{
    "issueRecord": {
        "header": {
            "identifier": "oai:https:\/\/www.adeddergi.com\/:sayi\/68a8b54bef19c",
            "datestamp": "2022-10-30"
        },
        "metadata": {
            "title": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi, Cilt: 6 Sayı: 3",
            "creator": "",
            "subject": "",
            "description": "",
            "publisher": "Prof. Dr. Mehmet Özdemir",
            "date": "2022-10-30",
            "type": "Journal Issue",
            "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/sayi\/68a8b54bef19c",
            "language": "tr",
            "rights": "Creative Commons"
        }
    },
    "articles": [
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b564c5b2c",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Sıyâmî ve Yeni Bir Eseri: Hakâyık u Dekâyık",
                "creator": " Esma Şahin Öztaş",
                "subject": null,
                "description": "16. yüzyıl şairlerinden Sıyâmî, yakın zamanlara kadar herhangi bir eseri bilinmediği için adından söz edilmeyen, biyografik kaynakların satır aralarında saklı kalmış bir şairdi. Sıyâmî ismi, ilk olarak tespit edilen Dîvân’ı ve Dîvân içindeki Antakya Şehrengizi ile yakın zamanlarda anılmaya başlanmış, daha sonra Hümâ vü Hümâyûn adlı bir mesnevisi bulunduğu ortaya çıkmıştır. Hakâyık u Dekâyık şairin tespit edilmiş yeni bir eseridir. Bu eserle birlikte şu ana kadar şaire ait gün yüzüne çıkan eser sayısı dörde ulaşmıştır. Tezkire yazarı Ahdî’nin özensiz de olsa çok yazan bir şair olarak zikretmesine bakılırsa Sıyâmî’nin kütüphanelerde keşfedilmeyi bekleyen başka eserleri bulunması muhtemeldir. Sıyâmî’nin makalenin konusu olan Hakâyık u Dekâyık eseri tasavvufi-alegorik bir mesnevidir. Avusturya Ulusal Kütüphanesi’nde bir nüshası bulunan eser bu makale ile tanıtılmıştır. Makalede önce tezkirelerde adı geçen Sıyâmîler arasından tanıtımı yapılacak eserin sahibi Sıyâmî ve hakkındaki bilgiler netleştirilmeye çalışılmıştır. Daha sonra bazı mecmualardan şairin kimliği ve kişiliği hakkında ipucu taşıyan bilgiler derlenerek değerlendirilmiştir. Şairin hâlihazırda bilinen eserleri genel hatlarıyla tanıtıldıktan sonra yeni tespit edilen eserinin nüsha tavsifi yapılmış ve konusu hakkında bilgi verilmiştir. Eser, diğer eserlerine kıyasla şairin tasavvufî kimliğini birebir yansıtması yanında memleketini bizzat kendi dilinden nakletmesiyle Ahdî’nin verdiği bilgiyi doğrulayıp pekiştirerek biyografisine sunduğu katkı bakımından önemlidir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2022-10-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b564c5b2c",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b56620bbb",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Erken Dönem Fars Şiirinde Kalenderiler ve Kalenderilik Olgusu",
                "creator": " Sadık Armutlu",
                "subject": null,
                "description": "Melametilik’ten hareketle düşün dünyasını şekillendiren Kalenderîlik, 11-13. asırda İslam dünyasında görülmeye başlamış irfani bir ekoldür. Doğuşuyla birlikte pek çok niteliklerini Divan şiirine de aktarmış, zengin bir edebi söylemin de oluşmasını sağlamış, Fars irfanî şiirinde ve sonrasında âdeta çığır açmıştır. Kalenderi algısı olarak ele alınıp işlenen bu olgununun ilk örnekleri Ebu Sâid Ebu’l-hayr, Baba Tahir gibi ünlü şairler vermişlerdir. Ancak Kalenderi şiirin temeli Senâî ile başlamıştır. Senâî ve Attâr’la birlikte bu kavramlar, tasavvufî olgular doğrultusunda “kalender” veya “kalenderiyât” olarak bir tür boyutuna ulaşmıştır. Birçok Fars şairi de bu olguyu geliştirmişlerdir. Bu kavramların kullanımı ise Hâfız’da hem olgunluk hem de güzellik