{
    "issueRecord": {
        "header": {
            "identifier": "oai:https:\/\/www.adeddergi.com\/:sayi\/68a8ac6a789e7",
            "datestamp": "2024-08-30"
        },
        "metadata": {
            "title": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi, Cilt: 8 Sayı: 2",
            "creator": "",
            "subject": null,
            "description": null,
            "publisher": "Prof. Dr. Mehmet Özdemir",
            "date": "2024-08-30",
            "type": "Journal Issue",
            "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/sayi\/68a8ac6a789e7",
            "language": "tr",
            "rights": "Creative Commons"
        }
    },
    "articles": [
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8ac94c2576",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Tokadî-zâde Şekîb’in Neşîde-i Vicdân’ındaki Manzum Metinler",
                "creator": " Abdulsamet Demirbağ",
                "subject": null,
                "description": "Tokadî-zâde Şekîb, XX. yüzyıl klasik Türk edebiyatı geleneğini devam ettiren şahsiyetlerden biridir. Birçok eser kaleme alan Şekîb’in bu eserlerinden biri de manzum ve mensur metinler içeren Neşîde-i Vicdân’dır. Neşîde-i Vicdân’ın manzum kısmında gazel, kaside, mesnevi, terkib-bend, kıta ve murabba nazım şekilleri ile yazılmış şiirler yer almaktadır. Şair, eserine bir kaside ile başlamış, bir kıta ile eserini sonlandırmıştır. Hz. Muhammed’e ve Ehl-i beyt’e dair derin bir muhabbetin gözlemlendiği şiirlerin bir kısmını dinî ve tasavvufi bağlamda değerlendirmek mümkündür. Özellikle naatlarda ve mersiyelerde bu hususun öne çıktığı, akıcı ve coşkun bir ruh hâlinin dikkat çektiği görülür. Aruz kusurlarına pek rastlanmayan şiirlerde Arapça ve özellikle Farsça terkipler yoğun olarak kullanılmıştır. Ayrıca manzumelerde mürdef kafiye fazlaca kullanılmıştır. Bu çalışmada hacminden dolayı mensur metinler kapsam dışında tutulmuş, sadece manzum metinler üzerinde durulmuştur. Bu çerçevede önce şairin hayatı hakkında kısa bir bilgi verilmiş, sonra manzumelerin çeviri yazısı yapılarak manzumelerin yapı ve anlam özelliklerine yer verilmiştir. Çalışmanın sonuna ise eserin manzum bölümlerinin orijinal metni eklenmiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2024-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8ac94c2576",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8ac960b059",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Alî Şîr Nevâyî’nin Farsça Kasideleri-VI",
                "creator": " Ahmet Kartal,  Saniye Eraslan Kaleli",
                "subject": null,
                "description": "Farsçanın edebî dil olduğu ve Türkçe eser vermenin küçümsendiği bir dönemde, eserlerini Türk diliyle kaleme almayı yeğleyen Alî Şîr Nevâyî, Türk edebiyatının en önemli şahsiyetlerinden biridir. Aynı zamanda Fars diline vakıf olup Farsça bir dîvân da tertip eden Nevâyî’nin Farsça Dîvân’ı; gazel, müseddes, terkîb-bend, rübâ’î, kıt’a, tarih, lugaz, muammâ, müfred, Molla Câmî için yazılan mersiye ile “Sitte-i Zarûriyye” isimli kasidelerden oluşmaktadır. Ayrıca Nevâyî’nin Türkiye’de bulunan Farsça dîvânının yazma nüshalarında yer almayan ve “Fusûl-i Erba’a” başlığını taşıyan dört kasidesi daha mevcuttur. “Fusûl-i Erba’a”; dört mevsimden söz eden “Seretân”, “Hazân”, “Bahâr” ve “Dey” başlıklı dört kasideden oluşmaktadır. Nevâyî’nin kasidelerinin Türkçe tercümelerini ihtiva edecek olan bu çalışmanın ilk dört tefrikasında, “Fusûl-i Erba’a”da yer alan kasidelere sırasıyla yer verilmiştir. Beşinci tefrikada “Sitte-i Zarûriyye”de yer alan “dîbâce” ile “Sitte-i Zarûriyye”nin ilk kasidesi olan “Rûhu’l-kuds” ele alınmıştır. Bu tefrikada ise “Sitte-i Zarûriyye”nin ikinci kasidesi olan “Aynu’l-hayât” ele alınarak Türkçeye tercüme edilmiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2024-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8ac960b059",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8ac974b80c",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Yeni Lisan Makalesinde Eleştirel Söylem",
                "creator": " Arda Korkmaz,  Koray Ustun",
                "subject": null,
