{
    "issueRecord": {
        "header": {
            "identifier": "oai:https:\/\/www.adeddergi.com\/:sayi\/68a8b256ed1f4",
            "datestamp": "2023-04-30"
        },
        "metadata": {
            "title": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi, Cilt: 7 Sayı: 1",
            "creator": "",
            "subject": null,
            "description": null,
            "publisher": "Prof. Dr. Mehmet Özdemir",
            "date": "2023-04-30",
            "type": "Journal Issue",
            "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/sayi\/68a8b256ed1f4",
            "language": "tr",
            "rights": "Creative Commons"
        }
    },
    "articles": [
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b295c5b59",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Alî Şîr Nevâyî&#039;nin Farsça Şiirleri III",
                "creator": " Ahmet Kartal,  Saniye Eraslan Kaleli",
                "subject": null,
                "description": "Alî Şîr Nevâyî, sadece Çağatay sahası edebiyatının değil; genel olarak Türk edebiyatının en önemli şahsiyetlerinden biridir. Farsçanın edebî dil olduğu ve Türkçe eser vermenin küçümsendiği bir dönemde, eserlerini şuurlu olarak Türkçe kaleme alan Nevâyî, aynı zamanda Farsça bir dîvân da tertip etmiştir. Onun Farsça Dîvân’ı; gazel, müseddes, terkîb-bend, rübâ’î, kıt’a, tarih, lugaz, muammâ, müfredler, Molla Câmî için yazılan mersiye ile “Sitte-i Zarûriyye” isimli kasidelerden oluşmaktadır. Ayrıca Nevâyî’nin Türkiye’de bulunan Farsça dîvânlarının yazma nüshalarında yer almayan ve “Fusûl-i Erba’a” başlığını taşıyan dört kasidesi daha mevcuttur. Fusûl-i Erba’a; dört mevsimden söz eden “Seretân”, “Hazân”, “Bahâr” ve “Dey” başlıklı dört kasideden müteşekkildir. Nevâyî’nin kasidelerinin Türkçe tercümelerini ihtiva edecek olan bu çalışmanın ilk tefrikasında; Nevâyî’nin Türkçe ve Farsça eserler verme kabiliyetinden söz edilmiş, “Sitte-i Zarûriyye” ve “Fusûl-i Erba’a”da yer alan kasideler kısaca tanıtılmış ve sonunda da “Seretân” başlıklı kasidenin Türkçe tercümesine yer verilmiştir. İkinci tefrika, “Fusûl-i Erba’a”nın ikinci kasidesi olan “Hazân”ın tercümesinden oluşmaktadır. Bu tefrikada ise üçüncü kaside olan “Bahâr”ın Türkçe tercümesine yer verilecektir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-04-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b295c5b59",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b296de171",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Hasâisü’l-Kübrâ’nın Telhîsi Üzerine Yazılan Türkçe Bir Tercüme: Muslihiddîn Gırnatevî’nin Kitâbu’l-Fusûl fî Tercemeti Hasâisi’r-Resûl Adlı Eseri",
                "creator": " Ahmet Akdağ",
                "subject": null,
                "description": "Hz. Peygamber’in olağanüstü özelliklerine dair rivayetlerin toplandığı eserler, hasâis türünü meydana getirmiştir. Bu tür, Hz. Peygamber’e mahsus farz, vacip ve mubahların yanı sıra onun ayrıcalık ve üstünlüklerine dair hususiyetleri de kapsamaktadır. Hasâis türünün en kapsamlı ve hacimli eserlerinden biri, Süyûtî tarafından kaleme alınan Hasîsü’l-Kübrâ’dır. Hasâisü’l-Kübra üzerine başta Süyûtî’nin kendisi olmak üzere birçok âlim tarafından ihtisâr, telhîs, şerh, tercüme, hâşiye vb. türde eser yazılmıştır. Süyûtî’nin söz konusu eseri üzerine telhîs (özet) yazanlardan birisi de Abdülmecîd Sivâsî’dir. Kaynaklarda Telhîsü Hasâisü’n-Nebî adıyla haber verilen Sivâsî’nin eserinin şimdiye kadar herhangi bir nüshası tespit edilememiştir. Ancak elimizde, metindeki birtakım karinelerden hareketle Sivâsî’nin telhîsinin tercümesi olduğu anlaşılan bir eser mevcuttur. Bu eser, 16. yüzyılın son çeyreği ile 17. yüzyılın ilk yarısında yaşadığı tahmin edilen Muslihiddîn Gırnatevî’nin Kitâbu’l-Fusûl fî Tercemeti Hasâisi’r-Resûl adlı eseridir. Şimdiye kadar bir nüshası tespit edilen Gırnatevî’nin bu eseri, 280 varaktan müteşekkildir. Çalışmamız, Gırnatevî’nin bu eserinin kapsamlı olarak tanıtılması üzerinedir. Ancak öncesinde Süyûtî’nin Hasâisü’l-Kübrâ’sı ile Muslihiddîn Gırnatevî’nin hayatı ve eserleri hakkında bilgi verilmiştir. Ayrıca Gırnatevî’nin eserinin doğrudan Hasâisü’l-Kübrâ’nın değil, Abdülmecîd Sivâsî’nin Hasâisü’l-Kübrâ üzerine yazdığı telhîsin tercümesi olduğu hususu, metindeki karineler ışığında okuyucuya sunulmuştur. Bu kısımlardan sonra Gırnatevî’nin eserinde uygulanan tercüme yöntemi üzerinde durulmuş ve eserin muhtevası özetlenmiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-04-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b296de171",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b2980d154",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Tekirdağlı Ahmed Lutfî’nin Eserlerine göre 18. yy.da Tekirdağ’daki Edebî Muhitler",
                "creator": " Ahmet Serdar Erkan",
                "subject": null,
                "description": "Tekirdağ, Osmanlı devletinde payitahta olan yakınlığı ve faal bir ticaret merkezi olması sebebiyle birçok şaire ev sahipliği yapmıştır. Yapılan araştırmalar neticesinde elde edilen bilgilere göre Tekirdağ’da 15. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar toplam 73 şair yaşamıştır. 18. yüzyılda, toplam şair sayısının üçte biri yani 31 şairin bu beldede yaşadığı tespit edilmiştir. Bu şairlerden biri de Tekirdağlı Ahmed Lutfî’dir. Dîvân’ından hareketle tahminen 17. yüzyılın son çeyreğinde doğup 18. Yüzyılın ikinci yarısında vefat ettiğini düşündüğümüz şairin Dîvân’ı haricinde bir de tezkiresi vardır. Şair, 623 şiirden meydana gelen hacimli dîvâna sahiptir. “Şuarâ-yı Tezkire” adlı eseri ise Tekirdağlı çağdaşı 20 şairi tanıttığı ve şiirlerinden örnekler sunduğu bir kitaptır. Bu çalışmamızda Tekirdağlı şairlerin bir araya geldikleri edebî muhitleri Ahmed Lutfî’nin bahsi geçen iki eserinden bazı örneklerle tespit etmeye çalıştık. Tekirdağ’da bu edebî muhitler “Dükkânlar, şuarâ meclisleri ve meyhaneler” etrafında şekillenmiştir. Dönemin şairleri bazen o beldede görevli bir devlet ricalinin konağında, bazen oranın üstat bir şairinin şuarâ meclisinde bazen de bir dükkân veya meyhane köşesinde toplanmışlardır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-04-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b2980d154",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b29c4ad36",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Komşuluk Üzerine Bir İnceleme: Eski Türkçe Metinler Tanıklığında",
                "creator": " Aybüke Betül Doğan",
                "subject": null,
                "description": "Bu çalışmada, Eski Türklerin komşuluk hayatına ilişkin söz varlığı incelenmiştir. Öncelikle Eski Türklerin yaşayış biçimi ve konaklama kültürü açıklanmıştır. Metin veri tabanları geniş tutulmaya çalışılmış, komşuluk kavramı ve bununla ilgili söz varlığı net bir şekilde betimlenmiştir. Bu amaçla runik harfli Eski Türkçe metinler, Uygur alfabeli belli başlı metinler ile Karahanlı Türkçesine ait dil malzemeleri derlem alanına katılmıştır. Eski Türkçe metinlerde komşuluk ile ilgili söz varlığı; kişi ve topluluk adları, yer adları ve fiiller alt başlıkları olmak üzere üç grupta irdelenmiştir. Bozkır kültürün etkisiyle yaylak ve kışlak hayatını benimseyen Türklerin, zamanla ekicilik faaliyetlerinin arttığı, din faktörüyle yerleşik hayat düzenine geçtiği ve buna bağlı olarak da komşuluk ile ilgili söz varlığında kimi değişikliklerin olduğu gözlenmiştir. Runik harfli Eski Türkçe metinlerde daha çok doğa, yer-yön bilgisi, sınır ifade eden sözcük ve fiiller ağırlıklı iken; Uygur ve Arap alfabeli Eski Türkçe metinlerde komşuluk bilgisi içeren sözcükler belirginleşmiştir. Runik metinlerde komşu karşılığında sadece körşi sözcüğü tespit edilirken, Uygurca metinlerde konuk, konşı, körşi, konaş sözcükleri tanıklanmıştır. Neticede Eski Türklerin komşuluk hayatına ilişkin kapsamlı ve ayrıntılı söz varlığı bilgisi paylaşılmış, Türkçenin söz varlığı çalışmalarına katkı sağlanmıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-04-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b29c4ad36",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b2a1a9485",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Peride Celal&#039;in Kurgusal Yenilikleriyle Öne Çıkan Polisiye Romanı: \"Sahildeki Ceset\"",