boyutuyla en üst seviyeye ulaşmıştır. Böylece Divan şiirine ayyaşlık, harabata yönelme, bâzâr-ı kalenderî, kallaş ve kalender pek çok kalenderi kavram katılmıştır. Bunlar Divan şiirindeki derbeder âşık tipinin de önemli niteliklerindendir. Bu makalede Fars şiirindeki Kalenderiler ve kalenderlik olgusu kalenderi söyleme katkı sağlayan Fars şairleri ile temel kalenderi kavramları doğrultusunda incelenmiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2022-10-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b56620bbb",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b56727cd9",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Klasik Türk Şiirinde Nilüfer",
                "creator": " Nusret Gedik",
                "subject": null,
                "description": "Klasik Türk şiirinde gül ve lâle kadar olmasa da beyitlere konu olan çiçeklerin başında gelen nilüfer genellikle âşığın aşk çilesinden solmuş sararmış sarı yüzü vasfında karşımıza çıkar. Lakin yine de klasik şairinin tahayyülünde daha pek çok teşbihe de söz konusu olmuş latif bir çiçek olan nilüfer bazen âşığın bizatihi kendisidir. Âşık, gözyaşı denizinde bir nilüferken bu güzel çiçek kimi zaman da sevgilinin bir gösterenidir. Sevgiliye yaraşır hil‘at, zerrîn düğmeler, taktığı tülbent nilüferin bu bağlamda benzeyenleridir. Mavi veyahut mor nilüferin semâ ile ilişkisi de şekil ve renk yönüyle şairlerin tahayyülerinde sayısız beyitlere vesile olmuştur. Şifalı bir bitki olarak şerbeti de yapılan nilüfer kimi beyitlerde ise bu yönüyle ele alınır. Klasik şairlerin hayal dünyasında çok çeşitli benzetmelere konu olan nilüferin tespit edildiği üzere en çok beyitlerde rastlanan çeşidi ise Latince olarak çiçeğin ismini de taşıyan nymphaea, yani sarı nilüferdir. Sarı nilüferi, mavi\/mor nilüfer izlerken beyaz ve kırmızı nilüfer de edebî metinlere farklı beyitlerde aksetmiştir. Çalışmada nilüferin bir gelenek edebiyatı olan klasik Türk şiirindeki aksi ele alınarak bu nadide çiçeğin şairlerin hayal dünyalarında ne şekilde yer aldığı incelenmeye çalışılacaktır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2022-10-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b56727cd9",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b56a5cc68",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Nazirecilik Geleneğinde Ben ve Ötekinin İzleri: Gelibolulu Âli’nin Biz Redifli Şiiri İle Ona Yazılan Nazire Şiirler Örnekleminde Ben’in Biz Yolculuğu",
                "creator": " Ahmet İçli",
                "subject": null,
                "description": "Klâsik Türk şiirinde nazirecilik geleneği kapsamında, aynı veya benzer şiirlerin\/eserlerin yazıldığı bilinmektedir. Bu tür şiirler, temelde örnek veya model bir şiirin benzerini veya daha güzelini yazma esasına dayanır. Birçok yönden benzerlik gösteren bu şiirlerin aynı duygu, hayal, düşünce ve hedefleri göstermesi ayrıca önemlidir. Bir yönüyle, model şiirin; benzerini\/nazireyi kaleme almaya çalışan diğer şairlere ilham kaynağı veya tercüman olduğu düşünülebilir. Model şiirin mahiyeti, kendini ifade etmeye çalışan diğer şairlere bir yol gösterici özelliği taşır. Ayrıca kendini bu model şiir vasıtasıyla tanımlamak, konumlandırmak ayrı bir duygu ve histir. Yaşanılan çevrenin bir yansıtıcısı olan şiirlerin benzer konuları işlemesi tarihsel açıdan kayda değerdir. Bir sanatçının kendine dair bilgileri aktarması, aynı şiir etrafında başkalarının da kendine dair iz bulması ve bu sayede kendini ifade etmesi sanatçıların verdikleri bilgilerin ve duyguların gerçekliklerinin ve aldıkları tepkilerin bir tezahürü olması açısından önem arz eder. Nazire şiirler etrafında, her şairin kendi “ben”ini “biz” unsuru ile anlatması