                "description": "Genç Kalemler dergisinde yayımlanan “Yeni Lisan” makalesi, Yeni Türk edebiyatının tasnif ve tarihlendirilmesinde rol oynayan metinlerdendir. Millî Edebiyat hareketinin başlangıcı olarak kabul edilen “Yeni Lisan” makalesi, ortaya koyduğu fikirler ve bu fikirlerin icrasına zemin hazırlayan pratik önerileriyle yeni edebiyatın dil, içerik ve üslubuna ilişkin dikkate değer bir rota belirlemiştir. Bu çalışmada, dil ve edebiyat bağlamında olduğu kadar sosyal hayata dair vurgularıyla çok yönlü bir iletiyi barındıran “Yeni Lisan” makalesi, eleştirel söylem odağında çözümlenmiştir. Çalışmada Roland Barthes, Teun v. Dijk, Norman Fairclough, Erving Goffman, M.A.K. Halliday, Ruqaiya Hasan ve Doğan Günay’ın konuya ilişkin yaklaşımları ana hatlarıyla verilmiş, ardından bu araştırmacıların çalışmalarında yer bulan ölçütlerden hareketle belirlenen karma bir metotla metin incelenmiştir. Çalışmanın sonunda otuz iki farklı söylem çözümleme verisi tespit edilmiş, ana ve ara başlık tercihlerinden başlayarak kesinlik ve bütünlük bildiren kip kullanımları, retorik yapılar, söz varlığı tercihleri, ses ve sözcük tekrarları, ironik sezdirimler ve zamir sıklığıyla dilin pek çok işlevinin aynı anda devrede olduğu belirlenmiştir. Çağrı, anlatısallık ve gönderge işlevlerinin görüldüğü metinde karşıtlıklarla “biz” ve “öteki”nin konumları belirginleştirilmiştir. Tespit edilen bu veriler Ömer Seyfettin’in retorik gücünü ortaya koymaktadır",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2024-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8ac974b80c",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8ac9b9c03e",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "İsimlerde Derecelendirme ve Türkiye Türkçesindeki Görünümü",
                "creator": " Aslıhan Dinçer",
                "subject": null,
                "description": "Derecelenebilirlik, bir kavramın anlam yoğunluğunun artırılıp azaltılabilme ve herhangi bir referans noktasıyla karşılaştırılabilme özelliğini ifade eder. Kendine özgü sözdizimsel kuruluşlar içinde ortaya çıkan bu olgu, literatürde genellikle zarfların ve daha çok da sıfatların karakteristik bir özelliği olarak sunulmaktadır. Oysa doğalarında değişen yoğunluk seviyeleri bulunan başka sözcük türleri için de derecelenebilirlikten söz etmek mümkündür. Çünkü buradaki temel ölçüt, sözcüğün anlam bakımından derecelenmeye yatkın olup olmamasıdır. Dolayısıyla da özellikle isimler, fiiller ve çeşitli ünlemlerin de derecelenme potansiyeli taşıyabileceği göz ardı edilmemelidir. Örneğin utan- fiili, Çok utandım veya Senin kadar utandım dizilimleri içinde derece alanına katılabilir. Benzer biçimde yazık ünlemi, Çok yazık bağlamında anlamca yoğunlaştırılabilir. Birçok isim sınıfı için de farklı örnekler verilebilir. Bu nedenle de konuyu yalnız sıfatlar ve zarflar çerçevesinde ele almak, yeterince objektif ve kapsayıcı bir bakış açısı değildir. Bu çalışmanın temel amacı, isimlerdeki derecelendirme hakkında genel bir perspektif sunmaktır. Konunun sıfatlar ve zarflar dışında sergilediği görünüm üzerine yabancı literatürde ortaya konan çalışmaların bugüne dek önemli bulgular sunduğu görülse de Türkçede isimlerin derecelenebilmesi, daha önce sorguya açılmış bir konu değildir. Oysa Türkçede de isimlerin derecelenmeye açık olduğunu ortaya koyan pek çok tanığa rastlanmaktadır. Örneğin üzüntü, sevinç, korku, öfke gibi duygu isimleri; titizlik, çekicilik, duyarsızlık, hoşgörü, özveri, sezgi, inanç gibi ayırıcı nitelikler içeren özellik isimleri; başarı, yenilgi, savaş, barış gibi olay veya durum isimleri; âşık, dâhi, dangalak gibi karakter betimleyen isimler de değişen yoğunluk seviyelerine sahip olmalarıyla dikkati çeken isimlerden bazılarıdır. Tıpkı derecelenebilen sıfatlar gibi bu isimler de aşırı üzüntü, fazla sevinç, büyük korku, inanılmaz öfke, muazzam yenilgi, çok âşık, çok dâhi gibi bağlamlarda anlamca yoğunlaştırılmış olarak karşımıza çıkabilmektedir. Bunlar arasında daha büyük bir kümeyi ise metaforik anlamlı isimler oluşturmaktadır. Ancak bu sınıfı oluşturan isimler, sıfat işlevi kazandıkları ve dolayısıyla sıfat gibi davrandıkları için derecelenebilme özelliği kazanan isimlerdir. Bu nedenle de bunların söz konusu süreçteki durumları diğer isimlerden farklıdır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2024-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8ac9b9c03e",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8aca0f26ff",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "X. Yüzyıl Arap Seyahatnamelerinde Türk Mitolojisinin İzleri",
                "creator": " Emrah Tunç",
                "subject": null,
