{
    "issueRecord": {
        "header": {
            "identifier": "oai:https:\/\/www.adeddergi.com\/:sayi\/68a8c49fb8167",
            "datestamp": "2020-04-30"
        },
        "metadata": {
            "title": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi, Cilt: 4 Sayı: 1",
            "creator": "",
            "subject": null,
            "description": null,
            "publisher": "Prof. Dr. Mehmet Özdemir",
            "date": "2020-04-30",
            "type": "Journal Issue",
            "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/sayi\/68a8c49fb8167",
            "language": "tr",
            "rights": "Creative Commons"
        }
    },
    "articles": [
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c4b3350d9",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Divan Şiirinde “Cân-fezâ” Tabiri Üzerine",
                "creator": " Orhan Kiliçarslan",
                "subject": null,
                "description": "Şairlerin dil malzemesinin bütün anlam ilgilerinden derinlemesine yararlandığı klasik şiirde her tabirin, ibarenin farklı kullanımlarının ortaya konulması, metinlerin ve bu metinlerin yazıldığı dilin zenginliğini göstermesi bakımından önemlidir. Klasik şiirde şairlerin bir düzen içerisinde kurdukları beyitlerde bir tabirin yalnızca sözlüklerde kayıtlı olan ilk anlamları ile yorumlanması, yerleşik anlamın baskın bir karakterde olmasını ve diğer metinlerde de benzer biçimde ele alınmasına sebep olmuştur. Klasik edebiyatın başlangıç ve klasikleşme öncesi dönemleri birlikte düşünüldüğünde coğrafi ve kültürel anlamda ilişki içinde bulunduğu diğer dillerle etkileşimi yoğundur ve bu etkileşim incelendiğinde bahsedilen yaklaşımlar sınırlı bir yorum alanında hareket edildiğini göstermektedir. Bu makalede klasik Türk şiirinde sevgiliye ait özelliklerin sıfatı görevinde ve taşıdığı anlam açısından tarihlerde sıkça kullanılan “cân-fezâ” tabirinin tespit edilen örneklerde “âb-ı hayât” karşılığında da kullanımına ilişkin tespitler yapılmış ve bu anlamıyla da metinlerde işlendiği gösterilmeye çalışılmıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2020-04-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c4b3350d9",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c4b435345",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Aykut Ertuğrul’un Başlangıçların Sonsuz Mutluluğu Adlı Hikâye Kitabının Metinlerarası İlişkiler Açısından İncelenmesi",
                "creator": " Ali Pulat",
                "subject": null,
                "description": "Aykut Ertuğrul, postmodernizmin tanımını gelenekle birlikte ele almaktadır. Modernizmin eleştirisini yapan Aykut Ertuğrul postmodernizmi, geleneksel motiflerle okuyucusunun karşısına çıkarmaktadır. Aykut Ertuğrul hikâyelerinde kültürel mirasa önem verir ve geleneği bu çağın beklentilerine uyarlarken metinlerarasılıktan yaralanır. Aykut Ertuğrul, postmodernizmin ön eki olan “post” u gelenekteki “makam, mevki” anlamına gelen çağrışımı ile kullanır. Bu sebeple; dini, sosyal, kültürel ve tarihi birçok unsur onun hikâyelerinde yeni ve özgün bir biçimde ele alınmıştır. Bunu yaparken metinlerarasılıktan da yaralanır. Aykut Ertuğrul’un hikâyelerinde metinlerarasılık, yeni anlatım özelliklerine kavuşmuştur. Aykut Ertuğrul, hikâyelerinde metinlerarasılık özelliklerini yapısal olarak posmodernist bir çizgide kullanırken içerik olarak geleneğe bağlı kalmıştır. Aykut Ertuğrul, Başlangıçların Sonsuz Mutluluğu adlı kitabında metinlerarasılığı edebi, dini, tarihi metinlerden alırken; bu hikâyelerde gönderge, anıştırma, pastiş, parodi, ironi ve kolaj gibi tekniklerden yararlanmıştır. Bunun yanında bu hikâyelerde müzik, film, gazete haberleri, oyunlar ve güncel olayları da kullanmıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2020-04-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c4b435345",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c4b56d718",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Tokadîzâde Şekip Bey&#039;in Derviş Sözleri Adlı Eseri",