                "creator": " Ayşe Ulusoy Tunçel",
                "subject": null,
                "description": "Yazarlığa, kaleme aldığı popüler romanlarla (1938-1954) adım atan Peride Celal, 1950'li yıllardan itibaren 'kurgu'nun önem kazandığı daha gerçekçi romanlar yazarak, bu alandaki kariyerini geliştirmiştir. Peride Celal'in eserlerine bir bütün olarak baktığımızda, yazarın polisiye türüne ilgisinin bir merak ve düşkünlüğün çok ötesinde bir tutku boyutunda olduğunu fark ederiz. Polisiye kurgular, Peride Celal'in, büyük bir kısmı tefrika olan, ilk dönem eserlerinde amaçladığı gerilim duygusunu kuvvetlendirmeye katkı sağlarlar. Bu eserler arasında yer alan Kızıl Vazo (1941) ve aynı yıl basılan Ben Vurmadım, temelde ihtiraslı aşkı konu almalarına rağmen bir cinayet etrafında gelişen 'gizem' duygusunu içermeleri bakımından polisiye roman sınıfına dahil edilmişlerdir. Bir muamma üzerine kurulmuş Yıldız Tepe (1945) romanını da gotik edebiyata yakın duran yapısıyla bu eserler arasında düşünebiliriz. Yazarın ikici dönem romanlarında polisiye kurgular, yerini polisiye yazarlara ve eserlere bırakır. Peride Celal'in neredeyse her eserinde, polisiye romanlara düşkün roman kişileri karşımıza çıkar. Yazarın ilk dönem eserlerinden Sahildeki Ceset (1949) romanı ise yukarıda saydığımız eserlerde eksik olan 'dedektif' dahil, polisiye edebiyatın bütün unsurlarını barındıran bir eser olması yönüyle öne çıkar. Eser, \"Aşk ve Macera Romanı\" adı altında takdim edildiği ve kitap olarak basılmadığı için bugüne kadar ilgi görmemiştir. Klasik dedektif romanlarının \"katil kim?\" (whodunit) formatında yazılan Sahildeki Ceset, her romanında yeni bir kurgusal denemeye girişen Peride Celal'in, bu çabasının cevap bulduğu bir romandır. Peride Celal, Batı edebiyatında Agatha Christie'nin örneklerini verdiği 'katil anlatıcı' tekniğini bu romanında başarıyla uygular. Bir Ada polisiyesi olan Sahildeki Ceset, hem mekân hem kurgu bakımından A. Christie'nin Ölüm Oyunu (1941) adlı romanından geniş ölçüde etkilenmiştir. Gerçek ve kurgu arasındaki ilişkiyi Sahildeki Ceset romanında da sorgulamaya devam eden Peride Celal, bu romanıyla polisiye türde üstkurmaca tekniğinin de bir örneğini vermiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-04-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b2a1a9485",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b2ab4fdf2",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Türkçe Sesbilim Araştırmaları için Kapsamlı Bir Metin Arayışı: \"Rüzgar ile Güneş\" ve \"Yalancı Çoban\" Metinlerinin Karşılaştırılması",
                "creator": " Bahar Aksu",
                "subject": null,
                "description": "Bu çalışmada sesbilim araştırmalarında yaygın olarak kullanılan iki İngilizce metnin Türkçe karşılıkları ve bu metinlerin Türkçenin ses yapısı göz önünde bulundurularak sesbilim deneyleri açısından uygunluğu değerlendirilmiştir. Bulgular, Yalancı Çoban metninin Rüzgâr ile Güneş metnine göre kısmen daha kapsamlı bir metin natifi sunmakla birlikte, Türkçenin kendine has sesbilgisi özelliklerinden ötürü daha kapsamlı bir metin ihtiyacının gerekliliğini ortaya çıkarmıştır. Sesbilim özelliklerini kapsayan genel bir metnin sesbilim araştırmalarında kullanılması ve yaygınlaştırılması, Türkçe sesbilim çalışmalarının karşılaştırılabilirliğini de artıracaktır. Sonuçlar, kapsamlı bir metinde Türkçenin ses yapısı bilgilerinden olması gereken özellikleri sıralayarak oluşturulacak bir metin veya natif metinler ihtiyacının altını çizmektedir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-04-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b2ab4fdf2",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b2ae89b0b",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Peyami Safa’nın Hikâyelerinde Çingeneler",
                "creator": " Berfin Kısa,  İsmail Kekeç",
                "subject": null,
                "description": "Çingeneler tarih boyunca dikkatleri üzerine çekmişlerdir. Onların fiziksel görünümleri, farklı yaşam tarzları, dilleri, meslekleri, hayata bakışları ilgiyi üzerlerine toplamış, bu da Çingenelerin farklı disiplinler tarafından incelenmesine sebebiyet vermiştir. Bu ilgi edebi eserlere de yansımıştır. Kimi Türk yazarlar, Çingeneleri yaşantıları, meslekleri, dış görünüşleri ile edebiyat sahasına dahil etmişlerdir. Çingeneler birer parçası oldukları toplumlar tarafından ve yer aldıkları edebi eserlerde bazen kötü, çirkin, uğursuz gibi olumsuz sıfatlar ile anılırken bazen de maharetleri, güzel olmaları gibi olumlu nitelikleri ile anılmışlardır. Adını edebiyat kamuoyuna hikâyeleri ile duyuran Peyami Safa için bu hikâyeleri romana geçişinde bir durak olması bakımından önemlidir. Peyami Safa, 1919’da ağabeyi İsmail Safa ile birlikte çıkardıkları Yirminci Asır Gazetesi’nde “Asrın Hikâyeleri” başlığı altında otuz kadar hikâyesini imzasız olarak yayımlar. Hatta bu hikâyelerinden bir kısmı da gazete ilavesi olarak verilir. Söz konusu hikâyelerinin çoğu içerik itibarıyla kadın-erkek ilişkilerine odaklanır. Yazar, “Asrın Hikâyeleri”nde yer alan “Çingeneler Cazibelidir” ve “Çirkin Aşk” isimli hikâyelerinde de kadın-erkek ilişkilerini ele almış, bunu da Çingeneleri kurgusunun merkezine yerleştirerek yapmıştır. Bu çalışmanın amacı da tarih boyunca farklı kültürlerde ve toplumlarda görünür olan Çingenelerin, adı anılan iki metinde – “Çingeneler Cazibelidir” ve “Çirkin Aşk” – nasıl ve hangi yönleriyle işlendiğini ortaya koymak olacaktır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-04-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b2ae89b0b",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b2b3c9f85",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Tarih-Edebiyat İlişkisi Bağlamında II. Dünya Savaşı’nın Kazak Edebiyatına Yansıması",
                "creator": " Cemile Kınacı",
                "subject": null,
                "description": "Tarih ve edebiyat birbiriyle sıkı ilişki içindedir. Tarihte yaşanan her hadise edebiyata da tesir eder. Bu bakımdan tarih “edebiyatın omzundaki melek” olarak da adlandırılır. Tarihi bir dönemin siyasi ve sosyal eğilimlerini edebi eserlerde gözlemlemek mümkündür. Edebi eserlerden tarihsel süreç hakkında bilgi edinilebilir. Sovyet Rusya ile Almanya arasında yapılan II. Dünya Savaşı Sovyet halklarını derinden etkileyen tarihi bir olaydır. Savaş, sadece tarihi bir hadise olmakla kalmamış, savaş süreci ve savaş sonrası olarak edebiyat tarihinde de dönemleri oluşturmuştur. Sovyet idaresi altındaki Türk halklarının edebiyatlarında II. Dünya Savaşı bütün türlerde konu olarak sıkça işlenmiştir. Hatta pek çok edebiyat adamı savaş sürecinde bizzat savaşa katılmış, cephede düşmanla çarpışmış, bazıları hayatını kaybederken bazıları savaşta yaralanarak yurtlarına dönmüştür. Savaş, cephede ayrı, geride kalan kadın, çocuk ve yaşlıların üzerinde ayrı tesir bırakmıştır. Kazak edebiyatında pek çok eserde de cephe ve cephe gerisinde kadın, çocuk ve yaşlıların gözünden savaş dönemi ele alınmıştır. Bu makalede, Kazak edebiyatındaki üç hikâye üzerinden II. Dünya Savaşı’nın Kazak edebiyatındaki izleri sürülmüştür. Kazak yazar Şerhan Murtaza’nın 41 Jılkı Kelinşek, Sayın Muratbekov’un Jeneşe ve Küzgi Buralan Jol hikâyeleri ekseninde, cepheye gidenlerin ardından geride kalan kadınlar, çocuklar ve yaşlıların dünyasında savaş konusuna odaklanılmıştır. Sadece cepheye giden askerlerin değil, cephe gerisinde kalanların da savaşın yıkıcılığından fazlasıyla etkilendikleri ortaya konmuştur. Zaman zaman diğer Türk halklarının benzer konudaki edebi eserleri ile karşılaştırmalar da yapılmıştır. Sonuç olarak, tarih ve edebiyat ilişkisi doğrultusunda Kazak edebiyatında II. Dünya Savaşı’nın yansımaları ele alınmıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-04-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b2b3c9f85",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b2bd388b6",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Sözlüksel Nedensellik İşaretleyicilerinin Söz Dizimi Açısından İncelenmesi (Ayşe Kulin Romanları Örnekleminde)",