söz konusudur. Bir yönüyle, model şiir etrafında birleşen “benler”, biz şuuru oluştururlar. Bu unsur, kendi içinde, birliktelik yönüyle bir ilişki ağı kurarken esasında çevrelerindeki ötekileri de aktarmış\/anlatmış olmaktadırlar. Şaire ait bilgileri içermesi yönüyle şiirlerde birçok im, işaret ve belirti bulunur. Ben ve biz kelimelerinin geçtiği ifadeler, şairlere ait özellikleri açıklayan hususların başında gelmektedir. Gelibolulu Mustafa Ali’nin “biz” redifli şiiri de bu bağlamda değerlendirilebilecek türden olup tarihsel verilerle de desteklenebilir cinstendir. Bu şiir, Ali’nin şahsî tutum ve davranışlarına, dünya görüşüne, hayallerine, duygularına ait ipuçları da taşır. Ali’nin bu şiirine benzer olarak kaleme alınan şiirler, hem şairlerinden izler taşıması hem de “biz” redifi etrafında “ben” ve “öteki”ne ait unsurları barındırması açısından önemlidir. Bu makalede, Gelibolulu Mustafa Ali’nin bahse konu şiiri ve ona yazılan nazireleri, öncelikle nazirecilik geleneği çerçevesinde ardından içerik analizi kapsamında ben ve öteki unsurlarını aktarmaları yönüyle değerlendirilmeye çalışılacaktır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2022-10-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b56a5cc68",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b57197ad3",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "“Ak Sadeler Giyinmek” Deyiminin Anlam Çerçevesi",
                "creator": " Duygu Dilber",
                "subject": null,
                "description": "Dilin miraslarından biri olan deyimler, bir fikri kısa ve öz bir şekilde ifade etmeleri bakımından son derece önem arz etmektedirler. Deyimler gerçek anlamlarının yanı sıra kinaye ve mecaz yoluyla farklı anlamları da karşılarlar. Pek çok şair, şiirlerinin anlam katmanlarını genişletmek ve sözlerinin etkileyiciliğini artırmak amacıyla deyimlerden istifade etmiştir. Bu deyimlerden biri de “ak sadeler giyinmek” deyimidir. “Beyaz” anlamına gelen “ak” kelimesi ile “astarsız, süssüz, tek kat elbise” anlamını da taşıyan “sade” kelimesinin “giyinmek” fiiliyle birleşmesiyle oluşan bu deyim, sözlüklerde yer almamasına karşın edebi metinlerde gerçek anlamını da çağrıştıracak şekilde kullanılmıştır. Söz konusu deyimin, metin içerisindeki bağlamı göz önünde bulundurulduğunda, birbirine tamamen zıt anlamlara geldiği görülmüştür. Divan şairleri kimi zaman yasemin çiçeğine, kimi zaman gökteki aya, kimi zaman sevgiliye ve kimi zaman da ağaçlara “ak sadeler giydirerek” beytin hayal dünyasını genişletmişlerdir. Şairlerin, şiirlerinde yer verdikleri “ak sadeler giyinmek” deyiminin kullanıldığı şiirler incelendiğinde, bazı toplumsal adet ve geleneklere gönderme yaptıkları da görülmüştür. “Ak sadeler giyinmek” deyimi bazı şiirlerde “beyazlara bürünmek, yeniden canlanmak, doğmak, ortaya çıkmak, görünmek” anlamında kullanılırken bazı şiirlerde ise “ölmek, kefen giymek, kefenlenmek” anlamını taşımaktadır. Bu anlamlardan biri hayatı ifade ederken diğeri de tam tersi olan ölümü anlatmaktadır. Aynı deyimin tamamen zıt iki anlamı ihtiva etmesi Türkçenin zenginliğinden kaynaklanmaktadır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2022-10-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b57197ad3",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b57833d22",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Edirneli Nazmî Dîvânı’nı Tezkireler Işığında Okumak: Bir Sanatçının Üslup Değerlendirmelerinden Sahile Vuran İnciler",
                "creator": " Ayşegül Ekici",
                "subject": null,