                "creator": " Tolga Karahan",
                "subject": null,
                "description": "Meşrutiyet ve Cumhuriyet dönemi sanatçısı olan Tokadîzâde Şekib Bey(1871-1932) İzmir’de yaşamış olmasına rağmen bugüne kadar adından pek söz edilmemiş ve hemen hemen üzerinde hiç çalışılmamış bir isimdir. Ancak hakkında biraz bilgi sahibi olmak isteyenler Tokadizade Şekip Bey’in özellikle 1920’li yıllardan sonra edebiyat çevrelerince iyice benimsendiğini ve çeşitli dergilerde şiirler - makaleler yayımladığını görür. Yine kendisinin etkin olduğu yıllarda (1924) yayımlamış olduğu pek çok eser gibi tasavvufî içerikli olan Derviş Sözleri’nin de Latin harflerine aktarılmadığını ve üzerine yeterli araştırmanın yapılmadığını gördük. Bu sebeplerden ötürü bu yazımızda hem bu eser Latin harflerine aktarılacak hem de Tokadîzâde Şekib Bey’in edebi kişiliği hakkında kısa bilgiler verilecektir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2020-04-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c4b56d718",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c4bcb7421",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Divan Şiirinin\/Şairinin Hâb-ı Gafletten İkaz Vazifesi",
                "creator": " Gülçiçek Akçay",
                "subject": null,
                "description": "“Çevresinde olanları fark edememe, açık gerçeği görememe, dalgınlık, dikkatsizlik, basiretsizlik, aymazlık” olarak tanımlanan gaflet, tasavvufi ıstılah olarak, “kalbin Hak’tan habersiz olması, zikrinden mahrum kalması, ‘Hak’ şeklinde ifadesini bulan açık gerçekleri görememe, dinî hassasiyetlere uymakta idrak eksikliği, nefsin emrine göre hareket etme, her konuda yeterince zikirden mahrum olma” şeklinde manasını bulmuştur. Divan şairlerinin ortak lügatinde yer alan ve uyku hali ile özdeşleştirildiği için “gaflet uykusu” şeklinde ifadesini bulan bu halin keyfiyeti ve onu izale etme yolları başta tasavvufi eserler olmak üzere bu düşünce sisteminin hayallerini ve mecazlarını kullanan edebi mahsullerde çokça karşımıza çıkmaktadır. İncelediğimiz divanlarda gaflet uykusu ibaresinin genellikle her insanın tabii olarak içinde bulunduğu bir hali tarif için kullanıldığını görmekteyiz. Zaman zaman Hak yolunu meslek edinmiş bir salik, çokça da bu yoldaki mürşit rolüne bürünen şair, necat bulmaya çalıştığı gafletin hallerini, gafilin özelliklerini, gaflet uykusundan uyanma yollarını işaret etmek için şiiri vasıta olarak kullanmıştır. Bu haliyle edebi eser, cemiyeti irşat etmede rol oynamaktadır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2020-04-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c4bcb7421",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c4c00b63b",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Varoluşçuluğun Türk Edebiyatında Algılanışı ve Tutunamayanlar",
                "creator": " Yunus Şahi̇n",
                "subject": null,