                "description": "Tarihsel süreç içerisinde X. yüzyılı kapsayan periyot; hem Arap yazın geleneğinde farklı türde eserlerin verildiği hem de Türk kültür tarihinde İslam’ın yeni yeni tanınmaya başlandığı bir dönem olması dolayısıyla özel bir öneme sahiptir. Bu yüzyılda Arapça olarak kaleme alınan seyahatnamelerden bazıları, Türk folkloru ve özellikle de Türk mitolojisine dair ayrıntılı veriler barındırmaktadır. Bu itibarla makalede, X. yüzyıl Türk ülkeleri hakkında çeşitli gözlemlerin sunulduğu İbn Fadlan Seyehatnamesi, Mesûdî’nin Murûc ez-Zeheb’i ve Ebu Dülef’in İran Seyahatnamesi ele alınmış ve adı geçen eserlerde Türk mitolojisinin izleri aranmıştır. Elde edilen veriler; mitoloji çalışmalarında sıklıkla kullanılan bir tasniften yararlanarak 8 ana başlık altında toplanmış ve literatürdeki diğer çalışmalarla ilişkilendirilip bütüncül bir yaklaşımla yorumlanmaya çalışılmıştır. İnceleme sonucunda Türk kültürüne ait teogonik, antropogonik, kozmogonik ve eskatolojik tasarımlara ek olarak epik kahramanların, belli başlı kültlerin, fetişlerin ve ritüellerin Arap seyyahlarca ayrıntılı bir biçimde kaydedildiği tespit edilmiştir. Söz konusu seyyahların notları; İslam öncesi Türk kültüründe bulunan ve kaynağını doğadan alan kadim kültlerin, X. asırda birçok mitolojik tasarımın merkezinde yer aldıklarına işaret ederken kimi ritüel ve fetişlerin de -biçimsel olarak farklı bir doğaya sahip olmalarına rağmen- benzer örüntüleri canlı bir şekilde yansıttıklarını göstermektedir. Diğer taraftan Arap seyyahlara ait söz konusu kayıtların, İslam öncesi mitolojik tasarımların günümüz Türk folklorundaki kimi inanç ve tabulara kaynak teşkil etikleri savını doğruladığı anlaşılmaktadır. Bu açıdan söz konusu kayıtların tarih boyunca ortaya çıkan din, coğrafya ya da siyasî organizasyon değişikliklerine karşın Türk kültür tarihindeki sürekliliğe açık bir biçimde işaret ettiklerini söylemek mümkün gözükmektedir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2024-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8aca0f26ff",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8aca669f35",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Yozgatlı Yûsuf Ziyâ ve Temâşâ-yı Âlem İsimli Eseri",
                "creator": " Erdem Can Öztürk",
                "subject": null,
                "description": "Klasik Türk Edebiyatı, muhtevasının zenginliği ve çeşitliliği itibariyle hayata dair hemen her türlü inanç, gelenek, âdet ve yaşayış tarzından yararlanmış; pek çok bilim alanından istifade etmiştir. Dolayısıyla Klasik Türk Edebiyatı’nı tam ve doğru şekilde anlayabilmek için onun muhtevasını oluşturan hemen tüm konularda bilgi ve fikir sahibi olmak lazımdır. Bir insanın her şeyi bilmesi mümkün olmadığı gibi böyle bir beklenti de doğru değildir. Ancak Klasik Türk Edebiyatı’nı doğru anlama ve anlamlandırma noktasında, en azından ilgili konuda temel seviyede bilgi ve fikir sahibi olunması veya söz konusu muayyen manzumenin hakkıyla anlaşılabilmesi için içerdiği konularda bilgi toplanması elzemdir. Bu itibarla konusu doğrudan edebiyat olmasa da edebî metinlerin doğru anlaşılabilmesi noktasında bize bilgi sunan, en azından kültürel, coğrafî, sosyal vb. konularda içerdiği bilgilerle, öğretici bir mahiyette bulunan eserlerin tanıtılması ve neşri önem arz etmektedir. Bilhassa şair kimliği de bulunan ve manzum parçalar ihtiva eden bu türden eserlerin neşri, Klasik Edebiyatın çalışma alanına girdiği gibi onu doğru anlama noktasında da önemli bir işlev görür. Bu çalışma da Osmanlı’nın son dönemlerinde yaşamış ve pek çok eser kaleme almış olan, Yozgatlı devlet adamı Yûsuf Ziyâ’nın bu türden bir kitabının tanıtımı hakkındadır. Çalışmamızda, son dönemin önemli devlet adamlarından biri olan yazarın dünya coğrafyası ve yer yer de gök cisimlerine dair bilgiler verdiği, manzum-mensur karışık yazılmış Temâşâ-yı Âlem isimli eseri tanıtılacaktır. Böylece bu önemli zatın kaleme aldığı bir eserin daha ilim âlemine tanıtılmasıyla, külliyatının oluşturulması ve tanıtılması yolunda bir adım atılmış olacağı gibi içerdiği bilgiler itibariyle eserin Klasik Türk Edebiyatı çalışmalarına katkı sağlaması amaçlanmıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2024-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8aca669f35",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8acabb79cc",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Âşık Şenlik’in Şiirlerinde Varoluşsal İzler",
                "creator": " Erkan Aslan",
                "subject": null,
