{
    "issueRecord": {
        "header": {
            "identifier": "oai:https:\/\/www.adeddergi.com\/:sayi\/68a8befd4ebd7",
            "datestamp": "2021-08-30"
        },
        "metadata": {
            "title": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi, Cilt: 5 Sayı: 2",
            "creator": "",
            "subject": null,
            "description": null,
            "publisher": "Prof. Dr. Mehmet Özdemir",
            "date": "2021-08-30",
            "type": "Journal Issue",
            "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/sayi\/68a8befd4ebd7",
            "language": "tr",
            "rights": "Creative Commons"
        }
    },
    "articles": [
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bf3f6fe4c",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Seri Fiillerde Tür Değişimi ve Sözlükselleşme",
                "creator": " Erkan Hirik,  Abdullah Çiğil",
                "subject": null,
                "description": "Dil, insan ve çevre arasındaki etkileşimi sağlamakla birlikte aynı zamanda bu unsurlardan etkilenen konumdadır. Bir iletişim aracı olan dil, zamanın ve çevrenin getirdiği çeşitli etkilerle değişmek zorunda kaldığı gibi gelişmeye de devam etmektedir. Bu sebeple değişen şartlara göre kendi iç mekanizmasını kullanarak yeni sözcükler türetmek zorunda olan dil, sınırlı sayıda malzeme ile bunu gerçekleştirir. Bunun için de sürekli farklı yollara başvurur. Bu nedenle sözcük yapma yolları da çeşitlenmeye devam eder. Sözcük yapımı ve sözlükselleşme çeşitli ve birbirinden farklı süreçler içermektedir. Dilde daha önce var olmayan yeni sözcükler bu yollarla türetildiği gibi hâlihazırda var olan sözcüklerin işlev değişimi sonucu farklı bir sözcük sınıfına dâhil olması yoluyla da sözcük türetimi gerçekleşebilmektedir.“Seri fiiller, birden fazla fiilin tek bir hareketi karşılaması ya da bir fiilin içerisinde birden fazla hareketin olması” şeklinde ortaya çıkmaktadır. Seri fiil yapıları Türkçede sözlükselleşme bağlamında işlev üstlenmektedir. Birden fazla fiilin art arda gelerek tek bir fiil gibi hareket ettiği seri fiil yapılarında art arda gelen fiiller, kullanım sıklığı ve kalıplaşma sonucu işlev değiştirerek birleşik isimlere dönüşebilmektedir. Bu birleşik isimlerin de büyük bir kısmının sözlükselleşme süreciyle anlamlı bir dil birimi hâline geldiği, kalıcılaştığı görülmektedir. Türkçede “çekyat, kapkaç, biçerdöver, oldubitti” gibi birleşik isimlerin ortaya çıkışlarının temelinde seri fiillerin işlev değiştirmesi bulunmaktadır. Bu sözcüklerden bir kısmı sadece konuşma dilinde, bir kısmı yazı dilinde, bir kısmı ise ağızlarda kullanılmaktadır. Kullanım sıklığı artanların yazı dilinde kalıcı birimler olduğu dikkat çekmektedir. Bu çalışmada seri fiiller ve sözlükselleşme arasındaki ilişki çok yönlü bakış açısıyla ele alınmış, Türkçedeki örnekler bu bağlamda incelenmiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bf3f6fe4c",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bf4084f1c",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Nevbahârında Göğekini Biçen Bir Şair: Mehmed Emîn Bey ve Şiirleri",
                "creator": " İsmail Yıldırım,  Mehmet Yunus Yazıcı",
                "subject": null,
                "description": "1862 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Mehmed Emîn Bey, devletin çeşitli kademelerinde memurluk yapmış, vazifeleri esnasında edebiyat ve sanatla ilgilenmekten de geri kalmamıştır. Zira onun manzum ve mensur tarzda kaleme aldığı yazılar, 1884 senesinde vefat eden müellifin yirmi iki senelik kısa ömrünü verimli bir şekilde geçirmiş bir şahsiyet olduğunu işaret etmektedir. Yazımıza kaynak teşkil eden manzumelerinde şair, “Aşkî” ve “Hümâyî” mahlaslarını kullanmış fakat bu şiirleri sağlığında bir araya getirememiştir. Şiirler, Muallim Nâcî’nin teşvikleriyle şairin kardeşi Mehmed Ali Bey tarafından bir araya getirilerek 1884 yılında Nevbahârım adı altında İstanbul’da basılmıştır. Eserde yer alan şiirlerin ekseriyetini gazeller oluşturmaktadır. Bu gazeller, şairin ölümünden sonra Manastırlı Rızâ Nûrî tarafından Tahmîsât-ı Nevbahârım adlı eserde tahmis edilerek yayınlanmıştır. Emîn Bey’in genç yaşta ölümü edebiyat mahfillerinde üzüntüyle karşılanmış, cenaze merasimi ve ardından kaleme alınan övgü dolu yazılar Nevbahârım’ın giriş kısmına eklenmiştir. Makalede, Mehmed Emîn Bey’in hayatı ve Nevbahârım’ın muhtevası üzerinden edebî kimliği değerlendirilerek bu eserde kayıtlı şiirlerin çeviri yazılı metinleri verilecektir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bf4084f1c",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bf418c1ea",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Yol ve Yolculuk Bağlamında Faruk Nafîz Çamlıbel’in Şiirleri",
                "creator": " Ayşe Ertuş",
                "subject": null,
                "description": "Memleketçi şairler arasında akla ilk gelen isimlerden biri Faruk Nafîz Çamlıbel’dir. İlk başlarda Servet-i Fünun ve Fecr-i Ati şiirinin etkileri görülen şairin şiir anlayışı, şairin Anadolu’ya yolculuğuyla değişmiş ve bundan sonra şair “memleketçi şairler” arasındaki yerini almıştır. Faruk Nafîz, 1922 yılında İleri gazetesinin Ankara temsilcisi olarak İstanbul’dan Ankara’ya gitmiş aynı yıl Kayseri’ye öğretmen olarak atanmasıyla Ulukışla yolundan Kayseri’ye yolculuk yapmıştır. Bu yolculuk ve yol, şairin “Han Duvarları” adlı şiirine yansımıştır. Şair, bu şiir ile asıl ününü kazanmıştır. Faruk Nafîz’in “yol ve yolculuk” şiiri diyebileceğimiz “Han Duvarları” dışında da birçok şiirinde yol ve yolculuk kavramlarına yer verdiği görülmektedir. Çalışmada Faruk Nafîz’in seçme şiirlerinin yer aldığı Han Duvarları Toplu Şiirler adlı eserinden hareketle şairin şiirleri yol ve yolculuk bağlamında ele alınmıştır. Şair şiirinde “yol ve yolculuk” kavramlarını hem maddi ve hem de manevi anlamda kullanmıştır. Şiirlerde yol ve yolculuk; gurbet, aşka meyil, sevgiliye kavuşma isteği, ölüm, milli ülkü, mücadele ve göç kavramlarının ifadesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Çalışmadaki başlıklar da şiirlerde yol ve yolculuğun karşıladığı bu ifadeler doğrultusunda oluşturulmuştur. Şairin yaşanmışlıklarını da yansıttığını gördüğümüz şiirlerde yol ve yolculuk kavramlarının azımsanmayacak sayıda kullanıldığı da görülmektedir. Şiirlerde yol ve yolculuk, “varma, ulaşma, bulma” amacı taşıdığı görülmektedir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bf418c1ea",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bf48b0a0c",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Behçet Necatigil’in “Yıldızlara Bakmak” Radyo Oyununda Deneyim ve Kendilik Ekseninde Anlam Arayışı",
                "creator": " Fatih Ozdemir",
                "subject": null,
                "description": "Behçet Necatigil’in radyo oyunu Yıldızlara Bakmak’ta, Necatigil’in şiirlerinde olduğu gibi semboller yoğundur. Sıradan yaşamının bir anında yıldızlara bakma ihtiyacı hisseden Yolcu ile onun yıldızlara bakmak için gittiği rasathanenin müdürü oyunun başlıca kişileridir. Oyun, ağırlıklı olarak bu kişiler arasındaki konuşmalardan oluşur ve oyunda anlam arayışı, bireyin iç dünyasının farkına varması, “yıldızlara bakmak” ile somutlaşır. Necatigil, yol, yolculuk, akıl, bilim, sezgi, olgunlaşmak gibi hem felsefi hem de mistik çağrışımları olan sözcüklerle oyununu zenginleştirir. Özellikle orta hâlli insanın günlük yaşama kapılıp iç dünyasını zenginleştirememesi oyunun temel sorunsalıdır. Bu durum kişinin deneyimin değerini bilmemesi ve kendilik bilincinden yoksunluğunun göstergesidir. Ayrıca aile, çevre ve modern dünya da deneyimi ve bireyin kendisi olmasını engelleyici ögeler olarak belirir. Yıldızlara Bakmak’ta işlenen deneyim, kendilik, bireyin çevre ve toplumla ilişkisi temaları Necatigil’in şiirlerinde de karşımıza çıkar. Dolayısıyla bu radyo oyunu ile Necatigil’in şiirleri arasında türlerarası ilişki bulunmaktadır. Oyundaki anlam arayışını en genel anlamıyla estetik deneyim olarak değerlendirebiliriz.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bf48b0a0c",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bf4bcc445",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Metinlerarasılık Bağlamında Enis Akın’ın Dağdaki Emirler’ine Bakış",
                "creator": " Durmuş Ongun",
                "subject": null,
                "description": "Bir metnin doğrudan ya da dolaylı olarak başka metinlerle kurduğu benzerlik, yakınlık, zıtlık, alıntı gibi farklı ilişkiler esasına dayanan metinlerarasılık kavramı postmodernist edebiyatın önemli unsurlarından biridir. Terimsel anlamda ilk olarak 1960’lı yıllarda Julia Kristeva tarafından kullanılsa da metinlerarasılığın kullanım geçmişi oldukça eskidir. Çünkü La Bruyere’nin “Her şey daha önce söylenmiştir.” ve “Yedi bin yıldır insanlar vardırlar ve düşünmektedirler.” sözlerinin işaret ettiği gibi temelde her metnin daha önce inşa edilmiş büyük metinlerin bir parçası olduğu bilinmektedir. Ancak bu parçaların arasındaki ilişkileri çözmek ve analiz etmek okurun kültürel birikimi ile paralel olarak değişkenlik göstermektedir. Dolayısıyla metinlerarası ilişkinin çözümleyicisi olarak okur; yazar, metin, okur üçlüsünden metinlerarasılık kuramının en aktif tarafıdır. Enis Akın, Dağdaki Emirler adlı eserindeki şiirlerde kutsal kitaplarla, dinî kıssalarla, şairlerle, haber metinleriyle ve ideolojik söylemlerle geniş bir metinlerarasılık ağı kurmuştur. Metinlerarasılığın kuruluş biçimine bağlı olarak farklı yöntemleri vardır. Bu yöntemlerden gönderge, anıştırma (kapalı metinlerarası ilişki), parodi, pastiş (açık metinlerarası ilişki) eserde kullanılan başlıca tekniklerdir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bf4bcc445",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bf521eafb",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Türk Mûsikîsi&#039;nin Kadîm Nefesli Sazı Ney ve Muhibbî Dîvânı&#039;ndaki İzleri",