                "description": "Varoluşçuluğun bir akım hâline gelmesinde edebiyat önemli bir konuma sahiptir. Nitekim Albert Camus ve Jean Paul Sartre gibi varoluşçu düşünürler fikirlerini edebi eserler üzerinden açıklama gereği duymuşlardır. Böylece “varoluşçu edebiyat” olarak adlandırabileceğimiz bir kavram ortaya çıkmıştır. Varoluşçular genel manada sanayileşme, modernizm ve II. Dünya Savaşı gibi büyük toplumsal etkilere neden olan olgu ve olaylar karşısında bunalan insanı konu almışlardır. Türk Edebiyatında varoluşçuluğun etkileri 1950’li yıllarda görülmeye başlanmıştır. Batılı yazarların eserleri ile benzerlikler göstermelerine rağmen Türk Edebiyatında varoluşçuluğun dayandığı temel ilkelerin aynı olduğu söylenemez. Zira Türk toplumu Sanayi Devrimi ve II. Dünya Savaşı gibi toplumsal olayların etkisini doğrudan hissetmemiştir. Türk Edebiyatında bunların yerini kültür karmaşasının yarattığı bunalım almıştır. Oğuz Atay, Türk Edebiyatında bunalan aydın bireyi konu edinen en önemli yazarlardan biridir. Bu çalışmada Türk Edebiyatında varoluşçuluğun nasıl algılandığı, Batı edebiyatına göre benzerlik ve farkları ve bu bağlamda Oğuz Atay’ın varoluşçu edebiyat içerisindeki konumu Tutunamayanlar romanı üzerinden incelenecektir. Böylece bir felsefî disiplin olarak varoluşçuluğun, Türk edebiyatı için nasıl bir zemin ve çerçeve sunduğu sorusu cevaplanmaya çalışılacaktır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2020-04-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c4c00b63b",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c4c56059f",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Farsça Kaynaklı Bir Atasözünün Divan Şiirindeki Görünümleri Üzerine: Kadr-i Zer Zerger-Şinâsed Kadr-i Gevher Gevherî",
                "creator": " Kadri Hüsnü Yilmaz",
                "subject": null,
                "description": "Toplumların inançları ve davranış biçimlerini aktarma aracı olarak kabul edilen atasözlerinde, ortaya çıktığı halkın geçirdiği tecrübeler ile bu tecrübeler sonucunda oluşmuş olan değer, düşünce, kanaat, yaklaşım ve geleneklerin izleri bulunur. Toplumların sosyal hayatları ve tecrübelerinin edebiyatlarına yansıması kaçınılmaz bir gerçek olduğuna göre atasözleri ve deyimlerin de edebî ürünlerde yer alması olağan bir durumdur. Soyut düşüncelerin atasözleri vasıtasıyla somut bir kalıba evrilmesi, anlatılmak istenen duygunun atasözleriyle pekiştirilmesi, edebî sanatların da yardımıyla vezinli ve kafiyeli bir söylemle şiirde karşımıza çıkar. Divan şairlerinin de özellikle Necâtî’den sonra her dönemde şiirlerinde atasözleri ve deyimlere yer verdikleri görülür. Bu çalışmada, “Altının kıymetini kuyumcu, cevherin kıymetini mücevherci bilir” anlamına gelen “Kadr-i zer zerger-şinâsed kadr-i gevher gevherî” atasözünün şairlerce nasıl kullanıldığı incelenmeye çalışılacaktır. Atasözünün bulunduğu örnekler, divanlar, mesneviler, tarihî eserler, biyografik kaynaklar olmak üzere çok sayıda eser taranarak tespit edilmiştir. Söz konusu atasözünün lafzen aynı şekilde bulunduğu beyitlerin yanında, atasözünün bir bölümünün yer aldığı ya da atasözünü telmih eden örnekler de çalışmaya dahil edilmiştir. Özünde, bir varlığın kıymetinin ancak o işin ehli tarafından hakkıyla bilinebileceği anlamı yatan atasözünün, örnek beyitlerde; sevgilinin kıymetinin ancak aşktan anlayan, gerçek âşıklar tarafından bilineceği, şairin şiirinin değerinin ancak nükteden, şiirin inceliklerinden anlayan bu konuda ehil kişilerce bilineceği, kişinin insanî kıymetinin ancak onu hakkıyla tanıyanlar tarafından bilineceği şeklinde işlendiği görülmektedir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2020-04-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c4c56059f",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c4cab4b25",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Mustafa Çiftci&#039;nin Öykülerinde Evliliğe Bakış",
                "creator": " Gültuğ Erdöl",
                "subject": null,