                "description": "Kapsam ve sınırlılıklarının yanı sıra tanım ve niteliği konusunda da ortak bir noktada buluşmanın zor olduğu varoluş düşüncesi, var olma olgusunu genel olarak karamsar bir tarzda ele alan, felsefe tarihi açısından önemli düşünce akımıdır. Birçok farklı tema etrafında şekillenen varoluş düşüncesini, edebî ve sanatsal akımların yanı sıra bir kültür ekolü olan âşıklık geleneği içerisinde de görmek mümkündür. Çoğu âşık, yaşadığı varoluşsal kaygılara şiirlerinde yer vererek âdeta varoluş düşüncesinin toplumsal niteliğine de ışık tutmaktadır. Bu çalışmada da Kars âşık ekolünün kurucu âşığı Şenlik’in şiirlerinde yer alan varoluşçu temalar, toplumsal ve psikolojik boyutlarıyla incelemeye tabi tutulmuştur. İnceleme; “yalnızlık ve yabancılaşma”, başkaldırı”, “ölüm”, “hiçlik”, “kaygı-acı çekme” temaları ışığında ele alınmış ve Âşık Şenlik’te varoluş düşüncesinin geniş bir şekilde yer bulduğu tespit edilmiştir. Şenlik’te görülen gurbet kaynaklı yalnızlık, içsel sıkıntılar, sosyal hayata karşı yapılan eleştiriler ve nihayet bir kurtuluş parolası olarak ölüm gibi varoluşsal izler, yaşadığı toplumun bilinçdışının yansıması olarak ortaya çıkmakta ve toplumsal bir boyuta dönüşmektedir. Şenlik’te yer alan varoluşsal kaygıların yaşadığı toplumun düşüncelerine de uygun bir şekilde ateist değil teist bir yapıda olduğu görülmektedir. Yine Âşık Şenlik üzerinden, varoluş düşüncesinin toplumsal ve psikolojik boyutunun incelendiği bu çalışmadaki sonuçların, âşık edebiyatına mensup birçok âşık için söylenebilir olduğu sonucuna ulaşılmıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2024-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8acabb79cc",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8acb32b1da",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Avnî’nin Şiirlerinde Ölüm İle İlgili Kullanımlar",
                "creator": " Ersin Durmuş",
                "subject": null,
                "description": "Osmanlı sultanları arasında önemli şairler bulunmaktadır. Bu sultan şairlerden biri de Avnî’dir. Avnî, Fatih Sultan Mehmed’in (II. Mehmed) mahlasıdır. Avnî’nin şiirleri ile ilgili çok sayıda çalışma yapılmıştır. Bu çalışmalar onun şiir sahasındaki değerini ortaya koymuştur. Bu bağlamda, Avnî’nin başarılı örnekler veren divan şairlerinden biri olduğu söylenebilir. Nitekim o hayal gücü zengin, tasvirleri başarılı, bilgili ve kültürlü bir isimdir. Klâsik Türk şiiri soyut ve somut kavramların, üstün bir gözlem yeteneğiyle yorumlandığı örnekler bakımından oldukça zengindir. Avnî’nin şiirlerinde klâsik Türk şiirinin bu zenginliğini görmek mümkündür. Avnî’nin şiirlerinin bilinen tek nüshası, Millet Yazma Eser Kütüphanesi Ali Emiri Manzum 305 numarada kayıtlıdır. Avnî’ye ait şiirlere mecmua ve tezkirelerde de rastlanmaktadır. Bu çalışmada öncelikle ölüm kavramı ve bu kavramın klâsik Türk şiirinde kullanımı ile ilgili genel bir değerlendirme yapılmıştır. Ardından Avnî’nin edebî şahsiyeti ve şiirleri ile ilgili kısaca bilgi verilmiştir. Son olarak, Avnî’nin şiirlerinde ölüm ile ilgili kullanımların bulunduğu beyitler alt başlıklar altında tasnif edilerek değerlendirilmiştir. Avnî’nin şiirlerinin hacim bakımından küçük olmakla birlikte ölüm ile ilgili zengin kullanımlar içerdiğini söylemek mümkündür",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2024-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8acb32b1da",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8acb8a8175",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "-IncA ve -IşIn Zarf-Fiil Eklerinin Kahramanmaraş ve Yöresi Ağızlarındaki Görünümleri",
                "creator": " Esra Kirik,  Damla Özdemir",
                "subject": null,
                "description": "Türkiye Türkçesinde şekil ve işlev bakımından zarf-fiil ekleri çok çeşitlidir. Farklı görevlerde kullanılan zarf-fiil ekleri üzerinde birçok çalışma yapılmıştır. Zarf-fiiller çalışmalarda genellikle art zamanlı ve eş zamanlı olarak incelenmektedir. Zarf-fiil eki -IncA ile yine bu ekle aynı işlevde kullanılan -IşIn eki hem tarihî Türkçede hem de Türkiye Türkçesi ağızlarında kullanılmaktadır. Standart Türkçede de karşılık bulan -IncA ekinin Kahramanmaraş ve yöresi ağızlarında -IşIn ekiyle de aynı işlev ve görevlerde kullanıldığı anlaşılmaktadır. -IşIn eki art zamanlı olarak incelendiğinde ekin Eski Anadolu Türkçesi döneminden itibaren kullanıldığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle öncelikle bu eklerin tarihi gelişimi incelenecek; ardından eklerin yapısı ve ses özellikleri üzerinde durulacaktır. Eklerin sebep gösterme, zaman bildirme, ulama ve şarta bağlama işlevleri bulunmaktadır. Bu yüzden Anadolu ağızlarında hangi bölgelerde ve işlevlerde kullanıldığına kısaca değinilecek; özellikle ekin