik yönü yetersiz olmasına karşın onu devrinin sanatkârları arasında öne çıkaran en önemli husus, eserlerinin dil yönünden zengin olmasıdır. Eserlerinde bilinçli olarak Türkçe kelimeleri fazla kullanmıştır. Bu durum onun eserlerinde anlatımda akıcılığı da beraberinde getirmiştir.Firdevsî, Doğu ve Yunan mitolojisi, peygamber kıssaları, tarih, tasavvuf, geometri gibi alanların yanı sıra Tevrât, İncil, Zebûr, Kur’ân-ı Kerîm, hadis ve İsrailiyat kaynaklarından derlediği geniş bilgi yelpazesini eserlerinde ayrıntılı bir şekilde kullanmıştır. Süleymân-nâme-i Kebîr, onun yaklaşık elli senesini ayırarak yazdığı en önemli eseri kabul edilmektedir. 81 ciltten müteşekkil olan eser muhteva yönüyle oldukça zengindir. Hz. Süleyman etrafında şekillenmiş kıssa ve rivayetlerle diğer peygamber kıssaları, doğu mitolojisi, felsefe, tarih, astronomi, hendeseden savaş taktikleri ve hekimliğe kadar birçok bilgiyi içinde barındırması Süleymân-nâme’ye ansiklopedik bir mahiyet kazandırmıştır. Bu çalışmada, Firdevsî-i Rûmî’nin Süleymân-nâme-i Kebîr adlı eserinin 34. ve 35. ciltlerinde tespit edilen halk inanışı ve halk hekimliğine dair bilgiler incelenecektir.   ",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2019-12-26",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c56c9a63c",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c57206567",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Osmanlı Dönemi Metinlerinde Ekmek ve Ekmekle İlgili Anlam Çerçeveleri",
                "creator": " İncinur Atik Gürbüz",
                "subject": null,
                "description": "Kaynaklara göre insanoğlu, yaşaması için gerekli olan beslenme ihtiyacını ilk dönemlerde avladığı hayvanlardan elde ettiği et türevi besinlerle ve topladığı meyve ve bitki tohumları ile karşılamaktaydı. Bu aşamada doğanın kendisine sunduklarıyla yetinen insanoğlu elindeki malzemeyi değiştirme\/dönüştürme yetisine sahip değildi. Dolayısıyla bitki tohumlarını işleyip una dönüştürmeyi de bilmiyordu. Kesin tarihi bilinmemekle birlikte insanın ateşi kullanmayı öğrenmesi ve yerleşik yaşama geçmesi, besin kaynaklarının çeşitlenmesinin önünü açtı. Bu sürecin sonunda insanoğlu tahılı işlemeyi, elde ettiği unu mayalı ya da mayasız olarak hamur hâline getirmeyi ve fırın, tandır, sac gibi aletler aracılığıyla pişirerek ekmek hâline getirmeyi de öğrendi. Ortaya çıkan bu yiyecek insanlar tarafından öylesine beğenildi ki tarihin her döneminde insanlığın en temel besin kaynaklarından biri oldu. İnsanlığın gelişim sürecinde şehirleşmeye, meslekî bölümlenmeye ve ihtisaslaşmaya paralel olarak daha kolay üretilebilir ve ulaşılabilir olmasıyla birlikte bütün dünyada kurulan her sofranın vazgeçilmezi hâline geldi. Tarihî kayıtlarda Babil halkının fırında ekmek pişirmeyi bildiği, eski Mısır’da -tesadüfen bulunan- ekmek mayalama yönteminin kullanıldığı hatta Mısır’da beyaz ekmeğin soyluların ve sarayın simgesi sayıldığı gibi bilgiler bugüne aktarılmaktadır. Türklerde ise Orta Asya’dan itibaren var olan ekmek\/etmek kültürü, Anadolu’ya yerleştikten sonra çeşitlenmiş ve daha zengin bir hâle gelmiştir. Anadolu coğrafyasının buğday yönünden zengin olmasının da etkisiyle buğday başta olmak üzere çavdar, arpa, mısır gibi tahıllar, ekmek yapımında kullanılmış ve ayrıca çeşitli yapım teknikleri ile ekmeğin şekli, tadı, dayanma süreleri de belirlenmiştir. Ekmek, toplumsal