                "creator": " Ceren Oğuz Kabadayı",
                "subject": null,
                "description": "İnsanoğlu var oluşundan başlayarak tanık olduğu, maruz kaldığı her durumu ve olguyu anlamlandırma ihtiyacı duyar. Bu ihtiyacı karşılama yollarından biri de ulaştığı sonuçlara uygun ve makul nedenler bulmaktır. Bu durum dil ve felsefe gibi birçok bilim dalına da araştırma konusu olmuştur. Gerçek ya da o an için uygun görülmüş bir neden ile ortaya çıkan neden ve sonuç bilgisinin dildeki yansıması neden sonuç ifadeleridir. Bunu da daha geniş bir düzlemde incelemek için nedensellik kavramını ele almak gerekir. Nedensellik ilişkisi ile kurulmuş bir cümlede yer alan iki yönlü neden ve sonuç ifadeler birbiriyle yapısal bir bağ kurabilmek için üçüncü bir unsur olarak nedensellik işaretleyicilerine gereksinim duyar. Bu yapı ekler vasıtasıyla sağlanabileceği gibi sözlüksel biçimbirimler olan bağlaçlar ve ilgeçler aracılığıyla da sağlanabilmektedir. Bu çalışmada sözlüksel nedensellik işaretleyicileri olan bağlaç ve ilgeçlerin söz dizimindeki durumları; anlamları, yapıları ve konumları çerçevesinde değerlendirilmeye çalışılmıştır. Çalışmanın örneklemi Türk edebiyatının son dönem yazarları arasında yer alan Ayşe Kulin’in beş romanı esas alınarak belirlenmiştir. Çalışmadan elde edilen veriler bu dil malzemesi vasıtasıyla ortaya konulmuştur. Bu veriler neticesinde iki, üç ve dört unsurdan oluşan on ayrı söz dizimi yapısı tespit edilmiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-04-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b2bd388b6",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b2c089dd8",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Muhtasar ve İlaveli Satıraltı Bir Ahterî-i Kebîr Nüshası",
                "creator": " Eren Ertürkoğlu",
                "subject": null,
                "description": "Osmanlı Dönemi sözlük literatürü içerisinde kendine has özellikleri ile bir sözlük geleneği oluşturan satıraltı tercümeli sözlükler kelime karşılığı kelime olarak hazırlanması, okurun pratik bir şekilde aradığını bulabilmesine imkan sunması gibi özellikleri nedeniyle oldukça rağbet görmüştür. Osmanlı Dönemi öncesinde Bahşayiş Lugati, Mukaddimetü’l-Edeb gibi önemli sözlüklerle başlayan satıraltı tercümeli sözlük geleneği, ilerleyen dönemlerde kimi isimli kimi isimsiz birçok eserle yaşamaya devam etmiştir. Osmanlı Dönemi sözlük geleneğinde büyük öneme sahip sözlüklerden biri olan Ahterî-i Kebîr’in muhtasar nüshalarından birisi de satıraltı sözlük formunda oluşturulmuştur. Bu çalışmada ilgili nüshanın hem satıraltı sözlük geleneği ile irtibatı kurulacak hem de nüshanın hususî yönleri ortaya konulmaya çalışılacaktır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-04-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b2c089dd8",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b2c5d4bff",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Aya Karsmak",
                "creator": " İsmail Hakkı Aksoyak",
                "subject": null,
                "description": "Tarama Sözlüğü’nde “aya çalmak, aya çatlatmak, aya kakmak, aya öttürmek, el çatlatmak, el kakmak” gibi karşılıkları bulunan aya karsmak; “el çırpmak ve elleri birbirine vurarak ses çıkarmak” anlamına gelir. Söz konusu birleşik ibarenin ilk kelimesi el karsmak ve aya karsmak şeklinde değişirken karsmak fiili de bu isimlerle birleşik kelimeler oluşturmaktadır. karsmak fiili Osmanlı Türkçesi metinlerinde el veya aya karsmak biçiminde “alkışlamak” anlamıyla XIV-XVI. Yüzyıllar arasında kullanılmış; daha sonraki yıllarda kullanımdan düşmüştür. Karsmak, tarihi lehçelerden Kıpçakçada da yer almaktadır. Çağdaş lehçelerden Kırgızca’da ise “karmak” ve “tokuşmak” anlamıyla yaşamaktadır. Kelimenin ilk şekli olduğunu düşündüğümüz harıs, harsar ve hassar ise Yakutçada “tos vuruşmak, çarpışmak” anlamındadır. Harıs k-h değişimi ile karıs- daha sonra da orta hece düşmesi ile kars- şekline değişmiştir. Yakutça, Kırgızca ve Kıpçakçada görülen kelime, Osmanlı Türkçesinde de bir müddet yaşamakla birlikte varlığını sürdürememiştir. Bunun sebebi de sözcüğün yeterince bilinmemesi, kafiye ile seciye uygun sesler taşımaması ve onu çevreleyen kelimelerin azlığı ile açıklanabilir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-04-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b2c5d4bff",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b2cb3d685",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Ali Rızâ’î‘nin Tahmîsler Mecmuası",
                "creator": " İbrahim Halil Tuğluk,  Neslihan Dokumacı",
                "subject": null,
                "description": "Klasik Türk edebiyatı 20. yy. başından itibaren akademik bir bakış açısıyla ele alınmaya başlanmıştır. Bu süreç içerisinde Klasik edebiyat araştırmaları; metin tenkidi, metin çevirisi, metin tahlili, metin şerhi, dil içi çeviri, mukayeseli çalışmalar, tür, şekil ve vezin, ritim, ahenk, estetik yaklaşımlar, modern kuramların edebiyata uygulanması, bazı kavramsal çalışmalar, üslup, lügat, bağlam sözlüğü ve mecmua çalışmaları gibi farklı alanlarda ilerlemiştir. Günümüzde metin neşri çalışmalarında metin çevirisi ve metin tenkidi yanında önemli bir çalışma alanı da mecmualardır. Belli bir özelliğiyle ön plana çıkan mecmualar edebiyat araştırmalarına yeni perspektifler kazandırmaktadır. Bu bağlamda Ali Rızâ’î‘nin Tahmîsler Mecmuası türünün nadir bir örneği olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışmada, Ali Rızâ’î‘nin Tahmîsler Mecmuası ele alınmıştır. 18. yüzyılın sonu ile 19. yüzyılın başında yaşamış olan Ali Rızâ’î‘nin Tahmîsler Mecmuası; Millet Kütüphanesi, Ali Emîrî Efendi, 172 numaraya kayıtlıdır. Mecmua 172 varak olup, mecmuadaki şiirlerin çoğunu tahmîsler oluşturmaktadır. Eserde çoğunlukla 17. ve 18. yüzyıllarda yaşamış şairlere ait şiirlere tahmîsler yapılmıştır. Mecmuanın farklı yüzyıllarda yaşamış şairlere ait şiirler içermesi, eserde yer alan şairlerin bazı yeni şiirlerine ulaşma imkânı da sağlamıştır. Bu çalışmada, Ali Rızâ’î‘nin Tahmîsler Mecmuası tanıtılarak Ali Rızâ’î‘nin hayatı kısaca ele alınacak mecmua muhteva, dil ve üslup açsından değerlendirilecektir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-04-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b2cb3d685",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b2d2bc35e",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Cahiliye Dönemi Kâhinelerinden Zerkâ-i Yemâme ve Darîr’in \"Siyer-i Nebî\"sindeki Yansımaları",
                "creator": " Melek Dikmen",
                "subject": null,
                "description": "İslamiyet etkisinde gelişen Türk edebiyatında tarihî ve efsanevî şahsiyetlerin zikredilmesi, hatta bazı özellikleri ile sembol olarak kullanımı dikkat çekmektedir. Bu anlamda, görme kuvveti ve ferasetiyle anılan, Cahiliye dönemi Arap toplumunda meşhur olan kâhine Zerkâ-i Yemâme’den bahsetmek mümkündür. Zerkâ-i Yemâme’nin üç günlük mesafeden gelenleri görebilecek kadar keskin bir görme gücüne sahip oluşu Klâsik dönem şiirlerinde remiz olarak kullanıldığı gibi siyer türündeki eserlerde de zikredilmiştir. Türk edebiyatındaki siyerlere öncülük eden Darîr’in Siyer-i Nebî’sinde de söz konusu kadın karakter farklı yönleriyle anlatılmış ve hatta Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi H. 1221 nolu minyatürlü nüshasında olaylar tasvirlerle görsel hâle getirilmiştir. Eserde Zerkâ, Hz. Peygamber’in babası Abdullah ile evlenmek istemesi, basireti, kabilesine baskın yapan Gassânlılara karşı uyarmasına rağmen söylediklerinin dikkate alınmaması ve Hz. Peygamber’in dünyayı teşrifine engel olmak için annesi Âmine’yi öldürtmek istemesi yönüyle söz konusu edilmiştir. Metni görsel hâle getiren resimler, hem olayların geçtiği hem de eserin resmedildiği dönemin zihniyetini ve inanışlarını ortaya koyması yönüyle mühimdir. Çalışmada Zerkâ hakkında bilgi verildikten sonra Darîr’in eserinde anlatılan olaylar ve tasvirleri hakkında değerlendirmeler yapılmıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-04-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b2d2bc35e",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b2d82546e",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Ferit Edgü&#039;nün \"Perisiz Ev\" Adlı Öyküsünde Bellek ve Mekân İlişkisi",