                "creator": " Nagehan Çağlayan",
                "subject": null,
                "description": "Kuruluşundan itibaren giderek büyüyen ve geniş bir coğrafyaya hâkim olan Osmanlı İmparatorluğu, tarihinin her döneminde devleti yöneten dirayetli padişahları sayesinde bir kültür merkezi haline gelmiş; sayısız şair, sanatkâr, âlim devlet büyükleri ve hükümdarlar yetiştirmiştir. Devleti idare eden padişahların ilme, güzel sanatların pek çok şubesine ve bilhassa şiire duydukları alaka Osmanlı Devleti’ni diğer büyük devletler nezdinde farklı kılmakta, medeniyetimizin büyüklüğünü ortaya koymaktadır. Kanuni Sultan Süleyman, 16. asrın ilk çeyreğinden itibaren yönetimi ele almış kudretli bir hükümdar olmasının yanı sıra şiire derin vukufu olan bir şairdir. Şiirlerinde Muhibbî mahlasını kullanan Kanuni, en çok gazel kaleme alan şairler arasında ilk sıralarda yer alır. Sultan bir şair olarak o, kaleme aldığı şiirlerinde savaş meydanlarından sohbet meclislerine ve mensubu olduğu çağın bütün hususiyetlerine kadar pek çok konuyu işler. Muhibbî Divanı’nda karşımıza çıkan unsurlardan biri de muhtelif makamları, çalgıları ve kavramları ile musikidir. Bu çalışmada öncelikle Osmanlı dönemi musikisinde ve günümüzde ayrıcalıklı bir yeri olan ney sazı tanıtılmış, Kanuni Sultan Süleyman’ın hayatı ve edebi kişiliğine dair muhtasar bilgiler sunulmuştur. Ardından Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığınca neşredilen Muhibbî Divanı’nda yer alan 4118 manzumede musiki ile ilgili unsurlar taranmış ve bunlar içerisinde en çok sözü edilen ney sazının ne tür ilgilerle Muhibbî’nin şiirlerinde yer aldığı değerlendirilmeye çalışılmıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bf521eafb",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bf5763d4f",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Avanzâde Mehmet Süleyman&#039;ın Muabbir yahut Yeni ve Mükemmel Tabirname&#039;si",
                "creator": " Seher Erdoğan Çeltik",
                "subject": null,
                "description": "Rüya insanlık için hâlâ bilinmezliklerini korur. Tarihe bakıldığında, hem Doğu'da hem de Batı'da rüyaya özel bir yer verildiği görülür. Özellikle Doğu ve Batı toplumlarındaki zihniyetin farkını ortaya koyması açısından rüya tabiri önem arz eder. Doğu'da ve Batı'da rüyalar üzerine hazırlanmış kayda değer çalışmalar bulunmaktadır. Bu çalışmalar incelendiğinde Doğu ve Batı'nın rüyaya değer vermiş olmakla birlikte ona yükledikleri mananın farklı boyutta olduğu da anlaşılır. İbni Sirin'in yedinci yüzyıldaki çalışmasından başlayarak günümüze kadar rüyaları yorumlayan tabirname isimli eserler kaleme alınmıştır. Türk edebiyatında da genellikle rüyaların tasavvufi yorumlarına dayanan eserler yazılmıştır. Batıda ise rüya bilimsel bir temele dayandırılmaya çalışılmıştır.Bu tek yönlü çalışmalar yanında Doğu ve Batı'nın rüyaya bakışını topluca değerlendiren çok yönlü alışmalara ihtiyaç vardır. Bu ihtiyacı karşılamak üzere Meşrutiyet dönemi aydınlarından Avanzâde Mehmet Süleyman'ın Muabbir yahut Yeni ve Mükemmel Tâbirname ismiyle bir eser yazdığını görmekteyiz. Yazar, bu dönemde eczacılıktan sağlığa, popüler bilimden gizli ilimlere, edebiyattan popüler tarihe kadar uzanan geniş alanda kalem oynatmış ve böylece halkı eğitmeyi amaçlamıştır. Söz konusu eseri de bu bağlamda değerlendirmek gerekir.Bu çalışmada Avanzâde Mehmet Süleyman'ın Muabbir yahut Yeni ve Mükemmel Tâbirname adlı eseri üzerinde durulmuştur. Yazarın neden böyle bir eser kaleme aldığı, bu eseri yazarken hangi kaynaklardan yararlandığı, eserin toplum açısından nasıl bir amaca hizmet ettiği gibi soruların cevapları ortaya konmaya çalışılmıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bf5763d4f",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bf60e4b4d",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Dâsitân-ı Şahme’nin Paris Nüshası Üzerinde Bir İnceleme",
                "creator": " Yasin Uysal,  Pinar Leblebici",
                "subject": null,
                "description": "Kültür, inanç ve toplum normlarının aktarımı ve öğretiminde halk edebiyatı geleneğinin ve bu gelenek içerisinde ortaya çıkan ürünlerin işlevleri oldukça önemlidir. Türklerin İslam dinini kabulü ve Anadolu coğrafyasında yayılımı sırasında da halk edebiyatı ürünleri hem Türklere İslam dinini öğretmek hem de Anadolu’nun Türkleşmesine katkı sağlamak için sıklıkla kullanılmıştır. Bu bağlamda, Türkler arasında İslam dinini açıklama, öğretme ve benimsetme amacına yönelik pek çok türde ve konuda halk edebiyatı ürünleri ortaya çıkmıştır. Ortaya çıkan bu türlerden biri de “halk tipi mesnevî”lerdir. Halk tipi mesnevîler genel olarak İslam dinine ait öğretileri, karakterleri, kuralları, konuları ve olayları işleyen mesnevî biçiminde yazılan halk hikâyeleridir. Halk tipi mesnevî geleneği içerisinde ortaya çıkan pek çok ürün bulunmaktadır. Bahsedilen gelenek bağlamında ortaya çıkan ürünlerden biri de “Şahme Destanı”dır. Şahme Destanı, Türk halk edebiyatı alanında yeni yeni incelenmeye başlanan halk tipi mesnevîlerdendir. Bu çalışma içerisinde de Şahme Destanı’nın Paris nüshası incelenmiştir. Makalede ilk olarak söz konusu anlatının bulunduğu yazma eser ve yazma eserdeki bir diğer anlatı olan Ejderha Destanı hakkında bilgi verilmiştir. Ardından Şahme Destanı’nın Paris nüshası incelenip anlatının Latin harflerine aktarımı yapılmıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bf60e4b4d",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bf641f8d0",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Kerbelâ Vakı‘ası’nda Farklı Bir Üslup ve Muhteva: Mehmed Nâzım Paşa’nın Kerbelâ Risâlesi",
                "creator": " Gökhan Alp",
                "subject": null,
                "description": "Kerbelâ hadisesi, edebî eserlerde izhar-ı matem ve susuzluk remzi etrafında muteber bir şekilde tahayyül ettirilen sahneler, resmedilen ağıt tablosu içerisinde savaş ve kahramanlık manzaralarıyla yer almıştır. Hz. Hüseyin’in soyunun yüceliği, şahsi özellikleri, Ehl-i beyt’e reva görülen zulüm ve bu zulme ortak olanların telini merkezinde tahrir kılınan konu, Hz. Hüseyin’i sürekli yâd etmeye vesile olacak şekilde ifade bulmuştur. Pek çok yazınsal faaliyetin merkezinde temas edilen hususlar, ayrı bir muhteva ve üslup temelinde Mehmed Nâzım Paşa tarafından kaleme alınmıştır.Nâzım Paşa tarafından mensur olarak kaleme alınan “Kerbelâ” adlı risalede, olayın tesiri ile yazılmış metinlerden farklı olarak her iki tarafın gözünden maksat ve fikirler tahlil edilmiştir. Sanatlı ve secili bir dille yazılan eserde, risalenin yazılış sebebi ve muhteviyata dair verilen bilgiler eserin bakış açısını vesikalandırmıştır. Hadisedeki hikmetlerin yansıtıldığı bu vesika üzerinde Mehmed Nâzım Paşa’nın hayatı ve çalışmaları ilk olarak ele alınmış, akabinde “Kerbelâ” adlı risale üzerinde durulmuştur. Eser biçim ve muhteva yönünden değerlendirilmiş ardından transkripsiyonlu metni verilmiştir. ",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bf641f8d0",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bf6962690",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "İstanbul Modernizmleri: Leonard Woolf, Virginia Woolf and Halide Edib",
                "creator": " Nagihan Haliloğlu",
                "subject": null,
                "description": "Bu makale Halide Edib, Virginia Woolf ve Leonard Woolf’un İstanbul’un tarihi ve kültürel değerlerini yazınlarında nasıl tasvir ettiklerini karşılaştırmakta ve bu tasvirlerin milliyetten çok cinsiyet ve mesleki kimlikleriyle ilintili olduğunu göstermektedir. Makale Leonard Woolf’un siyasi risalesi İstanbul’un Geleceği’ni (1917) Virginia Woolf’un romanlarının yanında 1906 senesini anlattığı Tutkulu Çırak adlı hatıratıyla ve Halide Edib’in Türk’ün Ateşle İmtihanı’nda (1928) işgale karşı aldığı tavır ile karşılaştırır. Modernist yazarlar olarak Halide Edib ve Virginia Woolf özellikle İstanbul’u tasvir ederken eserlerinde empresyonizm yöntemini kullanmışlardır. Bu yöntem su ve ışık oyunlarına ve çok sesliliği merkeze alıpmetne aktarmaya çalışan bir yöntemdir. Virginia Woolf’un hatıratındaki İstanbul sayfalarına bakıldığında, daha ‘çırak’ken geldiği İstanbul’da şehrin ışıklarına ve seslerine dikkat etmeyi öğrendiğini görürüz. Edebi empresyonizm gözleriyle baktığı İstanbul’da tespit ettiği özellikler bu makalede Halide Edib’in İstanbul hakkında söyledikleri ve metne aktardıklarıyla karşılaştırılıp doğrulanır. Üç yazarın metinleri incelendiğinde, yerel bir yazar olarak Halide Edib’in modernist yazının bakış yöntemleriyle siyasi derinliği en iyi şekilde birleştirebildiği ortaya çıkar.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bf6962690",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bf72c2764",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Mehmed Nâzım Paşa’nın Oğlu Hikmet ve Torunu Nâzım’a Nasihatleri",