yapının gelişimiyle birlikte asgari düzeydeki beslenmenin sembolü hâline gelmiştir. İnsanların ekmeğe erişim gücü, toplumun refah düzeyinin göstereni olarak kabul edilmiştir. Toplumsal hayatın bu kadar önemli bir parçası olan ekmeğin ve çeşitlerinin, yaşanılan hayatın bir göstereni olan edebiyata ve edebi metinlere de yansıdığı görülmektedir. Bu çerçevede ekmekle ilgili pek çok unsur, edebiyatın mecazlar dünyası içerisinde kendine yer bulmuştur. Bu makalede ekmeğin ve ekmekle ilgili unsurların Osmanlı dönemi edebî metinlerindeki kullanılış biçimleri incelenecektir. Bu inceleme sonucunda ekmek etrafında oluşan anlam çerçevelerinin tespit edilmesi hedeflenmiştir. ",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2019-12-26",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c57206567",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c57972aae",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Nedim’in Berây-ı Sitâyiş-i Sa’dâbâd Adlı Kasidesine Metinlerarası Bir Yaklaşım: Gönderge ve Anıştırmalar",
                "creator": " Munise Koç",
                "subject": null,
                "description": "Birçok araştırmacı tarafından tanımlanan ve farklı adlandırılmalarda bulunulan metinlerarasılık kavramı, özünde bir metnin bir ya da birçok metinle “söyleşmesi”dir. Metinler birbirleriyle çeşitli şekillerde söyleşir. Bunlardan ikisi gönderge ve anıştırmadır. Gönderge, bir metinden alıntı yapılmadan o metinden bahsedilmesidir. Daha geniş anlamı ile gönderge, bir metinde bir çağın, bir türün (yazınsal olsun ya da olmasın), bir geleneğin, yazar veya şair adlarının ya da bir şiir veya hikâye kişisinin, tarihî bir kahramanın, kutsal kitaplardan birinin adının açıkça anılmasıdır. Anıştırma ise göndergeye göre daha ketumdur. İlk anda anlaşılması kolay değildir. Anıştırma, bir metne birkaç kelime ya da yarım bilgiyle sezdirim yoluyla göndermede bulunmadır. Anıştırmaların anlaşılması çoğu zaman zordur ve belli bir bilgi birikimini gerektirir. Bu birikimin gerekliliği metinlerarasılıkta okurun önemini vurgulayan kuramcıları doğrular niteliktedir. Zira okur göndergeleri ve anıştırmaları anlayacak bilgi ve birikime sahip değilse metnin metinlerarasılığı ortaya çıkamaz. Sözlükte “kastetmek, bir şeye doğru yönelmek” gibi anlamlara gelen kaside terim olarak “belli bir amaçla söylenmiş, üzerinde düşünülmüş şiir” demektir. 18. yüzyıl şairlerinden Nedim Berây-ı Sitâyiş-i Sa’dâbâd adlı kasidesinde Sa’dâbâd bölgesinin güzelliğini tasvir ederken esasen mekân üzerinden III. Ahmed’in saltanatına dikkat çekmek istemiştir. Bu çalışmada söz konusu kasidenin teşbib bölümünde tasvir edilen Sa’dâbâd bölgesi hakkında kısaca bilgi verildikten sonra kasidenin şekil ve muhteva özelliklerine değinilip, gönderge ve anıştırmalar yönünden metinlerarası bir incelemesi yapılacaktır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2019-12-26",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c57972aae",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c57edc0dd",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Takriz Bir Tür Müdür?",
                "creator": " Nagihan Gür Çalışır",
                "subject": null,