                "creator": " Meliha Tatli",
                "subject": null,
                "description": "Ferit Edgü Türk edebiyatında küçürek öykünün başarılı örneklerini vermekle tanınmanın yanı sıra şiir, öykü, roman ve deneme gibi türlerde de yazmış bir yazardır. İlk baskısını 1999 yılında yaptığı ve üç bölümden oluşan “İşte Deniz, Maria” adlı öykü kitabının ilk öyküsü olan “Perisiz Ev”, yazarın 1985’te yazdığı ev ve sahibi arasındaki fantastik bir hesaplaşmaya dayanır. Sahipleri tarafından terk edilen eve seneler sonra evin oğlu gelir ve içinde biriktirdiği öfkeyi, çocukluğuna dair yaşadığı geçmiş anılarını eve hesap sorarak dile getirir. Öyküde ev sahibinin erkek olması dışında kendisine dair pek bir bilgiye verilmez. Anlatıcı pozisyonunda olan ev sahibi belleğinde yer edinen ilk aşkını, oyunlarını ve bahçedeki ağaçlarını ev sayesinde hatırlamaya çalışır çünkü mekanın bellek üzerindeki işlevi insandan ayrı düşünülemez. İnsanın neyi hatırladığı kadar neyi nerde, hangi mekanlarda hatırladığı da önemlidir. Geçmişin şimdi de anlatılmasında ise bellek kavramı önemli bir çalışma alanı sunmaktadır. Bu yüzden anlatıcı sadece eski evine dönmez hatırladıkları ve belleğinde sakladıklarıyla birlikte geçmişine de döner. Bellek aracılığıyla geçmişi anımsamak veya çağırmak belli nesneler, kokular, mekanlar ve bunun gibi birçok şey üzerinden gelişir. Bellek, insan hatırladıkça yeniden ve yeniden inşa edilen bir kavramdır. Anlatıcı belleğin girdaplarında dolaşmak için doğup büyüdüğü ve aslında hiç unutmadığı eve dönmek zorunda kalmıştır. Mekanlar, belleği canlandırır ve hiç beklemediği anda kendisinin dahi unuttuğunu sandığı hatıralarla yüz yüze getirir. Bu çalışmada bellekte depolanan hatıraların mekan ve içindeki nesnelerle olan ilişkisi başlıklar altında incelenmiş ve mekanın varlığının aynı zamanda hatıraların varlığına işaret ettiği görülmüştür.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-04-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b2d82546e",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b2dd73017",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Refik Halit Karay’ın Hikâyelerinin Taşra Kronotopu Bağlamında incelenmesi",
                "creator": " Mohamed Magdy,  İlknur Tatar Kirilmiş",
                "subject": null,
                "description": "Bu çalışmada Refik Halit Karay’ın hikâyeleri Rus eleştirmen Mihail Bahtin’in geliş,tirdiği kuramsal yaklaşımlardan kronotop kavramıyla değerlendirilmiştir. Bir anlatı formu olarak romanda, mekân ve zaman tasarımının incelenmesine ilişkin geliştirilen kronotop kavramının hikâye incelenmesi için de elverişli bir yöntem olduğunun gösterilmesi bu araştırmanın gayelerindendir. Zira Karay’ın hikâyelerinde zaman ve mekâna dair önemli bir birikim bulunmaktadır. Maupassant hikâyeciliğini benimseyen Karay’ın, hikâyelerinde göze ilk çarpan özellik bu hikâyelerin mekânlarının çoğunlukla Anadolu coğrafyasından seçilmiş olmasıdır. Türk hikâyesi bu metinlerle Anadolu’ya taşınmış ve metinler sayesinde taşraya bakma fırsatı bulunmuştur. Yazarın hikâyelerinde zaman ve mekâna dair tasarruflar, dönemin sosyal yaşantısının tespit edilmesi ve dolaylı yoldan eleştirel bakış açısının oluşturulması açısından son derece önemlidir. Karay’ın hikâyelerindeki taşra kronotopunun tespitiyle söz konusu taşra kronotopunun işlevleri teknik bir imkân olarak ortaya çıktığı gibi farklı bir okuma yöntemiyle yazarın hikâyelerinde yeni bulgulara ulaşılmıştır. Ayrıca, taşradaki geleneksel zamanın belirli bir mekânla birleşerek ifade ettiği anlam da irdelenmiştir. Bunun yanı sıra, çalışmanın temelini oluşturan kronotop kuramı, Bahtin tarafından çizilen çerçeve içinde edebî metinlerdeki anlam ve işlevlerinin açıklaması için ele alınmıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-04-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b2dd73017",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b2e4f0911",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Divanlarda Çocukla İlgili Kavramlar, Terkipler ve Manzumelere Dair Bir Deneme",
                "creator": " Muhammed Kürşat Atar,  Seydi Kiraz",
                "subject": null,
                "description": "Klasik Türk şiirinde aşk, sevgili, şarap, tabiat, güzellik, sevinç, özlem, acı gibi farklı konu ve temalı şiirler yazılmıştır. Bu konulardan biri de çocuk ve çocukla ilgili unsurlardır. Beyit ve müstakil şiirlerde, çocukla ilgili mazmunların tespitine ve pedagojik ilkelerin belirlenmesine imkân sağlayan önemli bilgilere yer verilmiştir. Bu çalışmada, çocuk konulu bilgilerin tespiti, tasnifi ve tahlili yapılmaya çalışılacaktır. Verilerin tespitinde 14-20. yüzyıllarda yaşamış bazı şairlerin divanları esas alınmıştır. Çocukla ilgili edebî tasvir ve tahlillerden önce çocuk kavramı, çocuğun farklı disiplinlere göre tanımları ve çocukluk döneminin sınırları üzerinde durulmuştur. Daha sonra çocuk kavramını karşılayan sözcükler belirlenmiş, geldikleri dillere göre Arapça, Farsça ve Türkçe başlıklara ayrılmış, şiirde kazandığı anlamlar incelenmiş ve hangi sözcüklerin şairler tarafından daha çok tercih edildiği tespit edilmeye çalışılmıştır. Çocukla ilgili edebî yaklaşımların ele alındığı kısımda ise çocuğa has özelliklerin beyitlerde nasıl işlendiği, çocuk konulu atasözü ve deyimlerin kullanımı araştırılmıştır. Çocuğun teşbih unsuru olarak hangi kavramlarla ilişkilendirildiği ve bir telmih unsuru olarak çağrışımları üzerinde durulmuştur. Çalışmanın son kısmında ise çocuk konusu etrafında kaleme alınan müstakil manzumelere yer verilmiştir. Çocukların doğumu, ölümü ve sünneti gibi konularda yazılan bu manzumeler çeşitli başlıklar altında incelenmiş, karşılaşılan sonuçlar sayısal verilerle ortaya konularak birtakım değerlendirmelerde bulunulmuştur.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-04-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b2e4f0911",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b2ea5284f",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Tekke Şiirinin Mahlaslarındaki Rol ve Kimlik Değişmeleri Üzerine Bir İnceleme",
                "creator": " Murat Ayar",
                "subject": null,
                "description": "Özel tanımlamaların dışında şairlerin manzumelerinde kullandıkları ve takma ad olarak bilinen mahlas, mahlas beyti veya mahlashâne denilen özel bir bölümde kullanılır. Şairin sanat ve dünya görüşü adına pek çok değerlendirmelerine ev sahipliği yapan bu bölüm; verilecek mesajın etki derecesini artırma gayretli, şairin rol ve kimlik değişmelerine de sahne olur. Değişik kimlikler ve bunlara uygun davranma modeli olan rollerin bu bölümlerdeki çeşitliliğini, değişen semantik dengeyi ve kullanılan söz varlığını tespit etmek çalışmanın amacıdır. Bu amaca hizmet etmek için sadece tekke şairlerinin manzumeleri hedef alınmıştır. Bunda ilâhî mesajı, toplumun tüm kesimlerine ulaştırma hassasiyetini taşıyan mutasavvıfın çok yönlü kimliğini kullanmadaki gayreti mühimdir. Seçilen model beyitler, kullanılan mahlaslar üzerinden kimlik ve roller üzerinden fişlemeye tabi tutulmuş ve tartışma bu mahlaslar merkezli yürütülmüştür. Çalışmayla sȗfî şairlerin mahlasını hangi kimlik ve rol çerçevesinde icra ettiğinin tespiti yanında bu çabanın şiirin anlamsal kurgusuna ve kullanılan sözcük dağarcığının seçimine olan katkısı gözler önüne serilmiştir. Bu cümleden; mutasavvıf şairlerin mesajın doğru ve etkili verilmesini öncelleme gayretine hizmet eden bu çabanın ilgililerin dikkatine sunulması mühimdir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-04-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b2ea5284f",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b2efc046a",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Saha (Yakut) Türklerinin İlk Edebî Eseri \"Axtıılar (Hatıralar)\"daki Halk Bilimi Unsurları",
                "creator": " Murat Ersöz",
                "subject": null,