Kahramanmaraş ve yöresindeki işlevleri hakkında bilgi verilecektir. Kahramanmaraş’ın bütün ilçelerinin ele alındığı Kahramanmaraş ve Yöresi Ağızları adlı eser bu çalışmanın hareket noktasıdır. Yine -IşIn eki üzerine çalışma yapan Faruk Yıldırım’ın “-(y)XşXn Zarf-fiili Üzerine” adlı çalışmasındaki sınıflandırma başlıkları temel alınmıştır. Bu eserde geçen ilçeler ve mahallelerinden tespit edilen ekler biçimleri ve işlevleriyle bölge bölge belirlenmiştir. Böylece ekin hangi bölgelerde ne yoğunlukta kullanıldığı anlaşılacaktır. Kahramanmaraş ağzında -IşIn ekinin kullanım sahası ve yaygınlık derecesine göre etnik ağız haritalarının çiziminde natif bir ek olduğu düşünülmektedir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2024-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8acb8a8175",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8acbe15512",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Küçük Beyler Piyesine Dair Eleştiriler Üzerine Bazı Dikkatler",
                "creator": " Hasan Çelik",
                "subject": null,
                "description": "Cenap Şahabettin ile Hüseyin Suat’ın [Yalçın] müşterek yazdıkları Derse Devam Edelim ya da sonraki adıyla Küçük Beyler piyesi ilk defa sahnelendiği 1910 yılından itibaren tartışmaların odağı hâline gelmiştir. İlk olarak isim benzerliğinden dolayı başlayan bu tartışmalar 1920 yılına gelindiğinde başka boyuta evrilmiş ve devrin tiyatro hayatı da merkeze alınarak piyes eleştirilmeye devam edilmiştir. Piyesin Derse Devam Edelim adıyla oynandığı zamanlardaki eleştiriler çok uzun sürmemiş ve karşılıklık birer yazıyla nihayetlenmiştir. Asıl tartışmalar ise 1920 yılında Küçük Beyler’in Darülbedayi tarafından sahnelenmesiyle başlamıştır. Devrin genç isimleri Peyami Safa, Bahaettin Tevfik ve Yusuf Ziya’nın [Ortaç] yazılarıyla başlayan tartışma, Cenap Şahabettin’in cevap mahiyetindeki yazısıyla Yusuf Ziya ile Cenap Şahabettin arasındaki ikili münakaşaya dönmüştür. Yusuf Ziya’nın Cenap Şahabettin’e karşılık yazdığı bu yazıda ise tartışmanın asıl mahiyeti de ortaya çıkmıştır. Bu tartışmada Türk tiyatro tenkidi adına olumlu kaydedilecek herhangi bir gelişme olmamıştır ve tartışma özellikle 1920’lerin tenkidinin karakteristik özelliklerini göstermesi bakımından mühimdir. Tartışmada, yazılar ilmî dayanaklardan ziyade karşıdaki ismi ve oyunu küçük düşürme üzerine kurulmuş ve hücum şeklini almıştır. Bütün bunların yanı sıra Darülbedayi, Tuluat kumpanyaları, vodviller, tiyatroda ahlâk tartışmaları ve gençler ve geçkinler gibi meseleler de tartışmalara dâhil edilmiştir. Dolayısıyla Küçük Beyler’in ilk sahnelendiği zamandan başlamak üzere daha sonraki tartışmalar üzerinden devrin eleştiri anlayışını ve dönemin tiyatro hayatına dair birtakım dikkatleri ortaya konulmaya çalışılmıştır. Edebiyat eleştirisinden çıkarak kişiselleşen bir eleştiri türü kendisinin eleştirilmesine zemin hazırlayıp kapı araladığından bu makale de edebiyat eleştirisi kisvesi altında saldırıya dönüşerek kişiye yönelik eleştirinin eleştirisidir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2024-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8acbe15512",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8acc58cf49",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Batı Grubu Ağızlarının Bir Bölümünde Kullanılan {-DXnAk} Zarf-Fiil Eki ve İşlevleri",
                "creator": " Hüseyin Gökçe",
                "subject": null,
                "description": "Zarf-fiiller, asıl fiilde meydana gelen eylemin zamanını, sebebini, durumunu ve tarzını bildiren dilbilgisel yapılardır. Türkçe, zarf-fiil ekleri yönünden zengin bir dildir ve bu durum, Türkçenin ifade zenginliğini gösterir. Türkçede zarf-fiil ekleri ile birçok yargı, tek bir cümle ile ifade edilebilir. Zarf-fiil ekleri, basit ve birleşik yapılı olmak üzere iki şekilde incelenir. Basit yapılı zarf-fiiller, Türkçenin ilk devirlerinden itibaren kullanılırken birleşik yapılı zarf-fiiller, tarihsel süreç içerisinde zamanla meydana gelir. Bu şekilde oluşan birleşik zarf-fiil yapıları, Türkiye Türkçesinde de kullanılır. Birleşik zarf-fiiller, Türkiye Türkçesine kıyasla Türkiye Türkçesi ağızlarında çok daha fazladır. Ağızlar, Türkiye Türkçesinde kullanılmayan birçok birleşik zarf-fiili bünyesinde barındırır. Söz konusu birleşik zarf-fiillerden biri de Balıkesir, Çanakkale, Manisa, Bursa, Kütahya ve Uşak ağızlarında tespit edilen {-DXnAk} zarf-fiil ekidir. Bu çalışma, {-DXnAk} zarf-fiil ekinin bu ağızlardaki kullanımına odaklanmıştır. Çalışmada öncelikle {-DXnAk} zarf-fiil ekinin yapısı hakkında bazı açıklamalar yapılmış, ardından bu ekin söz konusu ağızlarda hangi işlevlerle kullanıldığına değinilmiştir. Yapılan inceleme sonucunda {-DXnAk} zarf-fiil ekinin ilgili ağızlarda zamandaşlık, zamanda sonralık, zamanda öncelik, şart ve sebep bildirme işlevleri ile kullanıldığı görülmüştür.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2024-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8acc58cf49",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8accaee08a",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Ahmedî, Mihrî Hâtun ve Şeyhî Divanlarında Atasözlerinin Kullanımı",