                "description": "En genel tanımıyla eserler ve yazarlar hakkında yazılmış övücü nitelikte tanıtım yazıları olarak tanımlanan takrizler, Osmanlı edebiyatının hemen her döneminde üretim alanı bulmuş, farklı şekil ve içerikleriyle kendine özgü bir gelenek oluşturmuştur. Sanat ortamında tutunmaya çalışan şairlerin\/yazarların otorite saydıkları kişilerden takriz ricasında bulunması, takdir görme ve geleneğe eklemlenme çabalarının bir yansımasıdır. Takriz yazarak başkalarının eserlerini tanıtan\/takdim eden kişiler için ise bu yazın pratiği, kendi sanat güçlerini sınadıkları ve geleneğin ideal sanat anlayışını yerleştirmeye çalıştıkları bir söylem alanı oluşturur. Takrizlerin pek çok farklı türde yazılmış eserde karşımıza çıkması, bu metinlerin Osmanlı edebiyatındaki yaygınlığına işaret etmektedir. Bâkî, Nev‘î, Nâbî, Şeyh Gâlib, Nedîm, Seyyid Vehbî ve Koca Râgıb Paşa gibi Osmanlı edebiyatının önemli temsilcilerinin başkalarının eserlerine takriz yazması ve bazılarının yazmış oldukları takrizlere kendi divanlarında yer vermesi, bu metinlere belirli bir yazınsal değer atfedildiğini göstermektedir. Osmanlı dönemi takriz metinlerini merkeze alacağım bu makalede, takrizlerin bir tür olup olmadığını tartışmaya açacağım. Bu bağlamda, ilk olarak takrizlerin biyografik eserlerde, divan ve mecmualardaki temsilleri üzerinde duracağım. Takrizlerin şekilsel ve üslupsal özelliklerini bazı takriz örnekleri üzerinden tartışmaya açarak bu geleneğin yazınsal değerini ve türsel özelliklerini ortaya koymaya çalışacağım. ",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2019-12-26",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c57edc0dd",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c5843a734",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Firâkî’nin Husrev ü Şîrîn Adlı Mesnevisinin Mekânın Eserdeki İşlevleri Açısından Değerlendirilmesi",
                "creator": " Asuman Bayram",
                "subject": null,
                "description": "Tahkiyeye dayalı eserlerin temel unsurlarından mekân, anlatının yüzey yapısına ait bir unsur olan dekor işlevini karşılaması özelliğiyle öne çıkar. Bunun yanında mekânın derin yapı içinde özellikle kahramanların psikolojik durumlarına ait değişimlerin nedeni, belirleyicisi ya da bu değişiklikleri yansıtan bir öge oluşu gibi farklı işlevleri de vardır. Bu bakımdan mekânın eser içinde takibi ve tahlili, anlatının yüzey ve derin yapısının okur tarafından anlaşılması açısından son derece önemlidir. Klasik edebiyata ait tahkiyeli bir tür olan ve modern öncesi roman olarak da değerlendirilen mesnevi türündeki eserlerde de mekân, anlatının temel taşlarından biri konumundadır. Mesneviler içinde de özellikle çift kahramanlı aşk hikâyelerini konu edinenler, anlatı yapısı açısından roman türüne ait unsurların tamamını içinde barındırmaktadır.  Bu çalışmada Firâkî’nin İran şairi Nizâmî’nin aynı adlı eserinin tercümesi olan Husrev ü Şîrîn adlı mesnevisi, eserdeki mekân kullanımları, mekânın yardımcı veya engelleyen unsur oluşu, yer değiştirme ve yol güzergahları, tasvir ögeleri ve bu kullanımların eser içindeki işlevleri açısından değerlendirilmeye çalışılacaktır. ",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2019-12-26",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c5843a734",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c58aa54f6",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Ardavirafnâme ve Miraçnâmelerde Yükseliş Mitinin İncelenmesi",
                "creator": " Necmiye Özbek Arslan",