                "creator": " Hiclal Demir",
                "subject": null,
                "description": "Klasik Türk edebiyatında önemli bir yeri olan nasihatnâmeler, içerdikleri dinî, tasavvufi, ahlaki öğütlerle toplumsal yaşamın düzenlenmesinde rol oynamışlardır. Yüzyıllar içinde pek çok örneği kaleme alınan nasihatnâmelerin evlada yazılmış olanları samimiyetleri ile dikkat çeker. İslamiyet’in ideal insan öngörüsüyle şekillenen öğütler, ebeveynin yaşam deneyimiyle birleşir ve evlada bir hayat rehberi olarak sunulur. Klasik edebiyatın evlada yazılmış son dönem nasihatnâmelerinden biri Mehmed Nâzım Paşa’ya aittir. Muhâtaba adlı eserinin üçüncü baskısına eklediği Hikmet, Nâzım başlıklı nasihatnâmede Mehmed Nâzım Paşa hem oğlu Hikmet’e hem de torunu Nâzım’a seslenmiştir. Mesnevi şeklinde yazılan eser “Ahlak”, “İlim”, “Söz”, “Vatan” ve “Vazife” başlıklarından oluşur. Bu makalede, 1328’de (1910\/1911) yayımlanan eserde yer alan bu başlıklar içerik olarak incelenmiş ve klasik dönem nasihatnâmeleriyle karşılaştırılmıştır. Mehmed Nâzım Paşa’nın “Ahlak” ve “Söz” başlıklarında, genel olarak klasik dönem nasihatnâmelerindeki öğütlere yer verdiği görülür. Nasihatnâmelerde “ilim” ile kastedilen daha çok dinî ilim iken Mehmed Nâzım Paşa, fen bilimlerinin insanlığa katkılarından da söz etmiştir. Osmanlı Devleti’nin yaşadığı askeri ve siyasi sorunlara uzak kalmayan şair, nasihatnâmesine “Vatan” ve “Vazife” başlıklarını da ekleyerek yenilik yapmıştır. Bu bölümlerde ülke toprağının düşmana karşı savunulması ve devlet görevlilerinin vazifelerini layığıyla yapmaları hususu vurgulanmıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bf72c2764",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bf75e1569",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Karaçelebi-zâde Abdülazîz Efendi’nin Süleymân-nâmesi’ndeki Âlim Biyografilerinin Anlatım Özellikleri",
                "creator": " Volkan Karagozlu",
                "subject": null,
                "description": "Karaçelebi-zâde Abdülazîz Efendi’nin yazdığı Süleymân-nâme sadece tarih eseri olarak değerlendirilemeyecek özelliklere sahiptir. Kaynakların anlatımının hoş olduğu, süslü bir anlatıma sahip olduğu gibi değerlendirmelerle ele aldığı eser, Kanûnî Sultan Süleymân’ın tahta çıkışından ölümüne kadar olan olayları anlatır. Bunun yanında Kanûnî devri vezirler ve ulemânın hayatlarından da bahsedilen 17. yy.da yazılmış tek Süleymân-nâmedir. Çalışmada eserin son bölümü olan ulemâ biyografileri, anlatım özellikleri ve biyografilerin bilgiyi sunma biçimi bakımından incelenmiştir. Biyografilerde Osmanlı âlimlerinin hayatları kısa, orta uzun yazılarla anlatılmıştır. Bilginin sunulma biçimleri ve anlatım biçimleri olarak iki ana başlıkta incelenen biyografilerin birbirlerinden farklı olup olmadığı sogulanmıştır. Böylelikle eserin tamamının bir bütün olarak aynı anlatım biçimi ile yazılıp yazılmadığına karar verilecektir. Bu eser bağlamında, eser içinde veya bölümlerinde farklı anlatım biçimleri varsa eserin tamamının belirli, tek bir üslup ile yazıldığını ifade etmenin doğru olup olmadığı ile ilgili görüşler sunulacaktır. Bu görüşler ışığında klasik Türk edebiyatı mensur eserleri için sade, orta, süslü tabirlerinin kullanımı sorgulanacaktır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bf75e1569",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bf7b4afb3",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Kazak Türkçesinde Sıfat-Fiillerin Zaman Değerleri Üzerine",
                "creator": " Esra Yavuz Acar",
                "subject": null,
                "description": "Göreceli bir kavram olan zaman, felsefeden başlamak üzere felsefe temelinde doğmuş bütün bilim dalları için araştırma sahası hâline gelmiştir. Zaman, dil açısından incelendiğinde gerçek zaman ve fiil zamanı olmak üzere iki grupta incelenmektedir. Fiillerin çekim ekleri vasıtasıyla geçmiş, gelecek, şimdiki vb. zaman karşılıkları olduğu gibi sıfat-fiil eklerinin de zaman değerleri vardır. Bu zaman değerleri ekin ihtiva ettiği zaman değerlerinin dışında işlevsel ve anlamsal açıdan incelendiğinde farklı zaman değerlerini de ifade edebildiği bilinmektedir. Çalışmada, Kazak edebî metinlerinden hareketle sıfat-fiil eklerinin hangi zaman değerlerini karşıladığı işlevsel-anlamsal açıdan incelenmeye çalışılmıştır.Kazak gramerlerinde tespit edilen sınıflandırmalardan farklı olarak çalışmada, sıfat-fiillerin zaman değerleri işlevsel-anlamsal açıdan ele alınmıştır. Sıfat-fiiller incelenirken bir sıfat-fiil ekinin birden fazla zamana gönderme yaptığı da göz önünde bulundurularak her sıfat-fiil ekinin altında hangi zaman değerine sahip olduğu örneklerle ortaya koyulmuştur. Ayrıca, çalışmada sıfat-fiil eklerinin zamanla kalıplaşarak isim ve sıfat türetme işlevi kazanması nedeniyle örneklerde geçen fiil + sıfat-fiil yapısının sözlüklerde madde başı olarak yer alıp almamasına da özellikle dikkat edilmiştir. Böylece çalışma için sıfat-fiil eklerinin kalıplaşmadığı, yani temel işlevini kaybetmediği örnekler seçilmeye çalışılmıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bf7b4afb3",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bf82a4d9f",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Ahmed Vehbî’nin Ayasofya’da Okunan Mevlidi",
                "creator": " Mehmet Sarı",
                "subject": null,
                "description": "Ahmed Vehbî Afyonkarahisarlı şairlerdendir. Babası Ali Feyzî ve dedesi Osman Râşid divan sahibi Klasik Türk edebiyatı şairlerindendir. İlk temel eğitiminden sonra rüştiyeye başlamış ise de eğitimini yarıda bırakarak Tapu kaleminde memurluğa başlamıştır. Bu sıralarda bir müddet medreseye de devam ederek bilgisini geliştirmiştir. Atalarından gelen bir şiir yazma yeteneğine sahip olup şiir yazmaya küçük yaşlarda başlamıştır. Pek çok şairin şiirini okuyan Vehbî, Bağdatlı Rûhî, Ziyâ Paşa ve Namık Kemal’den etkilenmiş, Mehmet Âkif'i çok sevmiştir. Hem aruz hem hece ölçüsüyle şiirler yazmıştır. Divan tarzı gazellerinin ve halk edebiyatı tarzı destanlarının yanında bir de “Çizmecizâde Vehbî Efendinin Mevlid-i Şerifi Tesdisi” başlıklı “Mevlid”i bulunmaktadır. Adından anlaşılacağı gibi eser, Süleyman Çelebi Mevlidi’nin her beyti üzerine dört mısra eklenerek oluşturulmuştur. “Mevlid”in orijinal metni, Afyonkarahisar Müftülük Kütüphanesi'nde kayıtlı el yazması bir defter içindedir. Vehbî’nin defterde verdiği bilgiye göre “Mevlid” önce üç bab halinde yazılmıştır. 1931 yılının Ramazan ayının Kadir Gecesinde Ayasofya'da okunup radyo vasıtasıyla halka dinletilmiş ve büyük bir ilgi görmüştür. Bu çalışma ile Ahmed Vehbî tanıtılmış, türünün değişik bir örneği olan “Mevlid”inin, Arap harfli el yazması metinden hareketle Latin harfli metni oluşturulmuştur. Bu metindeki, Süleyman Çelebi’ye ait beyitler, Süleyman Çelebi Mevlidi üzerine yapılmış iki bilimsel çalışma ile karşılaştırılmış ve tespit edilen farklılıklar dipnotlarda gösterilerek oluşturulan metin ilim âlemine sunulmuştur.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bf82a4d9f",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bf882175a",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Trabzon Akçaabat Ağızlarındaki Ses Değişimlerinin 1945-2006 Yıllarına Göre Mukayesesi",
                "creator": " Özlem Demirel Dönmez,  Fatma Koç",
                "subject": null,
                "description": "Anadolu ağızları geçmişten günümüze geldikçe belirli değişimler gösterir. Zaman içerisindeki bu değişimleri gözlemleyebilmek için konuşulan dilin özelliklerini kayıt altına almak ve incelemek ağız çalışmalarında oldukça önemli bir yer tutmaktadır. Aynı bölgede veya yörede yaşayan ağız özellikleri zamanın etkisiyle farklılaşmıştır. Dolayısıyla bu farklılıkları bilimsel olarak ortaya koyabilmek için delillerle ispat edilmesi gerekmektedir. Çalışmada 1945 ve 2006 yılları arasında ağızlarda ne oranda bir değişim olduğu irdelenmeye çalışılmıştır. Bu eksende örneklem olarak Trabzon Akçaabat ağızları esas alınmıştır. Ağız bölgesinin karakteristik ses özellikleri içerisinden “b- > p-” ve “k-, ḳ- > g-, ġ-” değişmeleri ile “k” ve “t” ünsüzlerinin korunması ses hadiseleri ele alınmıştır. Metinler bu ses hadiselerine göre taranarak elde edilen kelimeler yıllara göre sınıflandırılmış ve kullanım oranları tespit edilmiştir. Çalışma, 61 yıllık süreçte kitle iletişim araçlarının gelişmesine bağlı olarak dildeki değişmenin hızlı ve standart dile doğru olacağı hipotezinden yola çıkılarak gerçekleştirilmiştir. Ancak elde edilen verilere göre ses hadisesinin türüne göre değişmenin oranının ve yönünün değişebileceği görülmüştür. ",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bf882175a",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bf8e61294",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Sabri Esat’ın Şiirinin Atar ve Toplardamarları",
                "creator": " Di̇nçer Apaydin",
                "subject": null,