                "description": "İnsana ait en güçlü ve en güzel duygulardan biri olan aşk, Türk Edebiyatı’nın birçok eserine konu olmuştur. Aşk, Divan Edebiyatı ve Halk Edebiyatı eserlerinde âşıkların kavuşamadığı ölçüde değerli olurken, modern edebiyatla birlikte; iyi, kötü, güzel, çirkin tüm yönleriyle eserlerde kendisine yer bulmuş ve toplumsal hayatta karşımıza çıkan tüm yönleri ile edebiyat içerisinde de değerlendirilmeye başlanmıştır. Aşk sonucu ortaya çıkan en önemli olgu ise evlilik kavramıdır. Birbirine aşk ve sevgi bağıyla bağlı erkek ve kadının, bu sevgi sonucu kalan hayatlarını bir arada geçirme isteği olarak tanımlayabileceğimiz evlilik akdi, karşılıklı sevgi ve iki kişinin de isteği neticesinde gerçekleşen yahut gerçekleşmesi gereken bir eylemdir. Ancak hem toplumumuzda hem de dünyada birçok evliliğin, her iki kişinin ya da taraflardan birinin rızası olmadan gerçekleştiği görülür. Bazı kişiler ise ailevi, toplumsal ya da sosyo kültürel nedenlerden ötürü sevdikleri kişi ile evlenememektedir. İnceleyeceğimiz Mustafa Çiftci öykülerinde de odak noktasında aşk olmayan ve farklı sebeplerle gerçekleştirilen evliliklere değinilecektir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2020-04-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c4cab4b25",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c4d213259",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Bir Deneyim Olarak Edebiyat",
                "creator": " Elif Paliçko",
                "subject": null,
                "description": "Deneyim, bireyin yaşam boyunca edindiği bilgilerin, yaşantıların tamamıdır. İnsan yaşamında doğduğu andan itibaren başlayan deneyimler, onun ölümüne kadar devam eden bilişsel bir süreci teşkil ederler. Hayata ve dünyaya dair bilgileri içermesi açısından da önemli bir rol oynayan deneyimler, insanı iyi veya kötü değiştirir ve şekillendirir. Deneyimin, terim olarak kesin bir tanımı olmamasından dolayı, sınıflandırılması, özelliklerinin belirlenmesi ve türlere ayrılması; terimin anlam çerçevesinin belirlenmesinde kolaylık sağlamaktadır. Edebiyat ise dünyayı, hayatı, duyguları ve olayları dil aracılığıyla yansıtan bir sanat dalıdır. Edebiyat da, yaşama dair bilgiler verir. Bu bilgiler, kurmaca bir dünyaya ait olsa bile gerçeklik ile bağlantılıdır. Edebiyat; bireye hayat dersi veya ahlak dersi verebilir, onun hayal gücünü besleyebilir ve estetik haz verebilir, zihinsel olarak değiştirir ve şekillendirir. Sadece sanatsal değil, aynı zamanda yaşamsal bir üretim olan edebiyat, bir deneyim olarak karşımıza çıkmaktadır. Ayrıca edebiyat, hem estetik bir deneyim olarak hem de genel anlamda bir deneyim olarak var olur. Bu çalışmada, edebiyat ve deneyim arasındaki ilişki ele alınacaktır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2020-04-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c4d213259",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c4d880bc0",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Towards a New Critical Edition of Yavuz Sultān Selīm’s Persian Dīvān: An Overview of The Manuscripts",
                "creator": " Benedek Péri",
                "subject": null,
                "description": "Many Ottoman Sultans excelled in poetry but Selīm I was the only one who composed poetry almost exclusively in Persian. The first printed edition of the divan was published in Istanbul in 1889. This edition was based on a single manuscript. The first critical edition was prepared by a German Iranist, Paul Horn in 1904. He based his work on seven manuscripts four of which he found in European libraries. Only three came from libraries in Turkey. A couple of years ago a project was started to prepare a new edition of the divan. The work