                "subject": null,
                "description": "Ortak düşünce kalıplarını içeren pek çok motif farklı inanç dünyalarında ortak şekillerde kullanılmaktadır. Özellikle din ve mitolojiyi kapsayan inanç temelli görüntülerde kutsalın kavramsal olarak çerçevesi çizilmeye çalışılır. Bu kavram çerçevesinin en dışında Tanrı ve ona ulaşma isteği yer almaktadır. Gök Tanrı inancından Hıristiyanlığa, Zerdüştlükten Yahudiliğe, Mazdeizmden İslamiyet’e kadar bütün dinlerde gök hiyerofanileri göğü kutsal kabul etmiş ve Tanrı’ya mekân olarak seçmişlerdir. Bu nedenle ölmüş bedenlerin ruhlarının gökyüzüne yükseldiğine dair inanç yaygınlaşmıştır. Gökyüzündeki yaşam, sonu gelmeyen yaşamdır. Çünkü dinsel inançlara göre kutsal varlıklar, Tanrı\/ Tanrılar yaratıcıdır; o\/onlar ebedi olarak yaşarlar ve kurucudurlar. Gök en yüksek mekân olarak kabul edildiği için yüksekte olan ve buraya yükselmiş olan, hangi dini inançta olursa olsun, aşkın olanı temsil eder. Öteki dünyaya, metafizik ya da semâvi âleme seyahat etmek suretiyle miraç tecrübesini geçiren kişiler tanrıyla buluşup tanrısal güçlerden faydalanarak ilahi öğretileri ve emirleri alıp yeryüzü hayatını düzenleme çabası içindedirler. Bu çalışmanın konusu olan Ardavirafnâme, Muhammediye ve Mirâcnâme metinleri göğe çıkışın, Tanrıyla buluşmanın anlatıldığı metinlerdir. Bunlardan sadece Muhammediye manzum olarak yazılmıştır. Metinlerde görülen pek çok ortak özelliğin yanında farklılıklar da bulunmaktadır. Bu çalışmanın amacı; göğe yükseliş ve Tanrıyla buluşma aşamaları, gökyüzünde yaşanan deneyimler, göğe çıkmada kullanılan araçlar ve yükselişin nasıl gerçekleştiği gibi mitsel motifler ortaya konacak ve metinlerin kapsadıkları din sistemlerindeki benzer ve farklı özellikleri dikkate sunulacaktır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2019-12-26",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c58aa54f6",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c58fefd27",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Klasik Türk Edebiyatında Kullanılan “Sîne-Sâf” Tabiri Üzerine",
                "creator": " Bilal Güzel",
                "subject": null,
                "description": "Sîne-sâf tabiri, Farsça, göğüs, bağır, sadr; gönül, kalp, yürek anlamına gelen “sîne” kelimesi ve Arapça temiz, duru, berrak, hâlis anlamlarına gelen “sâf” kelimesinin bir araya gelmesiyle oluşmuştur. “Sîne-sâf”  için Farsça ve Türkçe sözlüklerde genel olarak üç anlam verilmiştir. Bun anlamlardan ilki   “gönlü temiz”dir. Sîne-sâf, gönlü temiz anlamı ile daha çok tasavvufi metinlerde kullanılmaktadır. Sîne-sâf için sözlüklerde gönlü temize yakın olarak “özü sözü doğru”, “iyi niyetli” ve  “samimi, içten” anlamları da verilmektedir. Bu anlamlarının yanı sıra üçüncü bir anlam olarak sîne-sâf,  “sarılıp kucaklaşmış” anlamına gelecek şekilde de kullanılmaktadır. “Sîne-sâf” tabirinin en yaygın olarak kullanılan anlamı “gönlü temiz, temiz kalpli, özü sözü doğru” anlamlarıdır.  Sîne-sâf, klasik Türk edebiyatında on altıncı yüzyıldan itibaren kullanılmaya başlanmış ve hem manzum hem de mensur eserlerde kullanılmıştır. Daha çok yalın olarak kullanılan tabir kimi zaman da ol- yardımcı fiilini almıştır. Sîne-sâf’ın Klasik Türk edebiyatındaki kullanımı yukarıda verilen sözlük anlamlarının hemen hepsini karşılamaktadır. Ancak hem manzum hem de mensur eserlerdeki bazı kullanımlarda verilen sözlük anlamlarının bağlama uygun olmadığı tespit edilmiştir.  