                "description": "Edebiyat ve tıp arasındaki ilişki çoğunlukla edebî metinlerde fizyolojik rahatsızlıkların ne derece yer bulduğu ve nasıl işlendiği üzerinden kurulur. Bununla birlikte mesleği hekimlik olan yazar ve şairlerin eserleri de zaman zaman tıbbî dikkatlerini ne amaçla ve hangi ölçüde yansıttıkları açısından ele alınmaktadır. Yedi Meşalecilerin önde gelen isimlerinden Sabri Esat [Siyavuşgil]’ın kısa soluklu şairliğinden sonra psikoloji alanında ilerlediği hatta İstanbul Üniversitesi’nde profesör unvanıyla ders verdiği bilinmektedir. Psikoloji her ne kadar doğrudan doğruya tıbbın bir parçası sayılmasa da onunla en sıkı ilişki içinde olan kültür bilimlerindendir. Yedi Meşalecilerin görüşlerini yansıtmakla beraber kendine has bir imaj dünyası da kuran Sabri Esat’ın, şiirlerine yön veren temel unsurlardan birinin psikolojik izlenimler olduğu ve bu izlenimlerin zaman zaman tıbbî terimler ve durumlarla ifade edildiği düşünülmektedir. Bu çalışmada, şiir yazmayı bıraktıktan sonra çeşitli kültürel meseleler üzerine yazmaya devam eden Sabri Esat’ın ilgili şiirleri, yazarın Yedi Meşale, Odalar ve Sofalar kitaplarından ve Meşale başta olmak üzere faaliyeti dönemindeki bazı süreli yayınlardan hareketle incelenecek; psikolojiyle olan ilişkisinden kaynaklandığı düşünülen dikkatlerle metinlerinde yer alan birtakım tıbbî terim, kavram ve durumların edebî metni kurmadaki işlev ve çağrışım değerleri üzerinde durulacaktır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bf8e61294",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bf93b0046",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Necâtî Bey’in Kastamonu Hayatına Dair Bazı Tespitler ve Düzeltmeler",
                "creator": " Enes İlhan",
                "subject": null,
                "description": "Necâtî Bey’in hayatına dair belirsizliklerin büyük bir kısmı gençliği ve İstanbul’daki hayatı etrafında şekillenir. Bu hususta Kınalızâde ve Beyânî tezkirelerini esas alan edebiyat tarihlerinde ve müstakil çalışmalarda Necâtî’nin gençliğinde Kastamonu’ya gittiği, şiirleriyle meşhur olduktan sonra tekrar İstanbul’a gelerek Fatih’e kaside sunduğu ifade edilmektedir. Necâtî’yi hangi nedenlerin Kastamonu’ya yönlendirdiği üzerinde durulmamakta ve bazı tahminler ile durum geçiştirilmeye çalışılmaktadır. Ayrıca Necâtî’nin 1483-1504 yılları arasındaki İstanbul yaşamı, başta padişah olmak üzere devrin ileri gelen devlet adamlarına sunduğu kasideler ile özetlenmektedir. Yaklaşık on dokuz yıla yakın bir sürenin Necâtî’nin sunduğu on dört kaside ile anlatılması makul görünmemektedir. Oysa Latîfî Tezkiresi’nde Necâtî’nin Kastamonu’ya Şehzâde Mahmûd ile beraber gittiği açıkça bildirilmektedir. Gençliğinde Kastamonu’da olan Necâtî’nin, Kastamonu’da beş sene sancak beyi olarak bulunan Cem Sultân’a kaside sunmamış olması çelişkilidir. Bu çalışmada Latîfî Tezkiresi’nde yer alan bu bilginin sağlaması yapılacak ve Necâtî’nin gençliğinde Kastamonu’ya gitmesi ile ilgili çelişkili durumlar tespit edilecektir. Böylelikle Necâtî’nin Kastamonu hayatına dair edebiyat tarihlerinde görülen belirsizlikler giderilecektir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bf93b0046",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bf9d06b79",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Arcturus’a Yolculuk ve Hayalet Kentin Kadınları Eserlerinde Apollon-Dionysos Dikotomisinin İzleri",
                "creator": " Ulfet Dağ",
                "subject": null,
                "description": "Nietzsche’ye göre Eski Yunan tragedyasını oluşturan iki güç Apollon ve Dionysos’tur. O, sanatın kökenini Apollon ve Dionysos çatışması bağlamında açıklar. Camille Paglia ise Apollon ve Dionysos’u doğa ve kültürle ilişkilendirir. Paglia’ya göre evren; kültür-doğa, akıl-duygu ve kadın-erkek gibi ikiliklerden oluşur ve tüm ikilikler, birbirlerini tamamladıklarında bir bütünlük meydana gelir. Bu yazı, söz konusu Apollon-Dionysos dikotomisi\/ikileşimi üzerinden David Lindsay’in Arcturus’a Yolculuk ve Nurcihan Doğaç’ın Hayalet Kentin Kadınları eserlerindeki doğa ve kültür bütünlüğünü incelemeyi amaçlamaktadır. Paglia’nın düşüncelerinden hareketle adı geçen eserler karşılaştırmalı yöntemle analiz edilmiştir. Eserleri bu çalışmaya konu eden ortak noktalar fantastik yoğunlukları, yolculuk maceraları ve insan dünyasını yeniden inşa etme çabalarıdır. Eserlerde, bu inşa sürecine mekân olarak yerküre değil de atmosferdeki Arcturus Yıldızı ve Su Yılanı Takımyıldızı seçilmiştir. Çalışmanın ana argümanını akıl, bilim ve teknoloji ne kadar ilerlerse ilerlesin insanlığın doğanın verdiği yaşam enerjisini, canlılığı ve ilksel güdüleri hiçbir zaman ardında bırakamayacağı fikri oluşturmaktadır. Bu da teorik bağlamda Apollon-Dionysos dikotomisine karşılık gelir. Eserlerde beşerî dünyanın yeniden inşası bu dikotomi temelinde gerçekleşmiştir. Apollon kültürü yaratarak insanı doğallıktan uzaklaştırırken Dionysos onun kültürlenmemiş ve ilkel olan doğasını ifade eder. İkisinin etkileşimi bir kutsal yaşam ilkesidir ve bu da bireylerde yapıcı ve yıkıcı yönlerin bilinmesiyle simgeleşir. Karakterler, son tahlilde zıtlık olarak görülen ikiliklerin farkındalığına erişerek bunların birbirini tamamlayan güçler olduğunun bilincine varmışlardır. Bu bağlamda Apollon-Dionysos dikotomisinin eserlerde yıkıcı ve yaratıcı güç olarak harmonik bir biçimde işlev gördüğü gözlemlenmiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bf9d06b79",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bfa02c87d",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Gaziantepli Seyyid Muhammed Ali Rıza ve Hakîkatü’l-Envâr İsimli Manzum İlmihâli",
                "creator": " Duygu Kayalık Şahin",
                "subject": null,
                "description": "Dinî bir hüviyete sahip olan eski Türk edebiyatında İslamiyet’e dair bilgiler, edebî kıstaslar ve estetik değerler göz önünde bulundurularak kaleme alınmıştır. İman, ibadet ve ahlak mevzuları başta olmak üzere dinî meselelerin anlatımı mensur metinlerin yanında vezin ve âhenk gereği akılda kalıcılığı daha yüksek olan manzumeler vasıtasıyla yapılmıştır. Tekkelerde müritlerin irşadı için telif edilen dinî manzumelerin varlığı zamanla artmış; akait, kelam, tefsir, hadis, fıkıh, tasavvuf gibi dinî ilimlerin her birinde farklı konularda müstakil eserler kaleme alınmıştır. Bu eserler içerisinde, temel dinî bilgileri öğretmeyi gaye edinen manzum ilmihâller de yer almaktadır. Bu çalışmada bu türün bir örneği olan Hakîkatü’l-Envâr isimli ilmihâl incelenmiştir. Çalışmamızda öncelikle, müellif Seyyid Muhammed Ali Rıza tanıtılmıştır. Sonrasında, Hakîkatü’l-Envâr’ın dil, şekil, yapı ve anlatım hususiyetleri incelenerek, transkripsiyonlu metni hazırlanmıştır. 20. yüzyılda manzum ilmihâl yazma geleneğinin devam ettirilmesi bakımından ayrı bir öneme sahip olan bu eserin gün yüzüne çıkarılması çalışmamızın ana hedefidir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bfa02c87d",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bfa58b7b0",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Geç Dönem Çağatay Türkçesiyle Yazılmış Bir El Yazmasının Yazım, Ses ve Yapı Özellikleri Üzerine (Yazıçevrimli Metin–İnceleme)",
                "creator": " Muhammed Karasu",
                "subject": null,
                "description": "Bu çalışmada, Geç Dönem Çağatay Türkçesiyle yazılmış bir hikâye güldestesi yazım, ses ve yapı özellikleri bakımından ele alınmıştır. Eser, Hicrî 1347 \/ Miladî 1929 yılında İsveçli misyoner ve dilbilimci Gunnar Hermansson tarafından çoğaltılmıştır. Doğu Türkistan kökenli eser, Lund Üniversitesi Kütüphanesi Jarring Koleksiyonunda bulunmaktadır. Çalışmamızda eserin bilgisayar ortamındaki biçiminden yararlanılmıştır.Giriş’te, çalışmamızın amacı ve kapsamı belirlenmiş, öneminden bahsedilmiştir. Çalışma yöntemi ve yazı çevirim kuralları da Giriş’e dâhil edilmiştir. Ardından incelenen eserin dış ve iç özellikleri ayrıntısıyla tanıtılmıştır. Yazı çevirimli metin, Türkiye’deki yazı çevirim kurallarına yakın olmakla birlikte metnimizde farklı yazı çevirim işaretleri de kullanılmıştır. Eserin yazı çevirimli metni kurulduktan sonra dil incelemesine geçilmiştir.İnceleme’de, yazı çevirimli metinden elde ettiğimiz bulgular değerlendirilmiştir. İnceleme üç kısımdan oluşmaktadır. Yazım, ses ve yapı özellikleri ayrı başlıklar altında toplanmıştır. Çağatay Türkçesinin dilbilgisi kurallarını tekrar etmek yerine eserde karşılaştığımız çarpıcı ve sıra dışı örneklere yer verilmiştir. İnceleme’de yazı çevirimli metinden yararlanıldığı gibi yer yer harf çevirime de başvurulmuştur.Sonuç’ta, eser hakkındaki çıkarımlar madde madde sıralanmıştır. Bu çıkarımlar bulgulardan elde edilen genel yorumları ifade etmektedir. Eserin tıpkıbasımına internet üzerinden ulaşılabildiği için burada yer verilmemiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bfa58b7b0",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bfaf0a168",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Eski Türk Yazısıyla Kâğıda Yazılmış Runik Metinlerde İleri Ögeler",
                "creator": " Ahmet Karaman",
                "subject": null,