                "description": "Şairler ilâhî bir kudretle şiir söyleme yetisine sahip olup günlük konuşma dilinin söz dağarcığı onlar için kifayetsiz kalmaktadır. Böyle bir durumda sanatçı, duygu dünyasını karşılayacak yeni kelimeler türetemeyeceği için var olan kelimelere yeni anlamlar yükleme yoluna gider. Geniş hayalleri ve derin duyguları onu bu yola sevk eder. İşte bu serüvendeki farkındalık noktasında her sanatçı kendi üslubunu oluşturur. Terry Eagleton’un ifadesiyle bir yazı parçasının yüzeyi gizli derinliklerinin itaatkȃr yansımasından başka bir şey değildir. Modern dünyada üslup değerlendirmeleriyle alakalı dil bilimsel metodlar denenmekle beraber gelenekten de istifade edilmesi gerekmektedir. Tezkireler, çok sayıda Osmanlı Dönemi şairlerinin biyografisini sunarken sanatçının dili nasıl kullanması gerektiği konusunda ipuçları sunar. Üslupla ilgili bu değerlendirmelerde ise ortak bir terminolojinin kullanıldığı dikkat çekicidir. Tezkirelerdeki bu terminoloji ışığında bir sanat eserine nasıl bakılması gerektiği ve eserin nasıl yazılması gerektiği konusundaki düşüncelere sahip olmak mümkündür. Edirneli Nazmî Dîvân’ı hem birçok türü barındırması hem de şiir sayısı bakımından oldukça dikkat çekici bir eserdir. Çalışmamızın amacı XVI. yüzyıl şairlerinden Edirneli Nazmî Dîvân’ını tezkireler ışığında okuyarak geleneksel terimlerle üslup bilgisinin çalışılabileceğini göstermektir. Üç bölümden oluşan çalışmamızın ilk bölümünde; tezkirelerdeki poetik terimlerden yola çıkarak Edirneli Nazmî’nin üslup değerlendirmeleri tespit edilmiştir. Bu bölümde Dȋvȃn içinde yer alan Arz-ı Hâl-i Be-Pȃdişȃh isimli mesnevȋ sebeb-i te’lîf bölümünden dolayı konu dahilinde ayrıca incelenmiştir. İkinci bölümde, ilk bölümden hareketle şairin poetikası ortaya konmuştur. Son bölümde ise şairin poetikasıyla eserinin ne kadar örtüşüp örtüşmediği konusunda karşılaştırma metoduna gidilerek çıkarımlarda bulunulmuştur.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2022-10-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b57833d22",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b57d76701",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Klasik Türk Edebiyatında “Parmak Basmak\/ Harfine Parmak Basmak” Deyimleri ve Anlam Çerçeveleri",
                "creator": " Enes İlhan",
                "subject": null,
                "description": "Deyimler, içerdikleri mecaz anlamlar itibariyle ait oldukları dilin mana, çağrışım ve hayal zenginliğini ortaya koyan önemli kalıp ifadelerdir. Şiirde birtakım söz sanatlarının ve mana katmanlarının oluşumuna elverişli yapısı itibariyle, klasik edebiyata mensup şairlerce de sıklıkla kullanılmıştır. Bu noktada şairler tarafından kullanılan kavram, tabir, deyim vb. kalıp ifadelerin her birinin sözlüklerde de yer aldığını söylemek mümkün görünmemektedir. Klasik edebiyat metinlerinde kullanılan bazı deyimlerin günümüze kadar ulaşamadığı yapılan incelemelerle tespit edilmektedir. Bazen de günümüzde de sıklıkla kullanılan bir deyimin klasik edebiyatta farklı mana ve çağrışımlara sahip olduğu görülmektedir. Parmak basmak ve harfine parmak basmak deyimleri de bu çerçevede değerlendirilmelidir. Çalışmada, ilk olarak deyimlerin güncel manaları üzerinde durulmuş, basılı ve elektronik sözlüklerde deyimlere verilen karşılıklar derlenmiştir. Sonrasında deyimler köken itibariyle sorgulanmış ve bu amaçla Arapça-Farsça bazı sözlükler gözden geçirilmiştir. Deyimlerin Türkçe’nin tarihi devirlerinde var olup olmadığı da ayrıca yapılan taramalarla belirlenmiştir. Son olarak şiir mecmuaları, tezkireler ve divanlardan temin edilen tanıklara göre deyimlerin, klasik edebiyatta sahip oldukları mana katmanları ortaya konmuştur.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2022-10-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b57d76701",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b582c04a9",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Ezize Ceferzade’nin Eserlerinde Nizâmî Gencevî",