Bu çalışmada “sîne-sâf” tabirinin örnek metinler üzerinden Klasik Türk edebiyatında kullanımı üzerinde durulacaktır. Bu tabirin hangi anlamlarda kullanıldığı tartışılıp, sözlüklerde verilen anlamların dışında kullanılıp kullanılmadığı sorgulatılacaktır. Çalışmanın sonunda kullanıldığı bağlamdan hareketle sîne-sâf için sözlüklerde yer almayan yeni bir anlam önerisinde bulunulacaktır. ",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2019-12-26",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c58fefd27",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c5974e95f",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Aşure Geleneğinin Tarihsel Arka Planı ve Osmanlı Kültür Dünyasına Yansımaları",
                "creator": " Kadim Polat",
                "subject": null,
                "description": "Toplumsal bellekte yer eden bazı önemli günler ve bugünlere atfedilen uhrevî, siyasî ve sosyal sebepler bulunmaktadır. Aşure kavramı da birçok topluma mâl edilip çeşitli vesilelerle yâd edilen günlerden biri olarak toplumlar nezdindeki önemini korumaktadır. Başlangıçta peygamberler etrafında şekillenen çeşitli kutsal olayların gerçekleştiği gün olarak kabul edilen aşure günü, Kerbelâ hadisesinden sonra tarihsel olarak başka bir mecraya evrilmiş ve bir ritüelken drama dönüşmüştür. Dolayısıyla bugün, İslam toplumunda hüznün ve matemin sembolü olarak yer edinmiş ve İslamî kaynaklara bu düzlemde geçmiştir. Bu olaydan sonra siyasî bir anlam kazanan ve özellikle Şiî Müslümanların dünyasında yas tutmanın bir sembolü haline gelen aşure günü, zamanla Sünnî İslam dünyasında da aynı etkiyi yaratmış; Hz. Hüseyin ve yakınlarının Kerbelâ’da şehit edilmesi etrafında şekillenen bir anmaya dönüşmüştür. Böylece İslamiyeti benimseyen toplulukların dinî, siyasî, sosyal ve kültürel dünyalarının şekillenmesinde Kerbelâ olayının da etkisi olmuştur. Bu çalışma, aşure kavramına isnat edilen tarihsel\/mitolojik kökeni irdelemek ve Osmanlı kültür dünyasındaki etkilerine dikkat çekmek amacıyla hazırlanmıştır. Çalışmada, bu kavramın çeşitli toplumlarda nasıl bir amaca hizmet ettiği, Osmanlı sosyal hayatındaki yeri ve Osmanlı dönemi edebî metinlerindeki işlenişi üzerinde durulmuştur. Bu sebeple, Osmanlı döneminde kaleme alınan edebî metinlerden yola çıkarak Türk-İslam inanışında yer ettiği anlama dikkat çekilmiştir. Sonrasında, Osmanlı şiiri örnekleri temel alınarak mitolojik bir temele dayanıp dayanmadığı sorgulanmıştır. ",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2019-12-26",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c5974e95f",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c59cb99f1",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Bir Eski Anadolu Türkçesi Mesnevîsi: İnayetnâme yahut Gencnâme",
                "creator": " Zeynep Buçukcu",
                "subject": null,