                "creator": " İşilay Pinar Özlük",
                "subject": null,
                "description": "Atasözleri ait oldukları toplumun değer yargılarını, ahlâk anlayışını, inanışlarını, hayat ve tabiatla alâkalı tecrübelerini ortaya koyan sözlü kültür unsurlarıdır. Bu unsurlar günlük hayatta konuşma dilinin ayrılmaz birer parçasıdır. Atasözünde asıl olan bir durumla ilgili öğüt vermek, kişiyi doğru yola sevk etmek ve öngörüde bulunmaktır. Malzemesini hayattan alan edebiyat metinleri ait oldukları milletlerin yeme-içme kültürüne, giyim-kuşam özelliklerine, eğlencelerine, âdet ve inanışlarına dair birçok unsuru ihtiva eder. Yapı taşı dil olan edebî metni oluşturan unsurlar arasında dil ile ilgili hususiyetlerin olmaması düşünülemez. Döneme ve coğrafyaya has yerel söyleyişler, atasözleri ve deyimler, kalıp ifadeler edebî metinlerle günümüze kadar ulaşmıştır. Türk kültüründe Orhun Yazıtları’ndan itibaren varlığını takip edebildiğimiz atasözleri en önemli kültür miraslarımızdan biridir. Tezkire yazarlarının verdikleri bilgiler ışığında Klasik Türk Edebiyatı’nda atasözlerinin ilk defa XV. yüzyıl şairlerinden Sâfî’nin Divan’ında tespit edildiğini söylemek mümkündür. Klasik Türk edebiyatı geleneğinin yerleşmeye başladığı bu dönemde atasözlerinin Necâtî Bey başta olmak üzere pek çok şair tarafından kullanıldığı dikkat çekmektedir. Çalışmada XV. yüzyılda eser vermiş üç şairin divanlarından hareketle döneme ait atasözleri söz varlığı üzerinde durulmaktadır. Ahmedî, Şeyhî ve Mihrî Hatun’un çağdaşları gibi divanlarında atasözlerine yer verdikleri görülmektedir. Atasözlerinin birçoğu vezne uydurmak yahut döneme ait dil hususiyetleri sebebiyle günümüzdeki kullanımlarından farklı olduğu görülmektedir. Bazı beyitlerde de atasözlerinin bir kısmı mana bakımından beyitlerde yer almakla birlikte söz varlığı olarak görülmemektedir. Adı anılan divanlarda veri taraması sonucu toplam 40 atasözünün varlığı tespit edilmiş, örnek beyitlerle birlikte dikkatlere sunulmuştur.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2024-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8accaee08a",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8acd0ab38b",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Osmanlı Edebî Metinlerinde Demir ve Demircilik",
                "creator": " İncinur Atik Gürbüz",
                "subject": null,
                "description": "İnsanlığın tarihsel süreçte geçirdiği tekâmülde çok önemli bir yeri olan demir ve demircilik mesleği etrafında çeşitli inanışlar meydana gelmiştir. Demir ve demirci etrafında oluşan bu inanışlara ilahi metinlerle çeşitli mitolojik anlatılarda rastlamak mümkündür. Söz konusu inanışlar etrafında oluşan düşünceler, hayaller, kurgular ve imgelerden meydana gelen çağrışım dünyası, insanoğlunun ürettiği sözlü anlatılara ve yazılı metinlere yansımıştır. Bu çalışmada önce demir ve sonrasında demircilik etrafında oluşan anlatı dünyasının kutsal, mitolojik, edebî metinlerdeki yansımaları tespit edilmeye çalışılacaktır. Araştırma evreninde kutsal metinler ve mitolojik anlatılar da yer almakla birlikte odak noktasını klasik Türk edebiyatı metinleri oluşturacaktır. Çalışmanın temel amacı, klasik Türk edebiyatı geleneği içerisinde üretilmiş metinlerde demir ve özellikle de demircilik mesleğine ait unsurların şiirin benzetmeler dünyası içerisinde nasıl kullanıldığının belirlenmesidir. Bu amaçla divan, mesnevi, mecmua, seyahatname, kısas-ı enbiya türündeki eserlerle dinî, tarihî ve mitolojik metinler taranarak araştırma evreni oluşturulmuştur. Çalışmada söz konusu eserler üzerinde yapılan taramalardan elde edilen örneklerden hareketle demirin insanlık tarihi için önemi, demirin ve demircinin çeşitli mitolojilerde yer alış biçimi ortaya konulmaya çalışılmıştır. Özellikle de klasik Türk edebiyatı metinlerinde demir, demirci, demirci dükkânı ile demirin işlenmesinde kullanılan demirci ocağı, ateş, kömür, körük, örs, çekiç, kıskaç gibi unsurlar etrafında oluşan anlam dünyasının tespit edilmesi hedeflenmiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2024-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8acd0ab38b",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8acd70c2c1",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "“Kıspet Pehlivanın Yarısıdır” : Kültürel Miras Aktarımında Sinema Sanatından Yararlanma Örneği Olarak “Kıspet” Filmi",