                "description": "Axtıılar, Afanasiy Yakovleviç Uvarovskay (1800-1862) tarafından yazılmış Sahaca (Yakutça) ilk edebî eserdir. Uvarovskay, üst düzey kamu görevlerinde bulunmuş ve bu sırada Yakut halkının sevgisine mazhar olmuş bir bürokrattır. İyi eğitim almıştır, entelektüel birikimi yüksektir. Kuzeydoğu Sibirya halklarının kültürlerine ve yaşantılarına vâkıftır, Yakut yurdu memleketidir, Yakutçayı ise ana dili olarak görür. O, bu çalışmaya konu olan eserini Mart 1846’da Türklük bilimi uzmanı Otto Nikolayeviç Böhtlingk’in ricasıyla kaleme almaya başlar ve 8 Kasım 1846’da tamamlar. Onun Axtıılar diye adlandırılan bu eserini yazmasındaki amacı, Böhtlingk’in Yakut dili hakkında yapmakta olduğu çalışmasına yardımcı olmak ve bu sayede Yakut dilinin korunmasına katkı sağlamaktır. Uvarovskay, eserinde çocukluğundan itibaren başından geçen belli başlı olayları konu alır. O, hayatını hüzün dolu ve kıymetsiz olarak değerlendirir. Fakat onun yaşam hikâyesi Saha (Yakut) folkloru açısından paha biçilemez kıymette malzemeler barındırır. Üstelik çalışmasının sonuna Yakut hayatı ve folkloru üzerine notlar ilave eder. Bu notlar, Yakutlarla ilgili yazılmış ilk derli toplu folklorik tespitlerdir. Bu yüzden Yakutistan’ın ilk halk bilimcisi olarak kabul edilir. Onun yazdığı bu kitap, XIX. yy.’ın ortasında tam metin olarak Almancaya, hemen ardından da özeti Fransızcaya (1860) çevrilir. Bu sayede yabancı kültür ve bilim insanları Yakutların gelenek ve göreneklerini güvenilir bir kaynaktan öğrenme fırsatı bulurlar. Burada işlenen konular karşılaştırmalı halk bilimi çalışmaları açısından önemlidir. Bu makalede Axtıılar’da işlenen halk bilimi unsurları tespit edilip içeriklerine göre tasnif edilmiş, peşinden de tahlil edilmiştir. Bu suretle XIX yy. Yakut folklorik hayatı bu eser üzerinden sistematik bir biçimde ortaya konulmaya çalışılmıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-04-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b2efc046a",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b2f9221e9",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Aleksandr Grigoryeviç Bessonov ve Başkurt Masal Araştırmaları",
                "creator": " Muvaffak Duranlı,  Gonca Kuzay Demi̇r",
                "subject": null,
                "description": "Sözlü kültür geleneğinin anlatmaya dayalı türleri içerisinde yer alan masallar, dünya milletlerinde olduğu gibi Türklerin de önemli kültürel miraslarından birini oluşturmaktadır. Avrupa’da halk bilimi çalışmalarının başlama tarihiyle eş zamanlı bir var oluş gösteren masal araştırma ve inceleme tarihi, Türk toplulukları özelinde değerlendirildiğinde 19. yüzyılın sonu ve 20. yüzyılın başlarında daha ziyade metin derlemeleriyle başlamış, ancak 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren inceleme çalışmalarına dönüşmüştür. Türk topluluklarının masal araştırmalarının başlangıcında özellikle Rus araştırmacıların büyük katkısı olmuştur. Bu araştırmacılardan biri de Aleksandr Grigoryeviç Bessonov’dur. Türk topluluklarının dil ve kültür ürünleri üzerine yapmış olduğu çalışmalarla dikkat çeken A. G. Bessonov, özellikle de Başkurt masallarının derlenmesi ve yayımlanmasında büyük bir yere sahiptir. Bu makalede; öncelikle A. G. Bessonov’un hayatı hakkında bilgi verilecektir. Daha sonra Bessonov’un Başkurtların dili, alfabesi ve masalları üzerine yapmış olduğu çalışmalar üzerinde durulacaktır. Bessonov’un özellikle Başkurt masalları üzerine yapmış olduğu çalışmasının masal araştırmaları tarihindeki yeri ve önemi değerlendirilecektir. Makalede, Bessonov’un çalışmasının yayımlanmasını sağlayan Nikolay Dmitriyev’e de yer verilecektir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-04-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b2f9221e9",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b2fc560bf",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Mizojinic Elements and Genderist Discourses in the Mathnawi Named Salaman u Absâl",
                "creator": " Necmiye Özbek Arslan",
                "subject": null,
                "description": "Women, who are seen as one of the two basic assets that have high qualities such as fertility and protection, and that constitute the equivalence of existence, have encountered sexist hate speech over time. In this discourse, women were seen as worthless, ominous and the source of evil, as a concubine who could not produce, in need of a man, oppressed in the face of power and serving her man. It is thought that the origin of this concept, which is expressed as misogyny, is monotheist religions, their sacred texts and the influence of religion, social change, economic power in human life in medieval Europe, and in this context, the change in the role of the female figure in social life. In Turkish literary discourses, it is seen that the alpine-valiant woman type dominates both oral and literary culture during the period when the horse-nomadic dominates. Woman; she has been mentioned with positive concepts such as warrior, blessed, wise, supreme individual whose word is listened to, mother, symbol of fertility. With the transition to settled life, there have been some changes in the social status of women. The woman has turned into a being who takes care of the house and children, fulfills all the necessities of the house and serves the patriarchy. With the meeting of the Turks with Islam, women were largely isolated from the outdoors, and the social development of women was almost stopped. Since the 19th century, with the influence of Western culture, the society has chosen to give a new value to women, to re-recognise them, to conceptualize them and to give a new social status to the woman individual. In this study, in the context of Lâmi'î Çelebi's Salamân u Absâl Mathnawi, misogynistic discourses, religious and mythological sources of these discourses, metaphors in which women are compared, have been tried to reflect the perspective of women in the period when the work was written.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-04-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b2fc560bf",
                "language": "İngilizce",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b301898aa",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Homeros’un Gölgesinde Gelibolu’ya Sefer: Patrick Shaw-Stewart",
                "creator": " Nesime Ceyhan Akça",
                "subject": null,
                "description": "Çalışmanın amacı, İngiliz askeri Patrick Shaw-Stewart’ın Gelibolu muharebesi esnasında yazdığı şiir ve mektuplarından hareketle kendisi ve yakın arkadaşlarının (Rupert Brooke, Denis Browne, Bernard Freyber, Frederick Kelly) ruhsal durumu, İliada destanının etkisiyle savaşta neyi hedefledikleri ve Türk askeri hakkındaki düşüncelerini Nitel Araştırma Tekniklerinden ‘Doküman\/Metin İçerik Analizi’ metodunu kullanarak ortaya koymaktır. Türk harp edebiyatı çalışmalarında yaşadığımız savaşların bize bakan cephesi ilgi görmüşken bizimle savaşmaya gelen askerlerin ürettiği edebi ürünler ihmal edilmiştir. Karşı tarafın savaşları nasıl gördüğü, geldikleri coğrafyada neler yaşayıp ne hissettikleri, yaşadıkları sonlar da bizi ilgilendirmektedir. Shaw-Stewart, Britanya’da ‘savaş şairi’ olarak anılır, ancak şairin Gelibolu muharebesiyle ilgili tek şiiri bulunmaktadır. Orijinal metinde şiirin başlığı olmamasına rağmen bazı kaynaklarda ‘Bu sabah bir adam gördüm’ veya ‘Siperdeki Aşil’ başlığıyla okuyuculara sunulur. Shaw-Stewart ve arkadaşlarının zihinlerinde İliada Destanından parçalar olduğu hâlde heyecanla başladıkları yolculuk, umduklarından zor, keder yüklü ve uzun bir sefer olur. Shaw-Stewart’ın yolculukla ilgili umudunun azaldığı ve kendisini sorguladığı bir anda Gökçeada’da yazdığı şiiri, Gelibolu Savaşlarını temsil eden en önemli şiirlerden biri haline gelir. Shaw-Stewart’ın yazdığı şiir ve mektuplar iyi yetişmiş İngiliz gençlerinin Gelibolu’ya mitolojik hikâyeleri yeniden yaşamak ve İstanbul’u Türklerden almak üzere maceracı bir ruhla geldiklerini gösterir. Bu beklentileri gerçekleşmez ve sağ kalanlar umulandan çok büyük kayıplarla Avrupa’daki diğer cephelere dağılırlar.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-04-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b301898aa",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b308d1eb0",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Hayâlî Bey’in “-miz kaldı” Redifli Gazelinin Düşünce Alanı Merkezli Metin Çözümleme Yöntemine Göre Şerhi",