                "description": "İnâyetnâme ve bir diğer adıyla Gencnâme 16. yüzyılın ilk yarısında telif edilmiş bir mesnevidir. Şu ana kadar yapılan araştırmalarda esere ait iki nüsha tespit edilmiştir. Bunlardan biri Vatikan Apostalik Kütüphanesi’nde Vat.turc.340 katalog numarasıyla diğeri ise Konya Mevlânâ Müzesi yazmaları arasında 1659 demirbaş numarasıyla kayıtlıdır. Konya nüshası 2.460, Vatikan nüshası ise yaklaşık 5.215 beyittir. Konya nüshası Vatikan nüshasına göre eksiktir. Eserin içeriğinde peygamberler, din büyükleri, mutasavvıfların hayatlarından hikayeler, ayet ve hadis açıklamaları bulunmaktadır. Bölümler arasında çoğu zaman bir bağlantı yoktur. Ancak din, tasavvuf, ahlak konularının dışına çıkılmaz ve okuyucunun anlatılanlardan ders çıkarması, ibret alması hedeflenir. Eserin müellifi Fidâ’î adlı bir şairdir. İnâyetnâme’nin telif tarihiyle aynı zamanda yaşamış ve divanında da benzer konuları çokça işlemiş olan Mevlevî şair Fidâ’î Mehmed Dede olması muhtemeldir. Bu çalışmada İnâyetnâme’nin söz konusu iki nüshası tanıtılmış ve karşılaştırılmıştır. Mesnevinin içeriğine, dil özelliklerine ve müellifinin kimliğine dair ayrıntılı bilgi verilmiştir.  ",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2019-12-26",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c59cb99f1",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c5a24a466",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Kelimelerin Yolculuğu: Herat Ekolü Tezkirelerinden Heşt Bihişt’e Şair ve Şiir Niteleyicileri",
                "creator": " Özge Karakoç Kaygusuz",
                "subject": null,
                "description": "Türk Edebiyatında şair biyografileri içerisinde önemli bir yeri olan Heşt Bihişt, Anadolu sahasında yazılmış ilk tezkiredir. Tezkirenin yazarı Sehî Bey (ö. 1548\/1549), eserin sebeb-i te’lif bölümünde tezkireyi kaleme alırken, bugün Herat Ekolü tezkireleri olarak isimlendirilen üç tezkireden yararlandığını ifade eder. Bu tezkireler: Bahâristan, Devletşâh  ve Mecâlisü’n-Nefâyis’tir. İkisi Farsça biri Türkçe kaleme alınmış olan bu tezkireler tabakat usulüyle yazılmışlardır. Sehî Bey de eserini bu usule uygun şekilde kaleme almıştır. Heşt Bihişt ile Herat Ekolü tezkirelerinin ortak özelliği sadece şekille sınırlı kalmaz. Biyografiler aktarılırken kullanılan ifade kalıplarında ve terim olup olmadığı üzerinde tartışmalar bulunan şiir ve şair niteleyicilerinde de benzerlik görülür.Bu çalışmanın amacı, Heşt Bihişt, Devletşâh, Bahâristan ve Mecâlisü’n-Nefâyis örnekleminde tezkirelerin biyografi kısımlarında kullanılan şiir ve şair niteleyicilerinin ortaklığını, aynı zamanda tezkire geleneği içerisinde Fars Edebiyatından Türk Edebiyatına geçen tezkire terminolojisi ya da daha ihtiyatlı bir söylemle tezkirelerdeki şiir ve şair niteleyicilerini tespit etmektir. Anahtar Kelimeler: Heşt Bihişt, Devletşâh Tezkiresi, Bahâristan, Mecâlisü’n-Nefâyis, tezkire, Türk Edebiyatı, Fars Edebiyatı.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2019-12-26",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c5a24a466",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c5abca038",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Yıldız, Ayşe (2019). Muradhân-zâde Ebûbekir Sıdkî ve Şiirleri (İnceleme-Metin-İşlevsel Sözlük). Ankara: Grafiker Yayınevi.",
                "creator": " Hanım Yımaz",
                "subject": null,
                "description": "\"Yıldız, Ayşe (2019). Muradhân-zâde Ebûbekir Sıdkî ve Şiirleri (İnceleme-Metin-İşlevsel Sözlük). Ankara: Grafiker Yayınevi.\" künyeli çalışmanın tanıtımıdır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2019-12-26",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c5abca038",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        }
    ]
}