                "description": "Eski Türk yazısı, taşlara işlenmenin yanı sıra kâğıtlar üzerine de yazılmıştır. Eski Türk yazısıyla yazılmış el yazmaları, eski Türk yazıtlarından kimi farklılıklar içermektedir. Bu yazmalardaki kimi dil bilgisel yapılar, anlamsal çağrışımlar, anlatım yöntem ve teknikleri ile bağlam içerisinde geçen sözcükler, söz konusu farklılıkları oluşturan kimi unsurlardır. Farklılıklarının yanında, yazıt ve el yazmaları ortak unsurlar barındırmaktadır. Bu ortaklıklar bağlamında el yazmalarının söz varlığı açısından incelenmesi, bu yazmaların anlaşılmasında katkılar sunmaktadır. Kimi türemiş sözcüklerin kök biçimlerinin tespiti, bu noktada önemli bir konudur. El yazmalarının yazarları, türemiş biçimlerini kullandıkları sözcüklerin kök biçimlerinden haberdardılar. Bu tip kök biçimleri bağlam içerisinde yer almayıp türemiş biçimleri bulunan yapılara ileri öge denilmektedir. Bu yazıda, el yazmalarında görülen ileri ögeler tespit edilecektir. Bu tespit, el yazmalarının yazıtlar ile söz varlığı açısından ortaklık ve bağlantılarının saptanmasına katkılar sunacaktır. Kök biçimlerin saptanması, el yazmalarının söz varlığı açısından zenginliğini anlamakta önemli bir yere sahiptir. Yapılan bu çalışmada, gövde biçim olarak belirlenen yapılar kök biçime ulaşıncaya kadar yapısal ve anlamsal açıdan çözümlenecektir. Yazıda ayrıca üzerinde durulan sözcüklerin etimolojik açıklamaları yapılmış olacaktır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bfaf0a168",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bfb23b53a",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "İş Yeri Adlarındaki Türkçenin Yabancı Dillerle Etkileşimi Kilis Örneği",
                "creator": " Gülşah Parlak Kalkan,  Ali Kıribiş",
                "subject": null,
                "description": "Türkiye ile Suriye arasındaki sınır hattında yer alan Kilis; verimli toprakları, elverişli iklimi, geçiş güzergâhında bulunmasına bağlı ulaşım olanakları ile yüzyıllarca önemli bir yerleşim yeri olmuş ve kültürler arası etkileşimin de yüksek düzeyde olduğu ilde karma bir yapı oluşmuştur. Ayrıca yaklaşık dokuz yıl önce Suriye’de başlayan savaş sebebiyle de Kilis, yerli nüfusundan daha fazla bir mülteci nüfusu ile birlikte yaşamaktadır. Bu durum, ildeki ekonomik faaliyetlerden sosyokültürel yapıya kadar pek çok konuda etkili olduğu gibi yörede konuşulan Türkçeyi de etkisi altına almıştır. Söz konusu farklı kültürlerin kesişme noktası olan cadde ve sokaklar ise kültürel kimliğin deşifre edilebileceği önemli veri sahalarıdır. Farklı sosyal katmanlardan kişilerin öncelikli olarak çeşitli ihtiyaçlarını karşılamak üzere buluştuğu cadde ve sokaklar ile buralarda bulunan mağaza ve iş yerlerinde istemli ya da istemsiz iletişim hâlinde olmaları, dilin güncel durumu hakkında da konuyla ilgili araştırma yapmak isteyenlere önemli ipuçları sunmaktadır.Nicel ve nitel veri toplama tekniklerinin bir arada kullanıldığı karma desenli bu çalışmada, Kilis ilinin merkezinde bulunan ve farklı özellikteki insan gruplarının yaşadığı üç bölge araştırma sahası olarak seçilmiştir. Birinci bölge daha çok yerli halkın yaşadığı Cumhuriyet Caddesi, Murtaza Caddesi; ikinci bölge daha çok il dışından üniversite okumak için ile gelen öğrencilerin veya iş sebebiyle ilde bulunan memurların ikamet ettiği Üniversite Caddesi; üçüncü bölge ise çoğunlukla Arap halkın yaşadığı Dereboyu Caddesi, Nemika Caddesi ve Zeytinli Mahallesi olarak belirlenmiştir. Her üç bölgeden derlenen 750 civarında iş yeri, mağaza vb. iş yeri adları köken itibarıyla tasniflenmiştir. Türkçenin yabancı diller ile etkileşim durumunu tespit amaçlı, sınırlı bir ölçekte ele alınan bu çalışmanın aynı zamanda nüfus yoğunluğunun sosyokültürel farklılıkları ile iş yeri adları arsındaki ilişkiyi de betimler nitelikte olması ile alana katkı sağlaması umulmaktadır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bfb23b53a",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bfb78a57f",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Yaprak Dökümü’nde İstanbul Ağzına Dair Söz Varlığı ve Sözlüklerdeki Durumu",
                "creator": " Önder Saatçi",
                "subject": null,
                "description": "Türkiye Türkçesi yazı dilinin İstanbul ağzına dayanmış olduğu Türkoloji çevrelerinde kabul görmüş bir yaklaşımdır. Ancak durum gerçekten böyle midir, yoksa yazı dilimiz ile İstanbul ağzı arasında farklılıklar var mıdır? Eğer, bu iki konuşma varyantı arasında birtakım farklılıklar varsa o hâlde İstanbul ağzının tespit edilmesi nasıl sağlanabilir? Günümüzde İstanbul ağzından derleme yapma imkânı olmadığından bu konunun aydınlatılmasında Millî Edebiyat dönemi eserlerinin ve 1950’li yıllara kadar basılmış kitap ve süreli yayınların dilinin incelenmesi gereklidir. Bu çalışmada konu daha çok söz varlığı (isim, fiil, kalıplaşmış ve deyimleşmiş birleşik fiil, ikileme) bakımından ele alınmıştır. Bu maksatla Reşat Nuri Güntekin’in “Yaprak Dökümü” romanı incelenerek, romanın barındırdığı söz varlığının bugünkü yazı dilimizle ne ölçüde uyuştuğu hem leksik hem de anlam bakımından araştırılmıştır. Çalışmada genel sözlüklere başvurulduğu gibi internet ortamındaki Türkçe Ulusal Derlemi sitesinin arama motorundan da yararlanılarak ele alınan söz varlığının günümüzdeki kullanım sıklıkları araştırılmıştır. Bu gibi araştırmalar İstanbul ağzının söz varlığını ortaya çıkararak sözlüklerimizin içeriklerinin zenginleşmesine, aynı zamanda genel sözlüklerin ne derece kapsayıcı olduklarının ortaya çıkarılmasına yardımcı olacaktır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bfb78a57f",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bfc113621",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Reşit Asım Baran’ın \"Söylemeli mi\"? Adapte Eseri Üzerine Odaklanan Tartışmalar",
                "creator": " Engin Keflioğlu,  Didem Ardalı Büyükarman",
                "subject": null,
                "description": "Türk tiyatro tarihinde ödenekli ilk tiyatro olarak kurulan Dârülbedâyinin, İstanbul Şehir Tiyatrosuna dönüşmesiyle kurumsallaşma çabaları hızla gelişme göstermiştir. Cumhuriyetin ilanı ile birlikte özellikle batılı anlamda bir tiyatro ve modern anlamda bir tiyatro topluluğu olma çalışmaları, kurumsal kimlik oluşturma çabaları ile beraber gelişmiştir. 1927 yılında Muhsin Ertuğrul’un Dârülbedâyinin başına getirilmesiyle başlayan birtakım gelişmeler tiyatronun ilerlemesi adına heyecan verici olmuştur. Bu çalışmalar kanun ve yönetmeliklerle dönemin hükümeti tarafından desteklenmiştir. Modern bir tiyatronun ihtiyacı olan dekor, ışık, sahne ihtiyaçlarının karşılanması ve batının klasik eserlerinin sahnelenme gayretleri memnuniyetle izlenmiştir. Önemli bir diğer değişiklik de edebi heyetin Dârülbedâyi’den 1928-1929 sezonunda kaldırılması olmuştur. Bu kurumsallaşma ve modernleşme çabaları içinde 1931 yılında Dârülbedâyi ismi alınan bir kararla Şehir tiyatrosuna dönüştürülmüştür. Şehir tiyatrosunun bu seyr-u sülûkunda, birtakım istenmeyen tartışma mecraları da oluşmuştur. Bu durum gelişme aşaması içinde olan tiyatroyu gereksiz şekilde yormuştur. Tartışmalar; edebi heyetin kaldırılması, kurumun oyun seçimi, tercüme eserler ve adapte eserler ile ilgili tutumdan hareketle başlayıp, şahsileşip, sonrasında da hakaret ve tehdit içeren dava konularına kadar gitmiştir. Tartışmaların kamuoyu önünde olması da kurumu, kendini müdafaa etme mecburiyetinde bırakmıştır. Kamuoyu önünde yapılan bu tartışmalar, mahkeme aşamasına gelip tarafların ceza almalarına sebebiyet verdiği gibi mahkeme aşamasına gelmeden basın önünde yapılıp kendi mecrasında sona erenleri de olmuştur. Bu tartışmalardan biri de Reşit Asım Baran (bir nevi şehir tiyatrosunun resmi görüşü) ile Halit Fahri Ozansoy’un taraf olduğu grubun yapmış olduğu tartışmadır. Türk tiyatrosuna önemli katkıları olan Reşit Asım Baran’ın yaşam öyküsü çerçevesinde, tiyatro ile ilgili çalışmalarına değinilerek, aynı zamanda mezun olduğu Galatasaray Lisesinden hocası Halit Fahri Ozansoy ile Söylemeli mi? adlı (kendi adaptasyonu olan) oyunun etrafında 1945 senesinde gelişen tartışmaların kökeni ve nihayetlenmesi üzerinde durulacaktır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bfc113621",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bfc479661",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Mi‘râciye Türünde Yeni Bir Örnek Lebîb Efendi’nin Mi‘râciye’si",
                "creator": " Emrah Gündüz",
                "subject": null,
                "description": "İslam dinini benimsemiş Osmanlı’da, dinî temaların kalem erbabınca edebiyata aktarıldığı görülür. Hz. Muhammed’in (s.a.) başından geçen mir‘âc hadisesi hem manzum hem de mensur şekillerde edebiyata aksetmiş bu dinî temalardan yalnızca bir tanesidir. Osmanlı edebiyatında mi‘râc konusunda yazılmış eserlerin genel motiflerle ele alındığı ve bu motiflerin kaynağının Necm ve İsrâ sureleri olduğu görülmektedir. Mi‘râc hadisesinin genel motiflerle ele alındığı Lebîb Efendi’nin Mi‘râciye’si bu tür eserlerdendir. 18. yüzyılda yazıldığı düşünülen Mi‘râciye’nin müellifi hakkında pek fazla bilgi bulunmamaktadır. Nazım ve nesir karışık formda yazılmış eserde tipik motiflerle birlikte farklı motiflerin de işlendiği görülür. Mi‘râciye, en erken 1792 tarihli fevaid kaydı taşımakta olup, yurtdışında bir yazma eser kütüphanesinde tespit edilmiştir. Tespit edilen bu el yazması eserin daha önce bu tür üzerine yapılmış derlemelerde akademik çalışmalarda değerlendirilmediği fark edilmiştir.Bu makalede Lebîb Efendi ve Mi‘râciye’sinin tanıtımı ve ön incelemesi yapılmıştır. Bu türden eserlere yeni bir örnek olacak olan Mi‘râciye’nin, transkribe edilerek edebiyat dünyasına tanıtılması amaçlanmıştır.  ",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bfc479661",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bfc9b7f90",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Postmodernizmin Sınırları ve Postmodernist Bir Tema Olarak Komplo Teorileri",