                "creator": " Nuri Said Akgül",
                "subject": null,
                "description": "Metin şerhleri, Klasik Türk edebiyatı metinlerini anlama ve yorumlamamız açısından önemlidir. Metin şerhleri yapılırken çoğu zaman klasik usûller uygulanır, Klasik usûller, beyitleri çözümlemede her zaman uygulanabilecek, geçerli yöntemlerdir ancak metinleri çözümlemede yeni yöntemlerin uygulanması da gerekir. Yeni yöntemlerin uygulanması bize farklı bakış açıları kazandırır. Farklı bakış açılarıyla metinlerin şerh edilmesi Klasik Türk edebiyatını daha iyi anlamamıza yardımcı olacaktır. Bu çalışmamızda yeni yöntemlerden biri olan Ziya Avşar’ın geliştirdiği ve çerçevesini belirlediği Düşünce Alanı Merkezli (DAM) metin çözümleme yöntemini uygulayacağız. Hayâlî Bey’in “-miz kaldı” redifli gazelini bu yeni yöntemle çözümlerken kelimelerin anlamlarından hareketle, çeşitli anlam tabakalarına ulaşmaya gayret göstereceğiz.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-04-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b308d1eb0",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b30e24d7a",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Bakırcılar Kethüdâsı Bursalı Râşid Mehmed’in (ö. 1815-16) Dîvânçe’si",
                "creator": " Orhan Kiliçarslan",
                "subject": null,
                "description": "Kaynaklarda Bursalı olduğu zikredilen 18. yüzyıl divan şairi Râşid Mehmed, bakırcılık mesleğiyle uğraşan bir aileye mensubiyeti ve kendisinin de bu işle meşgul olmasından dolayı “Bakırcılar Kethüdası” olarak anılmıştır. Hakkında bilgi veren kaynaklarda Râşid’in bir Dîvânçe’si ile Zübdetü’l-vekâyî Der Belde-i Vekâ’î-i Bursa adlı bir vefeyâtnâmesinin olduğu kaydedilmiştir. Şairin vefeyâtnâmesinin tespit edilmiş nüshaları bulunmakla birlikte varlığından bahsedilen divançesinin bugüne kadar bir nüshası tespit edilememiştir. Bu çalışmada Râşid Mehmed’in zikredilen divançesinin tespit edilen bir nüshası üzerinden eserine ilişkin genel bilgiler sunulmuştur. Biyografik kaynaklarda hakkında söylenenlerle uygunluk arz eden divançesinin Râşid Mehmed’e aidiyeti konusunda karşılaştırmalar ve yorumlar yapılmış, divançenin içeriğine dair çıkarımlara yer verilmiştir. Dîvânçe’nin en hacimli kısmını oluşturan tarihler, şairin şahsi biyografisine katkılar sunması yanında Bursa’da bulunan mimarî yapıların tarihçesi, aynı dönemde yaşadığı diğer şairler ve bürokraside görev almış kişilere ilişkin bilgileri ihtiva etmesi bakımından da önem arz etmektedir. Çalışmanın son kısmında bu değerlendirme ve yorumları destekleyen manzumelerden örnekler sunulmuştur.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-04-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b30e24d7a",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b3137d1ff",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Ali Rıza Yalgın’ın \"Yeşil Yurdun Sisli Günlerinden (Kanlı Örnek)\" İsimli Okul Piyesi",
                "creator": " Özlem Gülnar Ercan",
                "subject": null,
                "description": "1888 yılında Selanik Usturumca’sında doğan Ali Rıza Bey, Anadolu’nun çeşitli illerinde öğretmen ve müfettiş olarak görev yapmış bir Cumhuriyet aydınıdır. Ayrıca nahiye müdürlüğü ve kaymakamlık vekilliği gibi devlet görevlerinde de bulunan yazar, müzecilik çalışmalarına da imza atmıştır. Çeşitli dergi ve gazetelerde derlemeler ile etnografya çalışmalarını içeren çok sayıda yazı ve kitap kaleme almasına rağmen tiyatro yazarlığı fazlaca bilinmemektedir. Yalgın piyeslerinde, gençleri eğitme ve onlara vatanseverlik hissini aşılama amacı güder. Yalgın’ın yazarlık faaliyeti gösterdiği dönemlerde eğitici okul piyesleri yazmak ve sergilemek özendirilen bir durumdur. Ayrıca bu yıllarda, tiyatro faaliyetleri yoluyla yaygın eğitim yapılması hem halkevlerinde hem de okullarda temsiller verilmek suretiyle oyunlar yazılması da teşvik edilmiştir. Çalışmanın konusu olan Ali Rıza Yalgın’ın Yeşil Yurdun Sisli Günlerinden (Kanlı Örnek) isimli eseri, üç perdelik bir okul piyesidir. Eser, vatansever İhtiyat Mülazımı (üstteğmen) İbrahim Bey’in Yunan işgali esnasında gösterdiği kahramanlıkları ve Yunan’ın Bursa ve civarında yaptığı eziyetleri anlatır. Bunların yanı sıra piyeste Yunan istilasının ruhunda bıraktığı izler ile pişmanlık ve nefret duyguları içinde yaşayan İbrahim Bey’in babası, Bursa eşrafı ve Maksem Mahallesi ahalisinden Hacı Ömer Bey’in içine düştüğü durum işlenir. Bursa İnebey Yazma Eserler Kütüphanesi, Haraççıoğlu, Nr: 6432’de bulunan eser, 57 sayfa ve 21 satır olarak çizgili bir deftere rika ile yazılmıştır. Aynı kütüphanede eserin daktiloya çekilmiş bir nüshası da mevcuttur. Nüshanın ilk sayfasında verilen bilgiye göre yazar, eseri yayımlamak istemiş ancak matbaacıyla anlaşamadığı için bu işten vazgeçmiştir. Ne yazık ki piyesin oynanıp oynanmadığına dair bir bilgi de bulunmamaktadır. Piyes, 5 Şubat 1338 \/ 5 Şubat 1922’de tamamlanmış olup eserde işgalin tarihî sürecine yönelik bilgiler de verilmektedir. Çalışmada piyesin yazma ve daktilo nüshası tanıtılarak eserin konusu ve piyeste geçen tarihî olaylar hakkında bilgi verildi. Bu doğrultuda Türk çocuk tiyatrosunun bir örneği olan, aynı zamanda Bursa’nın işgali döneminde kaleme alındığı için çok kıymetli bir tarihî vesika görevi üstlenen eser, kütüphane raflarında unutulmaması adına günümüz okuyucusunun istifadesine sunuldu.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-04-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b3137d1ff",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b31ae3af4",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Çağatayca Bir Fütüvvet-nâme Risalesi",
                "creator": " Recep Yürümez",
                "subject": null,
                "description": "Öz Arapça fetâ kelimesinden türetilmiş olan fütüvvet; yiğitlik, cömertlik, gençlik, kahramanlık anlamlarına gelmektedir. Fütüvvet terimi zaman içerisinde anlam değişikliklerine uğramış, tasavvufta yer edinerek ilerleyen zamanlarda gelenek, göreneklerin, dinî törenlerin ve meslek risalelerinin yazıldığı fütüvvet-nâmeler bir tür olarak edebiyatta önemli bir yere sahip olmuştur. Söz konusu terim, Türk dünyasında ise ilk kez Horasan bölgesinde kullanılmış olmakla birlikte Anadolu coğrafyasında bu alanda yazılmış olan eserler Ahilik Teşkilatı ve loncaların kurulması, işletilmesinde kılavuzluk görevi üstlenmiştir. Araştırmada incelenmiş olan fütüvvet-nâme adlı el yazması, klasik sonrası Çağatay Türkçesi ile yazılmış bir risaledir. Kırgızistan’dan temin edilen risalenin tamamı 24 varaktan müteşekkildir ve ilk 18 varaklık kısmı incelememize konu olmuştur. Konu olarak bir kısmı çoban-nâme bir kısmı ise dua-nâme olan el yazmasında yazar ve yazıldığı tarih ile ilgili herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. Çalışmada metnin çeviri yazısı, ses bilgisi, şekil bilgisi incelemesi yapılmış, gerekli görülen yerlerde açıklamalara da yer verilmiştir. Nitel araştırma yöntemlerinden doküman incelemesi tekniğiyle ele alınmış olan çalışmanın amacı özellikle klasik sonrası Çağatay Türkçesiyle ilgili yapılan çalışmaların, geçiş dönemi eserleri olmaları hasebiyle hem Çağatay Türkçesi hem de modern Türk lehçelerinin araştırmacılarına önemli dil materyalleri sunmalarıdır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-04-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b31ae3af4",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b32054bf1",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Nesîmî Divanı’nın Söz Varlığı",
                "creator": " Sami Aydın",
                "subject": null,