                "creator": " Parvana Bayram",
                "subject": null,
                "description": "Hikâye, povest ve tarihi roman yazarı, akademisyen Ezize Ceferzade, aynı zamanda klasik edebiyat uzmanıdır. Klasik Azerbaycan edebiyatının derlenip toplanmasında, önemli temsilcilerinin hayat ve sanatının, eserlerinin genç nesillere tanıtılmasında onun önemli hizmetleri olmuştur. 2021 yılında, Azerbaycan’da Nizâmî Gencevî’nin doğumunun 880, Ezize Ceferzade’nin ise 100. yıl kutlamaları dolayısıyla çeşitli etkinlikler yapıldı. Yazarın bütün külliyatı incelendiğinde onun Nizâmî Gencevî sanatına hayranlığı ve birçok eserinde şairin mesnevilerinden alıntılara yer verdiği görülmektedir. O, Celaliyye povestinde, Nizâmî’nin çağını, biyografisini ve görsel tasvirini başarıyla canlandırmıştır. Müellif, 1991 yılında Azerbaycan’da Nizâmî’nin 850. doğum yıl dönümü dolayısıyla gerçekleştirilen bir yarışmaya, büyük şairden bahseden “Bir Görüş Efsanesi” adlı radyo piyesi ile katılmış ve bu eser jüri tarafından üçüncülük ödülü ve 600 manat para ile taltif edilmiştir. Ezize Ceferzade Qaratel, Qoşqar, Celaliyye povestlerinde ve daha birçok eserinde de Nizâmî Gencevî’den hayranlıkla bahsetmiş ve şairin mesnevilerinden alıntılara yer vermiştir. Çalışmada, yazarın bütün hikâye ve povestlerindeki Nizâmî Gencevî etkisi incelenecektir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2022-10-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b582c04a9",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b58c296d0",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Klasik Türk Edebiyatının Eğlenceli Tipleri: Çengiler ve Köçekler",
                "creator": " Kadriye Hocaoğlu Alagöz",
                "subject": null,
                "description": "Tarih boyunca tüm toplulukların dansla münasebetinin olduğu bilinen bir gerçektir. Türklerde ise dansın kökeni -cinsiyet yüklenmeksizin- Şamanlara kadar dayandırılır. Osmanlı döneminde din dışı dansçıların isimlendirilmesinde rakkas genel başlığı altında çengi, köçek, tavşan\/tavşanoğlanı, kâsebâz, curcunabâz, cin askeri, beççegân, çegânebâz ve çârpârezen terimleri kullanılır. Bu isimlendirmeler içerisinde edebî kaynaklarda en çok karşılaşılan çengi ve köçek terimleridir. Müzik eşliğinde dans eden ve dramatik gösteriler yapan kimselere çengi yahut köçek ismi verilir. Eski metinlerde kadın-erkek olması farketmeksizin tüm dansçılara çengi denirken zamanla kadınlara çengi, erkeklere köçek terimi kullanılmıştır. Cinsiyet rollerine göre yapılan bu ayrımın ve isimlendirmenin ne zaman gerçekleştiğine yahut belirginleştiğine dair net bir bilgiye ulaşılmamaktadır. Genel olarak rakkaslar, özelde ise çengiler ve köçekler ile ilgili bilgilere seyahatnamelerden, sûrnâmelerden yahut dönemin müelliflerinin eserlerinden ulaşmak mümkündür. Bu makalede Osmanlı döneminde sarayın da teşvik ve desteğiyle yaygınlık kazanan seyirlik oyunlardan köçek, çengi terimleri ele alınıp söz konusu gösteri sanatlarının klasik Türk şiirindeki yansımalarına yer verildi. Ayrıca XVIII. yüzyıl şairlerinden Rodoscuklu Kömürkayâzâde Fennî’nin Divanı’nda ele aldığı ve köçeklik tarihi içinde yeni bir isim olarak nitelendirilebilecek “Köçek Süleyman” üzerinde duruldu. Böylelikle klasik Türk edebiyatında şairin, toplumun eğlence anlayışını estetik bir anlatımla şiirleştirmesine de dikkat çekildi.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2022-10-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b58c296d0",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b58f4016b",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Kültürel Unsur Olarak Yeni Yıl Tebrikleri: Sultan I. Mahmud’a Sunulan Tebriknâmeler",