                "creator": " Bülent Aytok Özaltıok",
                "subject": null,
                "description": "Postmodernizm; sınırları, kapsamı net bir şekilde belli olmayan, bununla birlikte sanat eserlerine nasıl ve ne şekilde yansıdığı konusunda da çeşitli fikir ayrılıkları bulunan, kimilerine göre bir üslup kimilerine göre ise bir ideoloji olan akımdır. Sözlüklerdeki tanımına göre üslup; Habermas, Jameson gibi yazarlara göre ideoloji, Baudrillard, Lyotard gibi yazarlara göre ise medya ve teknolojinin yeni bilgi ve yaşam biçimlerini doğurduğu bir dönemin adı olan Postmodernizmin sanat eserlerine nasıl yansıdığı da üzerine tartışma olan bir konudur. Bu yüzden, bu bildiride öncelikle postmodernizme farklı cephelerden bakan araştırmacıların postmodernizm anlayışları birincil kaynaklar üzerinden anlatılacak ve postmodernizmin genel anlamda sanata yansımaları örnekler üzerinden ortaya koyulacaktır. Sonrasında ise postmodernizmin edebiyata yansımasına değinilecektir. Bunu yaparken, postmodern edebiyat kuramına dair daha önce yapılan araştırmalar, tartışmalar değerlendirilecektir. Bu değerlendirmelerin ardından, herhangi bir edebi eseri postmodernist eleştiriye tabi tutarken hangi tekniklerin, yöntemlerin kullanılması gerektiğine dikkat çekilecektir. Bununla birlikte postmodernizmin kullandığı tekniklerin tanımları, neleri kapsadığı ve neden postmodernist bir eseri incelemede kullanılması gerektiği de açıklanacaktır. Bunlara ek olarak ve bu tartışmaların nihayetinde, gelişen medya çağında bir postmodern toplum kurmaya çalıştığı gerçeği hesaba katılarak postmodernizmin bir ideoloji olarak değerlendirilmesi gerektiği iddia edilecektir. Ayrıca postmodern edebiyat araştırmalarında incelenen eserin içeriğine dair bir değerlendirme yapılmadığı ve bu yüzden postmodern tema olarak değerlendirilebilecek bir temanın da olmadığı gösterilecektir. Komplo Teorilerinin postmodern edebiyat için bir tema olduğu örnekler üzerinden açıklanmaya çalışılacak ardından da komplo teorilerinin neden postmodernist tema olarak değerlendirilmesi gerektiği gösterilecektir. Postmodernizmin bu ideolojik yapısından ötürü, postmodern edebiyat kuramının buna göre şekillenmesini beklemek gerektiği doğal sonucuna da ulaşılacaktır. Bu yüzden çoklu anlatım tekniğine başvuran ve biçimsel oyunlarla ilerleyen her edebi eserin postmodernist olarak değerlendirilmemesi gerektiği makalenin sonunda açığa çıkarılacaktır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bfc9b7f90",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bfcf4d3c7",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "İrfan Yalçın&#039;ın Romanlarına Marksist İdeoloji Ekseninde Bir Bakış",
                "creator": " Salih Koralp Güreşir",
                "subject": null,
                "description": "Marx ve Engels’in kuramsal alt yapısını hazırladıkları Marksist ideoloji, temelde insanın temas ettiği her alanı tarihî maddecilikle açıklayan bir fikir hareketidir. İşçi haklarından hareket ederek sınıfsız bir toplum ideali benimsemesi dolayısıyla dünya üzerinde oldukça taraftar toplamış, bilhassa antikapitalist tavrı ile Türkiye’de de öncesi olmakla birlikte asıl olarak 1960’lı yıllarda bilinçli kabullerle karşılık bulmuştur. Her ideoloji gibi yeni bir insan ve dünya oluşturmak idealine sahip olan Marksizm, bu doğrultuda sanat ve edebiyatı da söyleminin ifadesi olarak kullanma amacını taşır. Marksist estetik, bu gaye doğrultusunda oluşur ve nihayetinde sanat, Marksist ideoloji lehinde iş gören bir vasıta olarak görülür. Marksist ideolojinin Türk edebiyatı ile asıl teması, 1940-1970 yılları arası yazılan köy romanları ile mümkün olmuştur. 1970 sonrası ise 12 Mart dönemi romanları adı altında, 1971 muhtırasının sol güruhtaki etkileri dolayısıyla söz konusudur. Roman türünde 1970 sonrasında eser veren İrfan Yalçın, söz konusu etkiden bağımsız olarak evrensel roman temalarını Marksist ideoloji ekseninde yorumlayan, üretken bir yazardır. Başarılı bir surette oluşturduğu şiirsel üslubu, okurda fazlalık hissi uyandırmayan yoğun anlatımı gibi etkenler, onun insan ve gerçeğine temas etmesini mümkün kılmıştır. Başarısını teşkil eden söz konusu ideal tavrı, belirgin ideolojik söylemine rağmen hemen bütün romanlarında büyük ölçüde bu minvaldedir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bfcf4d3c7",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bfd6a005f",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Reading Architectural Modernization through Novel Characters: Kiralık Konak by Yakup Kadri Karaosmanoğlu",
                "creator": " Zeynep Tuna Ultav,  Gizem Güler",
                "subject": null,
                "description": "Architecture benefits from different disciplines and the interdisciplinary impact of architecture is a field that gets stronger over time. It intertwines with a wide range of disciplines, such as engineering, sociology, philosophy, and literature, that expand architecture’s own meaning. Language is a resource for disciplines to establish a relationship. Literary texts, which provide information about human-space relations, daily life, social themes, and problems, can be analysed through language to improve the scope and content of architecture. This study reads the constructed literary spaces that reflect social issues and changes through one kind of literary text, the novel, to interpret the changing effects of space with social issues on different characters. Specifically, it considers 19th-century social issues, such as social conflict and alienation due to modernism, on space and characters in Yakup Kadri Karaosmanoğlu’s first novel, Kiralık Konak (Mansion for Rent), 1922. This paper presents the different physical and sensory experiences of the novel’s characters through the concept of space by making an architectural reading of literary text writing. This analysis makes it possible to deduce that architecture and literature inspire and influence each other. In addition, it is possible to discuss constructed literary space from a different perspective through this study, supposing the necessity of benefiting from the literature in architectural research. Thus, the relationship between architecture and literature is examined through the concept of spatiality in the novel to reveal perceptions as well as experiences of different characters.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bfd6a005f",
                "language": "İngilizce",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bfdceed55",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Süheyl ü Nev-bahār’da ḳocın- yacan- Birleşiği Üzerine",
                "creator": " Ecem Aydın,  İbrahim Taş",
                "subject": null,
                "description": "Süheyl ü Nev-bahār, Mes¤ūd tarafından 1350 yılında kaleme alınmış, Anadolu’da gelişen Türk edebiyatının ilk beşerî aşk konulu mesnevisidir. Süheyl ü Nev-bahār, kendisinden sonra telif edilen mesnevilere öncülük etmesinin yanında, dönemin bütün dil hususiyetlerini taşıması açısından da kıymetli bir eserdir. Mes¤ūd’un, dönemin dil özelliklerine uygun olarak duru bir dil kullanmasının yanında, yer yer, henüz yazı diline girmemiş arkaik izler taşıyan ağız sözcüklerini tercih etmesi, eserin kıymetini bir kat daha artırmaktadır. Söz konusu eser, sadece arkaik ağız sözcüklerinin değil, Türkçede kelime teşekkülünün önemli bir yöntemi olan ‘birleştirme’nin de kayda değer örneklerini sunmaktadır. Bu makalede, eserde tek veride geçen ancak başka metinlerde tespit edilmemiş böyle bir birleştirme örneği olan ḳocın- yacan- sıralama birleşiğini filolojik ve semantik yönden ele almaya çalışacağız. Bunu yaparken önce birleşiği oluşturan sözcükler, birbirinden bağımsız, tarihsel olarak ve metin bağlamında filolojik ve semantik açıdan irdelenmiş ve her birinin semantik kategorileri tespit edilmeye çalışılmıştır. Sonrasında da Süheyl ü Nev-bahār’da tek veride geçen birleşik aynı yolla değerlendirmeye tabi tutulmuştur.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bfdceed55",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bfe2c5d5a",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Ârifî’nin Kenzu’r-rumûz Adlı Mesnevisi Üzerine Bir İnceleme",
                "creator": " Muhammet Nalbat",
                "subject": null,