                "description": "XIV. yüzyılın zirve şahsiyetlerinden biri olan Seyyid İmâdüddîn-i Nesîmî’nin Türkçe Divanı’nın söz varlığını ortaya koymak bu çalışmanın temel hedeflerindendir. Söz varlığı, salt sahip olunan sözcük dağarcığı veya bir dildeki sözcüklerin tümü şeklinde düşünülmemelidir. Bir dilin söz varlığı aynı zamanda o dili konuşan toplumun aynası, o toplumun maddî ve manevî kültürünün yansıtıcısı görevini de üstlenir. Bu yönüyle düşünüldüğünde birbirinden değerli şair ve yazarlarımızın eserlerinde yer alan söz varlıklarının araştırılıp literatüre kazandırılması önem arz eden konular arasında yerini alır. Bu çalışmanın giriş kısmında öncelikle dil tanıtılmış, daha sonra söz varlığı ve kapsamı hakkında kısa bir bilgi verilmiştir. En sonunda üzerine çalışılan eser kısaca tanıtılarak barındırdığı nazım şekilleri ve adetleri hakkında bilgi verilmiştir. Çalışmanın birinci başlığı Divan’ın söz varlığına ayrılmış; tespit edilen kalıp ifadeler, deyimler, ayetler, hadisler, arkaik kelimelere vs. kısaca değinildikten sonra azınlık ve çoğunlukta olan kelimeler alfabetik sıra gözetilerek sunulmuştur. Çalışmanın ikinci başlığı kelime gruplarına ayrılmıştır. Bu bölümde öncelikle kelime grubu hakkında kısa bir bilgi verilmiş, daha sonra eserin söz varlığı alt başlıklar halinde incelenmiştir. Bu kısımda sırasıyla bağlama birlikleri, edat birlikleri, tekrar birlikleri, sayı birlikleri, unvan birlikleri ve birleşik isimler, ünlem birlikleri, kalıp ifadeler, arkaik sözcükler, atasözleri, deyimler, ayetler, hadisler ve dua ifadeleri incelenmiştir. Tamlamalar, çok fazla olmaları ve çalışmada hacimce yer kaplayacaklarından dolayı incelemeye tâbi tutulmamıştır. Türk coğrafyasında milli ve kültürel hatıraları içinde barındıran yüzlerce değerli eser vardır. Bu eserlerin incelenip sahip oldukları zengin söz varlığının ortaya konmasına ve ilim camiasına kazandırılmasına ihtiyaç vardır. Bu çalışmada da Nesîmî’nin söz varlığı elde edilen veriler ışığında ortaya konmuş; Türk dilinin söz varlığına katkısı olacağı düşünülen bulgular ilim camiasına sunulmuştur.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-04-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b32054bf1",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b3269b334",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Türkçede Nezaket ve Yüz Tehdit Eden Eylemler",
                "creator": " Seçil Hirik",
                "subject": null,
                "description": "Nezaketin bir dilbilim kavramı olarak ele alınması ile beraber Grice’la başlayan strateji geliştirme ve ilkeler öne sürme geleneği zamanla farklı araştırmacıların elinde kuramsal yaklaşıma dönüşmüştür. Lakoff (1975), Leech (1983) gibi isimlerle devam eden süreç olgun hâllerinden birine Brown ve Levinson (1987) ile ulaşmıştır. Goffman’ın yüz (face) yaklaşımını benimseyen Brown ve Levinson için nezaket, toplumu oluşturan bireyler arasındaki muhtemel sürtüşmenin önüne geçmek için kullanılması gereken bir araç niteliğindedir. Nezaket sayesinde yüz adı verilen bireysel ve toplumsal saygınlık elde edilip korunabilir hale gelebilecektir. Saygınlık konuşurun isteklerinin engellenmemesi yönünde gerçekleştiğinde olumsuz yüz (negative face); takdir edilme, onaylanma, beğenilme içerdiğinde olumlu yüz (positive face) korunmuş olacaktır. Bu sebeple yüzü koruyan dinleyici ile ilgilenme, anlaşmazlıktan kaçınma, iş birliği yapma, teklifte bulunma, saygılı olma, özür dileme gibi hem olumlu hem de olumsuz yüzü koruyan stratejiler sunulmaktadır. Söz konusu stratejiler uygulanmadığında ise hem konuşurun hem de dinleyicinin olumsuz ve olumlu yüzü zedelenmiş, yani tehlikeye girmiş kabul edilmektedir. Bu çalışmada Oğuz Atay’ın tek tiyatro eseri olan Oyunlarla Yaşayanlar adlı metin incelenmiştir. Metinde dinleyicinin olumsuz yüzünü, dinleyicinin olumlu yüzünü ile konuşurun olumsuz yüzünü, konuşurun olumlu yüzünü tehdit eden eylemler tespit edilmiştir. Tarama sonucunda 304 eylemin izlendiği metinde dinleyicinin olumsuz yüzünü tehdit eden eylemlerin (141 eylem) daha sık tercih edildiği, konuşurun olumsuz yüzünü tehdit eden eylemlerin (11 eylem) ise genel dağılımda en az kullanıldığı görülmüştür.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-04-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b3269b334",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b32bdaf59",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Giritli Bir Şair: Râmiz Celâl ve \"Dîvân\"ı",
                "creator": " Selami Turan,  İsmai̇l Ak",
                "subject": null,
                "description": "Girit, günümüzde Yunanistan’a bağlı olup, Doğu Akdeniz’in Kıbrıs’tan sonra ikinci büyük adasıdır. Tarih boyunca stratejik bir öneme sahip olan ada, Akdeniz’i Ege’den ayıran önemli bir mevkidedir. Girit, 1645’ten 1913’e kadar yaklaşık üç asra yakın Osmanlı himayesinde kalmıştır. Bu himaye neticesinde adada siyasi hayatın yanı sıra sosyal, beşerî, kültürel, tasavvufi ve edebî bir hayat oluşmuştur. Girit’te yetişmiş manzum ve mensur eser veren sanatçıların sayısı ellinin üzerindedir. Adanın yetiştirdiği şairlerden biri de Râmiz Celȃl’dir. Hayatı hakkında kaynaklarda bilgi olmayan şairin Divan’ında yer alan şiirlerden hareketle XIX. yüzyılda yaşadığı ve Mevlevi tarikatına müntesip olduğu anlaşılmaktadır. Şairin tespit edilebilen tek eseri Divan’ıdır. Divan’ında farklı nazım şekillerinde şiirleri yer almaktadır. Çalışmada öncelikle Girit’teki edebî faaliyetler ele alınmış, akabinde bu edebî muhitte yetişmiş olan Giritli Rȃmiz Celȃl’in hayatı, tasavvufi yönü, edebî şahsiyeti ve eserleri hakkında bilgi verilmiştir. Ayrıca Divan’da yer alan şiirler şekil özellikleri açısından incelenmiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-04-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b32bdaf59",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b3356d538",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Manzum Bir Hz. Ali Cenknâmesi’nde Efsanevî ve Menkıbevî Motifler",
                "creator": " Serap Aki",
                "subject": null,
                "description": "Türk edebiyatında İslamiyetin kabulü ile birlikte çeşitli dinî-kahramanlık konulu eserler varlık göstermeye başlamıştır. Bunlar arasında Hz. Ali’nin baş kahramanlığında şekillenen, onun ve yoldaşlarının Müslümanlık uğruna girdiği mücadelelerin tarihten veya olağanüstü unsurlardan yararlanılarak anlatıldığı cenknâmeler önemli bir yer tutmaktadır. Bu çalışmaya konu olan metin, Hz. Ali’nin daha önce neşredilmemiş cenknâmelerinden olup Milli Kütüphane arşivinde A 7522\/1 numarası ile kayıtlıdır. Baştan ve sondan eksik olan eserin müellifi ve yazılış tarihi bilinmemektedir. Bu çalışmada, bahsi geçen eser efsanevî ve menkıbevî motifler açısından incelenmiştir. Edebi anlatılarda genellikle anlatının en küçük unsuru olarak değerlendirilen motif, metnin alıcısına vermek isteği mesajın etki gücünü artıran kalıplaşmış özellikteki yapıdır. Edebi anlatılarda bulunan motifler, çok çeşitli şekillerde sınıflandırılabilmektedir. Motiflerin tespiti ve tasnifi Thompson’ın Motif İndeks esasına dayanmakla birlikte, Çetin’in cenknâmeler özelinde kullandığı sistematiğe uygundur. Eserde öne çıkan beş menkıbevî ve üç efsanevî motif, eserden alınan örneklerle tahlil edilmiştir. Bunların dışında hikâyeye canlılık ve sürükleyicilik katan, konu akışına yön veren önemli motiflerden olan kıyafet\/kılık değiştirme motifine yer verilmiştir. Sözü geçen motiflerin, eserin yapısına dinamiklik ve sürükleyicilik kazandırdığı görülmüştür. Hikâyede motif olarak öne çıkan efsanevî ve menkıbevî unsurlar, eserin masalsı bir kimlik kazanmasını sağlamıştır. Bu durum eserin ifade gücünü artıran, ona anlatım zenginliği kazandıran, okuyucu veya dinleyicinin hayal dünyasının genişlemesini sağlayan bir zemin oluşturmuştur.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-04-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b3356d538",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b3389c95e",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Muallim Feyzî’nin Aktarımıyla Sa’dî-i Şîrâzî ve Hümâm-ı Tebrîzî Arasında Geçen Mülâtafe",
                "creator": " Serife Yerdemir",
                "subject": null,