                "creator": " Nilay Kınay Civelek",
                "subject": null,
                "description": "Sosyal hayatı oluşturan toplumdaki milletler kültürün bir parçasıdır. Kültür, bir toplumun yaşayış biçimini yansıtan maddi manevi değerlerin bütün unsurlarını kapsayan bir kavramdır. Maddi değerler somut olan değerler olarak adlandırılmaktadır. Manevi olan soyut değerler ise insanların birbirleri ile selamlaşmaları, onların iyi hallerine sevinip kötü durumlarına üzülmeleri gibi durumlar olarak geçmektedir. Somut bir değere örnek olarak da bir sanatçının karşısındaki kişinin bulunduğu iyi hâline manzum ya da mensur yazdığı edebî metinler verilebilir. Çünkü edebî metinler malzeme olarak toplumun kültürünü barındırır ve kendisine rehber edinir. Sosyal hayat milletin yaşayış tarzı ile şekillenen bir biçimdir. Bu yaşayış tarzı toplumda bulunan kişilerin kültürünü yansıtır. Aynı zamanda geçmişten gelen değerleri özümseyip geleceğe taşıma görevini bünyesinde bulunduran kültür, birçok şekilde kendini koruyabilir. Sosyal hayatta olan her şey edebî bir metinde görülebilir. Bir milletin yaşantısı bu metinlere yansımaktadır. Özellikle bir metnin yazılış tarihine bakılarak o dönemdeki olaylar hakkında bilgi sahibi olunmaktadır. Sosyal hayat ile iç içe bir gelenek olan klasik Türk edebiyatı ürünlerinde yaşamın her anı bulunmaktadır. Uzun bir süre varlığını sürdüren bu edebiyatta manzum ve mensur ürünler yazılırken çeşitli tür ve tarzlar kullanılmıştır. Edebî bir tür için metnin ne ile alakalı olduğu göz önünde bulundurulur. Edebî tarz olarak nitelendirilecek bir metnin ayrımı ise, bir edebî eserde işlenen konunun nasıl anlatıldığı ile yapılmaktadır. Bahar mevsiminden bahseden bir metne bahariye, kış mevsiminden bahseden bir metne şitaiyye türü adının verilmesi ya da okuyucuya öğüt verir nitelikte yazılmış bir eserin hikemî tarz olarak adlandırılmasının sebebi budur. Eserin ne ile alakalı olduğunun sorgulandığı ve sosyal yaşamın kanıtı olan türlerden biri de tebriknâmelerdir. Bu metinlerin içerisinde tebrik, tehniye, mübarek gibi kelimelerin geçmesi beklenir. Edebî ürünün sunulduğu kişinin yaşadığı mutlu eden bir olayı kutlamak isteyen şair, eserini oluşturur. Muhteva bakımından bahsettiği konu itibarıyla bir tür olarak değerlendirilen tebriknâmeler çeşitli vesilelerle kaleme alınmıştır. Düğün, bayram, doğum, terfi, yeni yıl, cülus vb. gibi konularda yazılan ve klasik edebiyatın hemen her nazım şeklinde görülen bir türdür. Yazıldığı dönemin sosyal, kültürel ve bazen askerî hayatıyla ilgili bilgi vermesi açısından önemli metinlerdir. Bu çalışmada Osmanlı padişahlarından I. Mahmud’a sunulan ve yeni yılını tebrik için yazılan kaside ve gazeller verilmiştir. Bu manzumeler Osmanlı arşivinden tespit edilen metinlerdir. 18. yüzyılın ikinci çeyreğinde hüküm süren padişaha yazılan aynı dönemde yaşayan şairlerin daha önce yayımlanmamış şiirlerinin transkripsiyonlu metni, şekil ve muhteva incelemesi ile tebriknâme türü hakkında bilgiler sunulmuştur. Toplamda sekiz adet manzume incelenmiş bunların yedi tanesinin gazel bir tanesinin de kaside olduğu görülmüştür. Bunların hepsinin içerik, işleyiş ve şekil olarak benzerliği tespit edilmiş, tebriknâme türü ile ilgili literatüre katkıda bulunulmuştur.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2022-10-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b58f4016b",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b59483a20",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Nedim’in Anlam Dünyası: Nedîm Dîvânı’nda Edebî Türler, Edebî Tarzlar ve Anlatım Teknikleri",