                "description": "Klasik Türk edebiyatı geleneğine ait mesnevilerin bir kısmı, İran edebiyatındaki numunelerin tesiri altında kaleme alınmıştır. Bazı klasik Türk edebiyatı şairlerinin Farsça mesnevileri tercüme veya şerh etmesi, yine bu mesnevilere nazireler yazması söz konusu tesiri açıkça göstermektedir. Farsçadan Türkçeye tercüme edilen mesneviler arasında dinî-tasavvufi ve ahlaki konuları ihtiva edenlerin sayısı oldukça fazladır. Dolayısıyla bu neviden mesneviler, tasavvuf ile klasik Türk şiiri arasındaki münasebetin anlaşılması ve klasik İran edebiyatından Türkçeye tercüme edilen eserlerin hüviyetinin ortaya konulması için büyük önem arz etmektedir.Bu makalede Emir Hüseynî Sâdât el-Gûrî el-Herevî tarafından Farsça kaleme alınan Kenzu’r-rumûz adlı dinî-tasavvufi mesnevi ve bu mesnevinin daha önce ilmî bir çalışmaya konu olmamış aynı isimli Türkçe tercümesi tanıtılacaktır. 943 beyitten oluşan söz konusu tercüme, Ârifî mahlaslı bir şair tarafından kaleme alınmış olup tek nüshası Leipzig Üniversitesi Kütüphanesi İslam El Yazmaları Bölümünde bulunmaktadır.Makalenin “Giriş” bölümünden sonra Emir Hüseynî’nin hayatı, eserleri ve Kenzu’r-rumûz adlı mesnevisi hakkında malumat verilecektir. Ardından Ârifî’nin Kenzu’r-rumûz’u şekil, muhteva, üslup ve tercüme özellikleri bakımından ele alınarak eserin Türk edebiyatındaki yeri tespit edilmeye çalışılacaktır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bfe2c5d5a",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bfe83b05f",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Türk Düşünce Sisteminde Çoban, Koyun ve Kurt Metaforlarının Soykütüksel Analizi: Eski Türk Yazıtlarından Eski Anadolu Türkçesine",
                "creator": " İnan Gümüş",
                "subject": null,
                "description": "Genellikle söz sanatları ya da anlam değişmeleri içerisinde ele alınan metafor, bir kavramın yerine benzerlik, analoji, yakınlaştırma, çağrışım, karşılaştırma vb. ilişkilere dayalı olarak başka bir kavramın kullanılması biçiminde tarif edilir. Dilin zihinsel gücünü gösteren metaforlar, kaynak bakımından dilsel olmakla birlikte dili aşan bir yapı göstererek düşünceyi ve zihinsel süreçleri de kapsamaktadır. Sosyal ve kültürel ögelerin etkisi bağlamında her dilin metafor üretme kapasitesi vardır. Çağdaş metafor anlayışı çerçevesinde George Lakoff ve Mark Johnson tarafından geliştirilen kavramsal metafor kuramında dilin soyutlamaya dayalı oluşturduğu sistemle insanların dünyayı algılayış biçimleri arasında koşutluk bulunmaktadır. Bu bağlamda toplumların değişim ve dönüşümlerini, süreklilik ve kırılmalarını metaforlar aracılığıyla çözümlemek mümkündür. Konuya -yazınsal metinler özelinde- Türk kültürü açısından yaklaştığımızda Türk dili yadigârlarının sunduğu metafor dünyasından yola çıkarak Türk kültürünün gelişim çizgisini ve Türk düşünce sistemini takip etmek mümkün görünmektedir. Bu makalede, belirtilen tasarım ve amaç doğrultusunda Türk edebiyatında çoban, koyun ve kurt metaforlarının siyasi bir figür olarak gelişimi üzerinde durulmuş; bu metaforlara siyasi bir içeriğe sahip olma sürecinde hangi anlamların yüklendikleri, yazınsal metinlerin sunduğu malzemeler ışığında değerlendirilmiştir. Bu noktada eski Türk yazıtlarından yola çıkılmış ve Batı Türkçesinin ilk halkasını oluşturan Eski Anadolu Türkçesi metinlerini içine alacak şekilde bir sınır belirlenmiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bfe83b05f",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bfed9f5c6",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Leylâ vü Mecnûn Mesnevîlerinde Bulunan Bazı Motiflerin Dinî ve Tarihî Kökenleri",
                "creator": " Hacer Saglam",
                "subject": null,
                "description": "Edebî metinlerin anlamlı en küçük unsurlarını ifade eden motifler, anlatma esasına dayalı metinlerde; sıradışı, olağanüstü, geleneksel veya evrensel, mütekerrir, ayrıştırılamaz vasıfları haiz yapı taşlarını oluştururlar. Motifler, sözlü kültür ürünlerinden yazılı kültür eserlerine kadar geniş bir yayılım alanına sahiptir. İlk anlatılar olarak kabul edilen destanlardaki motifler; masallar, halk hikâyeleri, mesnevîler ve hatta günümüzdeki modern anlatı türlerine kadar intikal etmiş ve etmekte olan unsurlar olarak dikkat çekmektedir. Bununla birlikte, çeşitli eserlerde karşılaştığımız motiflerin bir kısmının, varlıklarını destan öncesi zamanlardan aldığı fark edilmektedir. Metinler geriye doğru takip edildikçe motiflerin dinî ve tarihî kökenlerini görmek mümkün olur. Özellikle peygamberler tarihine kadar uzanan, kutsal metinlerde yer alan bazı motiflerin varlığı, divan edebiyatının anlatma esasına dayalı eserlerinde çeşitli şekillerde karşımıza çıkar. Bazı motiflerin ise dünyevî sınırların dahi üstünde oldukları, arketipsel nitelik taşıdıklarını ispat etmektedir. Motiflerin kaynaklandıkları dinî ve tarihî kökenler, onların çeşitli türlerdeki varlıklarının nedenini oluşturur. Divan edebiyatının önemli anlatı kaynakları olan mesnevîlere intikal etmiş bu motifler, mesnevîlerin destan öncesi devirlerden gelen metinlerarası bağlamdaki yerine ışık tutar. Divan edebiyatında Leylâ vü Mecnûn mesnevîleri, söz konusu eserlerden biri olarak öne çıkmaktadır. Bu makalede, tarih öncesi devirlerden mesnevîlere, özelde ise Leylâ vü Mecnûn mesnevîlerine intikal etmiş bazı motiflerin dinî ve tarihî kökenleri üzerinde durulacaktır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bfed9f5c6",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bff3574b1",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Reşat Nuri Güntekin’in Tiyatroyla İlgili Bilinmeyen Makaleleri",
                "creator": " Tayfun Haykır",
                "subject": null,
                "description": "Türk edebiyatının en önemli isimlerinden biri olan Reşat Nuri Güntekin (1889-1956), edebiyat tarihlerinde ve genel okur nezdinde daha çok romancı yönüyle tanınsa da tiyatro ile sıkı bir münasebet içinde olmuştur. Türk tiyatrosunun gelişmesinde çok önemli katkıları olan Güntekin; telif tiyatro eserleri yazmış, tercüme adapteler yapmış ve bunların sahnelenmesinde etkin rol almıştır. Tiyatroya dair faaliyetlerinde metin yazarlığı ve çevirmenliğin yanı sıra tiyatro eleştirisiyle de yakından ilgilenmiş, yazarlık yaşamı boyunca çok farklı süreli yayınlarda tiyatroya dair onlarca eleştiri metni kaleme almıştır. Öyle ki Reşat Nuri Güntekin, matbuat âlemine tiyatro eleştirisi metinleri yazarak adım atmıştır, diğer edebî türlerle ilgili kalem çalışmaları daha sonra başlamıştır. Yazar sağlığında söz konusu metinlerini kitap bütünlüğünde yayımlamamıştır ancak vefatının ardından geçen zaman içinde bu metinler üzerine çeşitli akademik çalışmalar yapılmış, bir de doğrudan doğruya bu eleştiri metinlerini bir araya getiren kitap yayımlanmıştır. Bu makalede Reşat Nuri Güntekin’in kaleminden çıkan ve dokuzu bugüne kadar hiçbir akademik çalışmada tam metin olarak yayımlanmayan, on tiyatro eleştirisi makalesi yayımlanmıştır. Çalışmada metin neşri yapılmadan önce Reşat Nuri’nin matbuata girişine, tiyatroyla olan ilgisine değinilmiş daha sonra söz konusu makaleleri incelenmiştir. İncelemenin ardından makaleler Arap harfli hâllerinden Latin esaslı Türk alfabesine dönüştürülmüştür, metin tamirine ihtiyaç olan durumlarda, belirtilerek müdahalede bulunulmuştur. Makalelerde geçen terimler, kavramlar, tarihî şahıslar-mekânlar ve atıfların daha iyi anlaşılması için gerekli açıklamalar dipnotlarla verilmiş, ayrıca bugün için anlaşılamayacağı düşünülen kelimelerin anlamları metin üzerinde köşeli ayraç içinde eğik yazıyla verilmiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bff3574b1",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bffc0bb4f",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Abdülazîz Âsım Efendi’nin Kaside Nazım Şekliyle Yazdığı Türkçe Sâl-i Cedîd Şiirleri",
                "creator": " Fatih Yerdemir",
                "subject": null,
                "description": "Klâsik Türk Şiirinde “sâl-i cedîd, tebrîk-i sâl, tebrîk-i sâl-i cedîd” başlıklarıyla yeni yılı tebrik için kaleme alınan tarih manzumeleri tespit edilebildiği kadarıyla 16. yüzyılda Cevrî ile görülmeye başlanmıştır. 17. yüzyılda Aynî; 18. yüzyılda ise Şeyh Gâlib, Nedîm ve Sünbül-zâde Vehbî’nin manzumeleri ile devam etmiştir. 19. yüzyılda divanların yanı sıra bazı gazetelerin edebiyat köşelerinde sâl-i cedîd şiirleri yayımlanmıştır. Bu bağlamda, Muallim Nâcî’nin Tercümân-ı Hakîkat gazetesinin edebiyat köşesini yönetmeye başlamasıyla, gazetede sâl-i cedîd şiirlerinin de yayımlandığı gözlemlenmiştir.17. ve 18. yüzyıllarda kıt‘a ve kaside nazım şekilleriyle kaleme alınan “sâl-i cedîd” şiirleri 19. yüzyıldan itibaren muhammes, murabba gibi nazım şekilleriyle de yazılmaya başlanmıştır. 19. yüzyılda daha çok devlet kademelerinde görev yapan memurlar tarafından nazmedilen bu şiirlerde, yeni yıl tebrikiyle beraber devrin padişahının övgüsü yer almıştır. Tercümân-ı Hakîkat gazetesinde ilk yayımlanan sâl-i cedîd şiirlerinden biri, Abdülazîz Âsım Efendi’ye aittir. Onun 1325 numaralı 15 Teşrînisânî 1882 sayısında ikisi Türkçe, ikisi Arapça biri Farsça olmak üzere beş sâl-i cedîd manzumesi bulunmaktadır.Bu çalışmada adı geçen şaire ait daha önce Latin harfli Türk alfabesiyle yayımlanmamış iki Türkçe sâl-i cedîd şiiri kısa bir değerlendirmeyle yayımlanacaktır. ",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bffc0bb4f",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bfff57397",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Sözel Hikâyecilik Geleneğinin Merkezi Kars ve Çevresinden Derlenen Halk Hikâyelerinde Mekânın İşlevi",
                "creator": " Lati̇fe Özcan",
                "subject": null,