                "creator": " Kadirhan Özdemir",
                "subject": null,
                "description": "Kültür, sanat alanında kendine özgü kodlarla varlık gösterir. Sinema bu sanat dallarından biri olarak toplumun kültürel belleğinde yer etmiş semboller ve kavramlarla ilişkilendirilir. Yönetmenler ve senaristler, eserlerinde bu kültürel belleğe sıkça atıfta bulunurlar. Halk bilimi ile görsel kültürün bir parçası olan filmler arasındaki ilişki, bu kültürel kodlara yapılan atıflara dayanır. Makalede, kültürel mirasın aktarımında sinema sanatının rolü “Kıspet” adlı kısa film üzerinden incelenmektedir. Senaryosunu Necip Güleçer ve Harun Korkmaz’ın yazdığı ve yönetmenliğini Harun Korkmaz’ın üstlendiği “Kıspet” kısa filmi Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü ile Yağlı Güreş Birliği tarafından desteklenmiştir. Filmin konusunu Antalya’nın bir köyünde yaşayan Hamza adında bir çocuğun başpehlivan olma hayali oluşturmaktadır. Çalışma kapsamında ele alınan film, taşıdığı kültürel unsurlar göz önünde bulundurularak kültürde tek tipleşmenin önüne geçmek üzere imzalanan Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi bağlamında değerlendirilmiştir. Makalenin amacı, “Kıspet” adlı filmde kullanılan yağlı güreş geleneğine ilişkin kodların kültürel mirasın korunması ve gelecek nesillere aktarılması açısından nasıl bir rol oynadığını ortaya koymaktır. Bu çalışmada, yöntem olarak içerik analizi ve literatür taramasının yanı sıra, Harun Korkmaz’ın röportajları ve filmle ilgili haberler üzerinden netnografik analiz uygulanmıştır. Bulgular, “Kıspet” filminin Türk geleneksel yağlı güreş kültürünü sinema sanatı aracılığıyla başarılı bir şekilde işlediğini göstermektedir. Film, kültürel mirasın aktarımında iyi bir uygulamalı halk bilimi örneği olarak değerlendirilmektedir. “Kıspet” filmi, yağlı güreş etrafında oluşan geleneğin önemini vurgulayarak izleyicilerde kültürel mirasa olan bağlılığı artırırken, gelecek nesillere de bu mirası aktarma konusunda bir araç olarak işlev görmektedir. Bu bulgular, sinema sanatının kültürel mirasın korunması ve aktarılmasında önemli bir rol oynayabildiğini göstermektedir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2024-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8acd70c2c1",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8acdd0afd7",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Bir İhtilâc-nâme Örneği: Hâzâ Kitâbu İskender-nâme-yi İhtilâc",
                "creator": " Merve Büyükada",
                "subject": null,
                "description": "İnsanoğlu geçmişten bugüne ileride yaşanabilecek durum ya da olaylar hakkında bilgi edinmek istemiş ve gelecek ile ilgili birtakım tahminlerde bulunmuştur. Bunu yaparken de çevredeki farklı nesneleri, canlıların hareketlerini veya onların fiziksel özelliklerini bir araç olarak kullanmış nihayetinde bunları iyiye ya da kötüye yorarak çeşitli yargılara varmıştır. Tüm bu tahminler ve hükümler zamanla birikerek toplumların inanç dünyalarına yerleşmiş ve dilden dile aktarılarak yazılı geleneğin bir parçası hâline gelmiştir. Daha çok fal içerikli olan bu ürünler Türk edebiyatında “fal-nâme” başlığı altında toplanmıştır. Fal-nâme çatısı altında sınıflandırılan türlerden biri de ihtilâc-nâmeler ya da diğer bir adıyla seğir-nâmelerdir. Bu metinlerde insanın muhtelif uzuvlarının seğirmelerine özel anlamlar yüklenerek çeşitli çıkarımlarda bulunulmuştur. Yurt içi ve yurt dışı kütüphanelerinde manzum veya mensur şekilde kaleme alınmış birçok ihtilâc-nâme mevcuttur. Manisa İl Halk Kütüphanesinde 45 Hk 5373\/1 numara ile kayıtlı mecmuada yer alan ihtilâc-nâme de bunlardan biridir. Metin mecmuanın 8b-12b varakları arasında bulunmaktadır. Bu çalışmada “Hâzâ Kitâbu İskender-nâme-yi İhtilâc” başlıklı metin Latin harflerine aktarılarak tavsif edilmiş; ardından muhteva, dil ve imla yönünden incelenmiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2024-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8acdd0afd7",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8ace28d490",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Aleksey Eliseeviç Kulakovskiy’in Saha İntelligentsiyatıgar “Saha Aydınlarına” Başlıklı Mektubu",