                "creator": " Sedat Kardas",
                "subject": null,
                "description": "Her sanat eserinde olduğu gibi, Divan şiirinde de anlam ve ifade, şairin üslubunu ve sanatkârlığını belirleyen temel araçlar arasında yer alır. Geleneğe dayalı ürünler veren Divan şiirinde şairler, duygu ve düşüncelerini şiir yoluyla şekillendirip ifade ederken, üslup özellikleri ile diğer şairlerden ayrılırlar. Şairler, sahip olduğu ifade yeteneği sayesinde ortak olan muhtevayı farklı yönleriyle işler. Bu sayede üslup sahibi şairler, diğer şairlere göre her zaman bir adım önde olmuştur. Kendine has üslubu olan ve bu üslup ile tanınan şairlerden biri de, yaşadığı devirle birlikte anılan 18. yüzyılın önde gelen şairlerinden olan Nedîm’dir. Şair Nedîm, Klasik şiirin içerik ve anlatım özelliklerini kendi sanatkâr yaratılışına uyarlayarak işlemiş ve Nedimâne üslubun yaratıcısı konumuna gelmiştir. Bu üslubun daha iyi anlaşılması, Nedîm’n şiirlerinin muhteva ve ifade biçimlerini tanımaktan geçmektedir. Edebî metinlerin kurulmasında önemli bir yer tutan tür, tarz ve anlatım teknikleri; edebiyat metinlerinin anlam derinliğinin anlaşılması ve şairlerin üslup özelliklerinin saptanmasına aracılık eden unsurlardır. Bundan hareketle, eldeki çalışmada, Nedîm’in Divan’ı, baştan sona taranarak, eserde kullanılan edebî türler, edebî tarzlar ve anlatım teknikleri tespit edilmiş ve saptanan unsurlar örnek metinleriyle birlikte verilerek, Nedîm’in üslubunu şekillendiren anlam ve hayal dünyası ortaya konmaya çalışılmıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2022-10-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b59483a20",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b59ab741f",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Klasik Türk Şiirinin Anlam Dünyasında Bir Kıyafet Unsuru Olarak Kalpak",
                "creator": " Burak Beken",
                "subject": null,
                "description": "Gündelik hayatta kullanılan birtakım giyim kuşam eşyaları, toplum içerisinde sadece bir kıyafet unsuru değil, aynı zamanda hem belli bir zümrenin sembolüdür hem de o toplumdaki bazı kimselerin imtiyaz sahibi olduklarını, zenginliklerini ve toplumsal rollerini göstermektedir. Esas itibariyle kürkten imal edilmekle beraber yünden veya çuhadan da elde edilen kalpak da bu eşyalardan biridir. Osmanlı toplum hayatında bir kıyafet unsuru olarak kullanılan kalpak, özellikle sincap, samur ve tilki kürkleri gibi yüksek kaliteli ve değerli kürklerden yapıldığından zenginlik ve gösteriş sembolü olarak algılanmaktadır. Ayrıca leventlerin bu başlığı takarak gezmeleri ve onların sert mizaçları kalpağa ayrı bir anlam da yüklemiştir. Sosyal hayata kayıtsız kalmayan klasik şairler de bu şiir geleneği içerisinde kalpağı gerek gerçek gerek sembolik anlamlarıyla değerlendirmiş ve şiirlerinde yarattıkları anlam dünyası içinde konumlandırmışlardır. Bu çalışmada şairlerin şiirlerine aldıkları unsurlardan biri olan \"kalpak\"ın Osmanlı Devleti’nin yazılı kaynaklarına ilk defa ne zaman ve nasıl girdiği araştırılmıştır. Beraberinde Osmanlı toplum hayatı içerisindeki yeri ve algısı ile klasik Türk şiirindeki serencamı anlatılmaya çalışılmıştır. Kalpağın Osmanlı arşivinde ve klasik Türk şiirinde tespit edilebilen örnekleri ile klasik Türk şiir geleneğinde nasıl öne çıktığı ve şairlerin zihninde nasıl bir şemaya sahip olduğu ortaya konmaya çalışılmıştır. Ayrıca kalpak kelimesinin zaman içindeki anlamsal değişimi sebepleri ile ifade edilmiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2022-10-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b59ab741f",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b5a4242bc",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Dilde Ölümü Gölgelemek: Safâyî Tezkiresi’nde Ölümle İlgili Örtmeceler",