started with browsing library catalogues and collecting manuscripts that were unknown to Horn. The search included libraries in Europe and the Middle East. Many new manuscripts were found. The new critical edition that is planned to be printed this year is going to be based on Horn’s edition and 24 manuscripts 21 of which were not seen by Horn. Nineteen of the manuscripts are from libraries in Turkey, four are from libraries in Tehran and one is from Israel. These manuscript contained many unpublished poems. The aim of the present article is to give a detailed description of all the manuscripts used for the new critical edition of Sultān Selīm’s divan.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2020-04-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c4d880bc0",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c4dddcffa",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Ali Paşazâde Mustafa Hamdî ve Dîvânı",
                "creator": " Enes Yıldız",
                "subject": null,
                "description": "Yaklaşık altı yüz yıl devam eden Klasik Türk edebiyatının bugünkü nesillere bıraktığı edebî mirasların başında dîvânlar gelmektedir. Bugüne kadar yüzlerce dîvân üzerine çalışmalar yapılmış ve yapılmaya devam etmektedir. Dîvân şiiri geleneğinde yetişen sanatçılardan biri de bu çalışmaya konu olan XVIII. yüzyıl şairlerinden Ali Paşazâde Mustafa Hamdî’dir. Mustafa Hamdî Bey 1180 (1766-1767) yılında doğmuştur. Yegen Ali Paşazâde Hamdî’nin asıl adı Mustafa’dır. Mustafa Kâ’il Efendi’den Arapça ve Farsça dersler alan Hamdî, 1207 (1792-1793) yılında 27 yaşındayken vefat etmiştir. Şu an için bilinen tek eseri ise Dîvân’ıdır. Dîvân’ın ulaşabildiğimiz tek nüshası ise Medine Ârif Hikmet Kütüphanesi Türkçe Yazmalar 205\/811 arşiv numarasıyla kayıtlıdır. 30 varaktan oluşan Dîvân’da sırasıyla 102 gazel, 1 müseddes, 1 tahmis, 11 kıt’a, 1 kaside ve 8 müfred olmak üzere toplam 124 şiir bulunmaktadır. Çalışmada öncelikle şair hakkında kaynaklardan elde edilen bilgiler verilecek, ardından Hamdî’nin bilinen tek eseri olan Dîvân tanıtılacaktır. Yazının sonunda Dîvân’dan seçilen örnek şiirlerin transkripsiyonlu metni verilecektir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2020-04-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c4dddcffa",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c4e3252f6",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Bir Yaşam Tarzı Olarak Dilencilik: Hayattan Sahifeler",
                "creator": " Meryem Köse",
                "subject": null,
                "description": "Hüseyin Rahmi Gürpınar, topluma içeriden bakarak gözlemleriyle dönemin yaşama yansıyan yönlerini eserlerinde işlemiştir. Onun eserlerinde toplumun pek çok kesiminde yaşamlarını sürdüren topluluklar hakkında bilgilere ulaşmak mümkündür. Toplumun farklı bir kesiminin yaşam şeklini yer yer mizah unsurlarıyla şiveler kullanarak, gerçekleri dönüştürerek okuyucuya sunmuştur. Hayattan Sahifeler romanında da toplumda farklı bir şekilde yer edinmiş ve bunu yaşam şekli olarak devam ettiren aynı zamanda çingene olan dilencilerin günlük yaşamının izlerini romanında ele almıştır. Gürpınar’ın gözlemleri neticesinde dilenciliğin bir meslek gibi yaşamlarının bir parçası olarak yer ettiği anlaşılmaktadır. Hayattan Sahifeler romanında, dilencilikle yaşamlarını devam ettiren bu sosyal sınıfın tek bir yönünü değil; roman kişilerinin insanlara, olaylara ve çevreye bakışını da görmek mümkündür. Eser, dilencilerin içinde bulundukları yaşam koşullarını, toplumun kültürel yapısını yansıtma noktasında öneme sahiptir. Bu çalışmada, Hayattan Sahifeler romanında yazarın dilencilikle ilgili