                "description": "Klâsik Türk şiirinde edebî bir tür olan latife, bir olay, bir durum veya bir kişi hakkında kısa ve eğlenceli bir hikâye anlatma amacıyla yazılır. Latife, İran edebiyatında ilk sözlü olarak görülmüş, daha sonra 5. yüzyıl sonları ile 6. yüzyıl başlarında yazılı edebiyatta yer almıştır. İran edebiyatında 6. yüzyıldan sonra latife alanında derleme niteliğinde önemli eserler kaleme alınmıştır. Bu alanda özellikle Ubeyd-i Zâkâni ve Fahruddîn Alî-i Safî gibi iki önemli isim ön plana çıkmıştır. Anadolu sahasında özellikle Tanzimat dönemi edebiyatında kayda değer bir etkiye sahip olmuş olan Muallim Feyzî, esasen bir İranlı ama daha sonra Osmanlı tebaasına geçerek edebî alanda tercüme, şiir, sözlük ve dilbilgisi kitapları gibi önemli çalışmalar yapmış bir isimdir. Mekteb-i Sultanî’de uzun süreli Farsça öğretmenliği yapmış olan Muallim Feyzî, latife alanında daha önce yapılmamış bir işi yaparak özellikle İran edebiyatından şair ve ediplerle ilgili mülâtefe, mutâyib veya anekdotları derleyerek dönemin en uzun süreli yayım yapmış olan Tercümân-ı Hakîkat gazetesinde bir seri halinde yayımlamıştır. Bu çalışmada Muallim Feyzî ve özellikle onun edebî kişiliği hakkında detaylı bilgi verildikten sonra, onun Tercümân-ı Hakîkat gazetesinin 12 Ocak 1884, nr. 1682, üçüncü sayfasında yer alan Şeyh Saʻdî-i Şîrâzî ile Hâce Hümâm-i Tebrîzî arasında geçen mülâtafe, onun yorumuyla verilecek ve Anadolu sahası ve İran sahasındaki diğer aktarımlarla ilgili karşılaştırma ve değerlendirme yapılacaktır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-04-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b3389c95e",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b33f03d6a",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Aşk Yolunun “Hâr u Has”ı: Fuzulî ve Hâfız Divanlarında Ferhad, Mecnun ve Vamık",
                "creator": " Ülkü Akçay",
                "subject": null,
                "description": "Âşık, sevgili ve rakip, klasik Türk edebiyatı eserlerinde ekseriya karşılaşılan tiplerdendir. Bu üç şahsiyet üzerinden zengin hayaller kuran divan şairleri genellikle âşığın sesi olarak, rakiple hoş sohbet olan ve kendisine iltifat etmeyen sevgiliye sitem ederler. Klasik edebiyatta âşık, sevgilinin zulmüne uğrayan, ondan bir karşılık görmediği gibi cefalarına katlanmak zorunda kalan ve çektikleri tüm eziyetlere rağmen aşkında sadık olan, günden güne hisleri kuvvetlenen ve sevgiliye kavuşma arzusunda olan bir şahsiyet olarak resmedilir. Şairler türlü ezalara maruz kalan âşığın aşkının şiddetini ve emsalsizliğini sevgiliye göstermek amacıyla çeşitli benzetmelerden faydalanırlar. Bu noktada âşık ile bütünleşen şairlerin şiirlerinde başvurdukları yollardan biri âşıklık hâllerini meşhur âşıklara benzetmek yahut kendi aşklarını onlarınkiyle kıyaslamak olur. Leylâ vü Mecnûn, Yûsuf u Züleyhâ, Hüsrev ü Şîrîn\/Ferhâd u Şîrîn, Vâmık u Azrâ gibi Arap veya Fars edebiyatı kökenli çift kahramanlı aşk mesnevilerinin kahramanları bu karşılaştırma için tercih edilen şahsiyetlerin başında gelir. Bu hususta Fuzulî ve Hâfız da ünlü aşk mesnevisi kahramanlarını gazellerinde anarlar. Şairler, aşkı için Bisütun Dağı’nı delen Ferhad, aşkından çöllere düşerek vahşi hayvanlara yoldaş olan Mecnun ve Azra’ya kavuşmak için türlü mücadeleler veren Vamık gibi âşıklık makamının önde gelen temsilcileri aracılığıyla kendi aşklarının mertebesini ortaya koymak ve böylelikle aşk yolunda ne kadar mesafe kat ettiklerini göstermek niyetindedirler.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-04-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b33f03d6a",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b344462d7",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Özbek Destanlarında Algı Fiilleri",
                "creator": " Yasin Karadeniz",
                "subject": null,
                "description": "Algı fiilleri, dilbilimi incelemelerinde mental fiillerin alt bölümü olarak değerlendirilmektedir. Türkiye’de mental fiillerle ilgili yapılan çalışmalarda algı fiilleri için duyu fiilleri ya da duygu fiilleri terimleri de kullanılmaktadır. Yabancı kaynaklarda ise algı fiilleri için perception verbs, sensory perception verbs gibi terimler kullanılmaktadır. Algı fiillerini oluşturan eylemler beş temel duyu olan “görme, dokunma, işitme, tatma, koklama” duyularından hareketle gerçekleştirilmektedir. Beş duyuyu içeren algı fiilleriyle ilgili çalışmalar mental fiillerin içinde anlatıldığı gibi sadece algı fiillerini anlatan çalışmalar da bulunmaktadır. Ayrıca algı fiilleriyle ilgili çalımalar tek bir duyuyu içerdiği gibi beş duyuyu da kapsayabilmektedir. Bu türdeki çalışmalarla algı fiillerindeki anlam genişlemesi de anlatılmaktadır. Algı fiilleri mental sürecin yani öğrenme sürecinin baş etkeni olduğu için sık kullanılmaktadır. Tabi ki her algı fiili aynı sıklıkta kullanılmaz. İnsanın öğrenme sürecinde ve kendini ifade edebilmesinde en çok ihtiyaç duyduğu algı fiilleri daha sık kullanılmaktadır. Mesela görme duyusuyla ilgili fiiller insan için daha önemli olması sebebiyle daha çok kullanılmaktadır. Bu durum dünya dilleri için geçerli olduğu kadar Özbek Türkçesi için de geçerlidir. Bu çalışmada Özbek destanlarında algı fiilleri ve bu fillerin kullanım sıklıkları gösterilecektir. Böylelikle Özbek Türkçesindeki algı fiillerinin durumu hakkında bilgi verilecektir. Ayrıca bu çalışmada algı fiillerinin her bir destanda ve beş temel duyuya göre kullanım biçimleri tablolarla gösterilerek analiz edilecektir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-04-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b344462d7",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b34996a9c",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Abdullah Cevdet’in “Dilmestî-i Mevlânâ”sı Üzerine",
                "creator": " Yildirim Yusuf",
                "subject": null,
                "description": "Abdullah Cevdet son dönem Osmanlı aydını ve siyaset adamıdır. Doktor, şair ve feylesof sıfatlarıyla tanınan Abdullah Cevdet daha çok Batılı filozoflardan edindiği bir takım materyalist düşünceleri, yayımladığı yazılarla Osmanlı topraklarında yayması dolayısıyla dindar insanların samimi duygularını rencide eden bir yazar olarak tanınmıştır. Bu yüzden sürekli dinsizlikle suçlanmış, cenaze namazının kılınması bile uygun görülmemiştir. Osmanlının son dönemlerinde ortaya çıkan Batıcılık akımının en önde gelen temsilcisidir. Fikirleriyle meşrutiyet düşüncesine yön vermiştir. Shakespeare, Byron, Schiller gibi Batılı yazarlardan Sa’dî, Ömer Hayyam ve Mevlânâ’ya uzanan geniş bir alanda tercümeler yaptı. Yazılarının birçoğu kışkırtıcı, eleştirel yazılardı. Dozy’nin İslam’ı ve Hz. Peygamber’i eleştiren kitabını Târîh-i İslamiyye adıyla Türkçeye tercümesi ağır eleştirilere maruz kaldı. Abdullah Cevdet Dilmestî-i Mevlânâ isimli eserinde Mevlânâ’dan seçtiği birtakım şiirleri Türkçeye uyarladı. Sözde “Mevlânâ hayranlığı” ile kaleme aldığı bu kitapta sufî bir şahsiyet ve bir İslâm âlimi olan Mevlânâ’dan ziyade Abdullah Cevdet’in zihninde tezahür eden Mevlânâ ortaya çıkar. Bu makalede söz konusu eserin ortaya çıkış macerası ve eserin muhtevasına dair bir inceleme yürütülmüştür.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-04-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b34996a9c",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b350d7dfd",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Akın, Bülent (2020). Mitten Tasavvufa Alevi Ritüellerinin Sır Dili Kırklar. İstanbul: Kitabevi Yayınları",
                "creator": " Seda Sakaoğlu",
                "subject": null,
                "description": "Alevi inanç sisteminin temel yapı taşlarından birini meydana getiren Kırklar inanışının müstakil bir kült olarak ele alınması hem Türk tasavvuf anlayışı ve kültürü hem de Alevilik hakkında yapılacak çalışmalar için önem arz etmektedir. Mitten Tasavvufa Alevi Ritüellerinin Sır Dili Kırklar adlı kitabın kritiğini konu edinen bu çalışmamızda adı geçen eserin içeriği hakkında bilgi verilmiş ve bütün bölümler ayrıntılı olarak değerlendirilmeye çalışılmıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-04-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b350d7dfd",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        }
    ]
}