                "creator": " Kadim Polat,  Aysun Ezgi Yılmaz",
                "subject": null,
                "description": "Çok boyutlu bir iletişim kanalı olan dil, bireylere kendilerini ifade etme noktasında çeşitli imkânlar sunmaktadır. Toplumsal hayatta doğrudan söylenmesi hoş karşılanmayan, ayıplanan, söylendiğinde korku ve olumsuz çağrışımlar uyandıran sözcükler yerine, bu sözcüklere gönderme yapan farklı sözcüklerin tercih edilmesi şeklinde tanımlanabilecek “örtmece” bu yönüyle bireylere toplumsal ve psikolojik açıdan kendilerini daha özgür şekilde ifade etme olanağı sağlayan bir dil kullanımıdır. Cinsellik, hastalık, ölüm vb. alanlarda fazlaca görülen bu kullanım; norm ve kabuller, inanç sistemi, psikoloji başta olmak üzere birçok dinamikle doğrudan bağlantılıdır. İnsanlığı, var olduğu andan itibaren hem toplumsal hem de psikolojik açıdan derinden etkileyen, korku ve merak uyandıran ve gizemi yüzyıllardır çözülemeyen ölüm de örtmece sözcüklerin yoğun olarak tercih edildiği alanların başındadır. Ölümün yol açtığı psikolojik yıkımı hafifletme, ölümü uzaklaştırma gibi sebeplerle bu alanda tercih edilen örtmece sözcükler geride kalanları ölüme yönelik korku ve endişelerden uzaklaştırmaktadır. Çalışmada, tezkirecilik geleneğimizin önemli temsilcilerinden olan Safâyî Mustafa Efendi’nin XVIII. yüzyılın ilk çeyreğinde kaleme aldığı Nuhbetü’l-Âsâr min Fevâdi’l-Eş’âr isimli tezkiresinde geçen ölüm ile ilgili örtmece sözcükler merkeze alınmıştır. Tezkireye konu olan şairlerin ölümüyle ilgili bilgi verilirken üslubun gelenekle uyumu irdelenmiş, günümüz toplumunda ölüm ile ilgili örtmece sözcüklere de yer verilerek süreç içerisinde toplumun ölüm fenomenine yaklaşımının ne şekilde değiştiği ve şekillendiği tartışılmıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2022-10-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b5a4242bc",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b5a75bbd9",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Fehîm-i Kadîm Divanı’ndan Klasik Türk Edebiyatı Sözlüğüne Katkılar",
                "creator": " Yusuf Can Tiraş",
                "subject": null,
                "description": "Klasik Türk edebiyatı metinlerini anlamak ve anlamlandırmak amacıyla yapılan çalışmalardan biri bağlamlı dizin ve işlevsel sözlüklerdir. Bağlamlı dizin ve işlevsel sözlükler sayesinde bir metinde yer alan tüm sözcük ve sözcük grupları eser bağlamında ele alınmaktadır. Bu tür çalışmalar sayesinde sözcüklerin yeni anlam ve kullanım sıklıkları, şairin ya da yazarın üslubu, dili hakkında daha ayrıntılı bilgi alınabilmektedir. Ayrıca, bu sözlüklerle birlikte bir sözcük ya da sözcük grubunun ilk defa hangi eserde, ne şekilde ele alındığı belirlenebilmektedir. Bu amaçla geliştirilen TEBDİZ projesi ile bu tür sözlükler hazırlanmış ve hazırlanmaya devam etmektedir. Bu makalede, bağlamlı dizin ve işlevsel sözlük yöntemiyle hazırlanan Fehîm-i Kadîm’in Divanı ele alınmıştır. Makalenin giriş bölümünde bağlamlı dizin ve işlevsel sözlük hakkında genel hatlarıyla bilgi verilmiştir. İlk bölümde Fehîm-i Kadîm Divanı’nda yer alan fakat klasik Türk edebiyatında sıklıkla kullanılmayan ifadelere yer verilirken ikinci bölümde Fehîm-i Kadîm’in sözcüklere verdiği farklı anlamlar gösterilmiştir. Böylece bu sözcük ve sözcük gruplarının klasik Türk edebiyatı sözlüklerine girmesi amaçlanmıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2022-10-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b5a75bbd9",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        }
    ]
}