                "description": "Anlatının temel bileşenlerinden olan mekân kavramına tarihsel süreçte farklı yaklaşımlar olmuştur. Başlangıçta anlatıda olayların yaşandığı yer olarak kabul gören mekânın, zamanla farklı işlevlerinin olduğu görülmüştür. Mekân toplumların kültürünün yaratılmasında ve şekillenmesinde etkili olmuştur. Türk edebiyatında Âşık kahvehaneleri ve beraberinde Âşıklık geleneğinin doğmasına imkân sağlamıştır. Ayrıca halk hikâyeleri de icra şekillerinin bir gereği olarak kendine yaşam alanı\/icra ortamı olacak mekânlara ihtiyaç duymuş ve zuhur ettiği mekânların etkisinde kalarak gelişimini sürdürmüştür. Bu çalışmada Âşıklık geleneğinin ve sözel halk hikâyeciliğinin merkezlerinden olan Kars ve bölgesinde yetişmiş âşıkların tasnif ettiği halk hikâyelerinde mekân kavramının fiziksel ve işlevsel niteliklerini tespit etmek amacı güdülmüştür. Öncelikle mekân kavramına yaklaşımın tarihsel sürecine ve halk hikâyelerinin mekân kavramı ekseninde incelenmesine yer verilmiştir. Türk düşünce yapısının bir etkisi olarak fiziksel çevrenin bölgede anlatılan metinlerde yer aldığı görülmüştür. Bununla beraber mekânların hikâyelerde yalnızca bir sahne olmadığı ve zenginlik göstergesi, haberleşme, beddua unsuru, ad koymaya kaynaklık etme, gelir getirici unsur olma gibi işlevlerinin olduğu tespit edilmiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bfff57397",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c006e7f8d",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Behçet Necatigil&#039;in Varsa Ev Şiirinin Göstergebilimsel Yöntemle Çözümlenmesi",
                "creator": " Muhammet Ali Bulut,  Ali Pulat",
                "subject": null,
                "description": "Gönderici tarafından gönderilen yazılı ileti, dil vasıtasıyla alıcıya ulaşır. Dil göstergeler dizgesidir; yerini tuttuğu varlığın kendisi değildir. Sözlü iletişimde, iletişim kodlarının çözümlemesi kolaydır ancak yazarla okuyucu arasındaki bir iletişim olan yazınsal metinlerin kodlarını çözmek zordur. Çünkü yazınsal metinlerde dil; retorik unsurlar, dilsel sapmalar ve sanatsal gayelerle günlük konuşma dilinden uzaklaşır. Yazınsal metinlerin çözümü için çeşitli yöntemler kullanılmaktadır. Göstergebilim, Algirdas Julien Greimas tarafından dizgeleştirilmiş olup yazınsal metinlerin çözümlenmesinde yeni bir yöntemdir. Göstergebilimsel çözümleme yöntemi metin merkezlidir, çözümleme alanı olarak sadece metni esas alır. Göstergebilim, anlamın karşıtlıklardan doğacağını kabul etmektedir. Göstergebilimsel çözümleme yönteminin roman öykü gibi anlatı metinlerine uygulandığını gördük, çalışmamızda bu çözümleme yöntemini şiire uygulamak istedik. Çalışmamızda, Greimas’ın göstergebilimsel çözümleme yöntemiyle Behçet Necatigil’in “Varsa Ev” şiirini çözümledik. Necatigil, ev şiirleriyle özdeşleşen bir şairimizidir. Şiir, Greimas’ın göstergebilimsel çözümleme yönteminin eyleyenler modeliyle çözümlenmiştir. Şiir; anlatı, söylem ve mantıksal-anlamsal düzey olmak üzere üç bölümde çözümlenmiştir. Şiirin anlatı düzeyinde görülen ev ve sokak göstergelerine, mantıksal-anlamsal düzeyde yeni anlamlar yüklendiği ve bu iki göstergenin karşıtlık oluşturduğu tespit edilmiştir. İnsanın duyguyla hareket ettiğinde sokağı, düşünceyle hareket ettiğinde evi tercih ettiği görülmüştür.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c006e7f8d",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c00c6dbcc",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "tat- Eyleminin Anlam Genişlemesi Üzerine Bir İnceleme",
                "creator": " Melike Bas",
                "subject": null,
                "description": "İmgesel dilin temelini oluşturan bedenlerimiz ve fiziksel deneyimlerimiz aynı zamanda metaforik kavramlaştırmaların oluşumunda rol oynayan duyusal kanallar ile ayrılmaz bir şekilde bağlantılıdır ve bedenleşmiş bilişin özünde yer almaktadır. Bu bağlamda, bu çalışma, beş temel duyudan biri olan tatma duyusunu ifade etmek için kullanılan tat- eyleminin derlem verisinden elde edilen eşdizimlilik örüntülerine ve bağımlı dizinlere odaklanarak söz konusu eylemin kullanım bağlamında sunduğu çokanlamlı doğasına dair bilgi sahibi olmayı amaçlamaktadır. Bu amaçla, Türkçe Ulusal Derlem v3’ten elde edilen eşdizim oluşturduğu ilk yüz sözcük anlam alanlarına göre sınıflandırılmış ve bağımlı dizin satırları incelenmiştir. Çalışma sonuçları, tatma duyusunun ‘yemek’ kavram alanının yanı sıra, duygular, soyut kavramlar, bilişsel durumların ifadesinde kullanıldığını göstermektedir. Ayrıca, farklı duyuların (görme, işitme, koklama, dokunma) ifadelerinde sinestezik bir anlam taşıdığı da tespit edilmiştir. Çalışmada elde edilen DENEYİMLEMEK TATMAKTIR, FARKINA VARMAK \/ BİLMEK \/ ÖĞRENMEK TATMAKTIR ve BİR DUYGUYU HİSSETMEK TATMAKTIR metaforları, BİLİŞ ALGIDIR üst-metaforu ile örtüşmekte ve önceki çalışmaların bulgularına paralellik göstermektedir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c00c6dbcc",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c011c5bf4",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Folklor ile Tiyatronun Metinlerarası Yolculuğu: Yunus Emre Tiyatrosu Örneği",
                "creator": " Yasemin Ulutürk",
                "subject": null,
                "description": "Kültürel mirasın önemli unsurlarından folklor, çok eski zamanlardan günümüze çeşitli yöntemler ile aktarıla gelmiştir. Bu yöntemlerden biri olan metinlerarasılık, var olanın yeni bir bağlamda yeniden ele alınmasını sağlarken hem metnin kendisinden öncekiler ile ilişkisini ortaya koymakta hem de hiçbir metnin diğerlerinden tamamen bağımsız olamayacağını somutlaştırmaktadır. Bu anlamda toplumu yansıtma görevi ile temelde insanı konu alan tiyatro, Türk kültürünün parçasını oluşturan folkloru diyaloglarına işleyerek hem aslî vazifesini yerine getirmekte hem de folklorik ögelerin unutulmasının önüne geçerek metinlerarası bir alışverişin gerçekleşmesini sağlamaktadır. Yunus Emre adlı tiyatro ise Recep Bilginer'in bu minvalde kaleme aldığı bir metindir. Eserde selamlaşma, hediyeleşme, düğün gibi çeşitli gelenek ve görenekler ile ilahi, nefes, türkü, tekerleme gibi sözlü edebî türlere yer verilmesi, folklorun tiyatroda metinlerarası olarak canlandığını göstermektedir. Ayrıca hayatı folklor unsurları ile örülü olan Yunus Emre'nin tiyatro gibi farklı bir bağlamda yeniden ele alınması o unsurların canlanmasını daha gerçekçi kılarken metinlerarasılığı müşahhas hâle getirmekte, diyaloglara işlenmesini de kolaylaştırmaktadır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c011c5bf4",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c01876874",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Bursalı Şeyh Gazzî-zâde Mustafa Nesîb’in Şiirleri",
                "creator": " İsmail Hakkı Aksoyak",
                "subject": null,
                "description": "Osmanlı Devleti’nin ilk başkenti olan Bursa aynı zamanda çok önemli bir kültür merkezi olmuştur. Devletin başkenti önce Edirne’ye oradan da İstanbul’a taşınmıştır ancak Bursa kültür merkezi olma özelliğini kaybetmemiştir. Bu yüzden yüzyıllar içerisinde bu şehirde pek çok âlim, sanatkâr ve şair yetişmiştir. Özellikle Bursa’da yer alan tekke ve dergâhlar pek çok şairin yetişmesinde önemli rol oynamıştır. Bu dergâhlardan birisi de Gazzî-zâde Dergâhıdır.Bu makalenin konusunu oluşturan Mustafa Nesîb de bu dergâhda yetişen şairlerden birisidir. Bursa Gazzî Dergâhı’nın kurucusu olan Ahmed-i Gazzî’nin torunu olan Mustafa Nesîb bu sebeple Gazzî-zâde olarak anılmaktadır. Nesîb,1135\/1722-23 yılında dünyaya gelmiş 1202 \/1787yılında ölmüştür. Henüz çocuk denilebilecek bir yaşta Gazzî Dergâhı postnişini olan şair, ölünceye kadar elli yıla yakın bir süre bu görevi sürdürmüştür. Kaynakların belirttiğine göre Arapça ve Farsça’yı çok iyi bilen Nesîb, dini konularda pek çok eser vermiştir. Yine kaynakların şiir yazdığını ve mürettep divan tertip ettiğini bildirdiği Nesîb’in divanı ve şiirleri bir iki örnek dışında ele geçmemiştir. Bu makalede Nesîb’in Bursa İnebey Yazma Eserler Kütüphanesi OR 2087 numarada kayıtlı mecmuada yer alan gazellerine yer verilecektir. ",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c01876874",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c01db973f",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "DURMUŞ, T. I. (2021). Şair ve Sultan: Osmanlı’da Edebi Himaye. Muhit Kitap.",
                "creator": " Hanım Yımaz",
                "subject": null,
                "description": "Yöneticiler, sanatın gelişmesi ve sanatçının desteklenmesinde, tarihin farklı dönemlerinde önemli ölçüde etkili olmuşlardır. Osmanlı Devleti’nde de bu durum, hem kendinden önceki devletleri örnek alarak hem de öncülerinden devraldıkları hamilik sistemini geliştirip kurumsallaştırarak devam etmiştir. Sistem, devletin kurulup gelişme süreciyle paralel bir şekilde ilerlemiştir. Sanatçı ve devlet otoritesi, süreç içerisinde etkileşim hâlinde olagelmiş ve bu durum, sanat, sanatçı ve destekleyici konumundaki yöneticilere çeşitli kazanımlar elde etme imkânı sunmuştur. Doğu ve Batı’da kurulan devletlerdeki ve Osmanlı Devleti’ndeki himaye sistemi hakkında çeşitli çalışmalar yapılmıştır. Şair ve Sultan adlı çalışma da döneme ait kaynaklar tanık gösterilerek, Osmanlı Devleti’nde himaye sistemi ile ilgili değerlendirmeleri içermektedir. Çalışma, ön söz, giriş, dört bölüm, sonuç ve kaynakça kısımlarından oluşur.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c01db973f",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        }
    ]
}