gözlemlerini okuyucuya ne şekilde sunduğunu ve toplumun bir parçası olan dilenciliğin yaşama nasıl yansıdığını, dilencilik estetiğinin nasıl olduğunu, dilencilik yaparken kullandıkları hilelerin ne olduğunu ve dilenciliğin diğer yönlerini incelemeye çalışacağız. Toplumun içinde yaşayan bir grubun yaşamı algılayışını daha iyi anlayabilmek için toplumbiliminden, psikolojiden, modadan faydalanılacaktır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2020-04-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c4e3252f6",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c4ec9bec6",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "The Problem of Immigrant Identity In Buddha of Suburbia By Hanif Kureishi",
                "creator": " Gökçen Kara",
                "subject": null,
                "description": "The present study aims to lay bare how Kureishi examines the problem of immi-grant identity in The Buddha of Suburbia. Immigrants leave their homeland vol-untarily or involuntarily to have a better life. They can neither continue their own culture nor become involved in the new culture. In Homi Bhaba's words, they experience ‘in betweenneess’. This study refers to Homi Bhabha's main ideas about hybridity, mimicry, liminality and the third space. In this study Bhabha's theories will help highlight how Kureishi's characters create liminal areas and realize their identities in these areas. For the characters in the novel, migration is a never-ending process in which they live simultaneously between the past and the present. Because they have been subjected to many discrimination such as race, language, religion, color and have always been declared ‘other’ in society. Karim is one of the major characters who suffers from being stuck in between. Although he tries to pretend to be British by rejecting the culture of his father, who is Indian, he is never accepted by the racist society in which he lives and he stays in this liminal area without an identity.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2020-04-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c4ec9bec6",
                "language": "İngilizce",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c4eff0d0d",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Ali Emre Özyıldırım. Mâşî-zâde Fikrî Çelebi ve Ebkâr-ı Efkâr’ı On Altıncı Yüzyıldan Sıradışı Bir Aşk Hikâyesi. Dergâh Yayınları, 2017",
                "creator": " İdil Yağmur Alan",
                "subject": null,
                "description": "On altıncı yüzyılda yazılan Osmanlı edebi eserleri hakkında bugüne kadar birçok çalışma yapılmıştır. Bu çalışmalardan bir tanesi ise Ali Emre Özyıldırım’ın ortaya koyduğu “Mâşî-zâde Fikrî Çelebi ve Ebkâr-ı Efkâr’ı: On Altıncı Yüzyıldan Sıradışı Bir Aşk Hikâyesi” başlıklı araştırma metnidir. Özyıldırım, 2006 yılında Budapeşte’de Macar Bilimler Akademisi Kütüphanesi’nde, Dîvân-ı Fikrî adıyla Ebkâr-ı Efkâr mesnevisini bulmuştur. Mesnevi, araştırmacı tarafından ilk olarak 2007 yılında “Ebkâr-ı Efkâr: Fikrî Çelebi’nin Aşk Konulu Hasbihâli” isimli makale ile tanıtılmıştır. Daha sonra mesnevinin ayrıntılı bir incelemesiyle çeviriyazılı metni, Dergâh Yayınları’nın Türk Edebiyatı İnceleme serisinin Eski Türk Edebiyatı Dizisi’nde 2017 yılının Nisan ayında basılmıştır. Bu yazı, Ali Emre Özyıldırım’ın, Mâşî-zâde Fikrî Çelebi’yi ve Ebkâr-ı Efkâr mesnevisi üzerine yapmış olduğu araştırmayı kısaca tanıtmayı amaçlamaktadır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2020-04-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c4eff0d0d",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        }
    ]
}