                "creator": " Murat Ersöz",
                "subject": null,
                "description": "Sahalar, Aleksey Eliseeviç Kulakovskiy (1877-1926)’i klasik bir şair, seçkin eğitimci, vizyoner bilim insanı ve geleceği iyi okuyan bir filozof olarak tanımlar. Kulakovskiy, 49 yıllık kısa hayatının neredeyse yarısını Saha dilinin, kültürünün ve kimliğinin korunması için farklı yerleşim yerlerinde çalışarak, gözlem yaparak, bilimsel malzeme toplayarak ve eser üreterek geçirir. Saha İntelligentsiyatıgar “Saha Aydınlarına”, onun tanınmış çalışmaları arasındadır. Saha İntelligentsiyatıgar, mektup türünde yazılmış olmasına rağmen hacimli bir makale boyutundadır. Kulakovskiy; kültürel, sosyal ve felsefî içerikli fikirlerine yer verdiği bu çalışmasını Mayıs 1912’de tamamlar. Bu eserde; göç, eğitim, tarım, hayvancılık, çevre sorunları, verimli kaynak kullanımı, sürdürülebilir kalkınma, istihdam, tehlikedeki halklar ve diller gibi konularda tespit ettiği sorunlara getirdiği çözüm önerilerini yedi ana başlık altında sıralar. Onun teklifleri, sadece kendi dönemini ve Sahaları değil günümüzü ve hatta pek çok toplumu yakından ilgilendirir niteliktedir. Özel kütüphanelerde ve arşivlerde saklı kalan bu eser 1942’de G. P. Başarin’in yoğun çabası sayesinde bulunur. Geniş okuyucu kitlesinin ondan haberdar olması ise Kulakovskiy’in kaleminden çıkan bu el yazması nüshanın 1990’da Polyarnaya Zvezda “Kutup Yıldızı” adlı dergide tam metin olarak yayımlanmasından sonra mümkün olur. Saha İntelligentsiyatıgarın kitap formatında basılması ise 1992’de gerçekleşir. Bu makalede, Sahaların Sovyet öncesi yaşantısı hakkında önemli bilgiler ihtiva eden bu tarihî mektup Türkçeleştirilip tahlil edilmiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2024-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8ace28d490",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8ace7f0e3a",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Avustralyalı Asker\/Şair Francis Edmund Westbrook’un Şiirlerinde Gelibolu",
                "creator": " Nesime Ceyhan Akça",
                "subject": null,
                "description": "Tarihte bazı kırılma anları vardır ve bunlar devletlerin\/ulusların geleceklerinin şekillenmesine etki eder. Türkler ve Anzaklar açısından Çanakkale savaşları işte bu kırılma noktalarından biri olarak kabul edilebilir. Çanakkale kara ve deniz savaşlarında Türk ordusunun İtilaf devletleri karşısında gösterdiği destansı mücadele Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna giden yoldaki önemli kilometre taşlarından biridir. İngiliz ve müttefik ordularının 25 Nisan 1915’te gerçekleştirdikleri Anzak çıkarmasında en önde yer alan Avustralya askerleri savaşta çok zayiat vermeleri ve galip gelememelerine rağmen Anzak çıkarması Avustralya’da da ulus bilincinin oluşmasının başlangıcı olarak görülür. Bu çalışmanın amacı Gelibolu yarımadasında gerçekleşen Anzak çıkarmasına katılmış Avustralyalı asker\/şair Francis Edmund Westbrook’un şiirlerinde Gelibolu muharebelerinin izini sürmek, şairin Türk askerleri hakkındaki düşüncelerini öğrenmek ve savaşta ölen silah arkadaşıyla içten içe gerçekleşen hesaplaşmasını irdelemektir. Çalışmada ele alınan Good-Bye ve Fame başlıklı iki şiir F. E. Westbrook’un 1916 yılında yayımlanan Anzak and After (Anzak ve Sonrası) adlı şiir kitabında yer almaktadır. Şiirler analiz edilirken tarihsel analiz ve metin\/içerik analiz yöntemleri kullanılmıştır. Çalışmada ileri-geri bağlantılar kurularak Gelibolu muharebesine katılan Avustralyalı askerin gözünden Anzak askerlerinin ruh halleri, savaşta karşılaştıkları zorluklar, savaşta başarı elde edemeyiş sebepleri ve savaş sonrasında kendilerini ülkelerinde bekleyen sonucun ne olduğu öğrenilmeye çalışılmıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2024-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8ace7f0e3a",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8acef63068",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Âşık Veysel’in Hayatı ve Şiirlerinden Hareketle Toplumsal Eşit(siz)lik ve Tabakalaşma",
                "creator": " Nilüfer Öztürk Aykaç",
                "subject": null,
                "description": "Bu çalışmada son dönem Türk halk ozanlarından Âşık Veysel’in hayatı ve şiirleri, toplumsal eşit(siz)lik ve tabakalaşma temaları açısından ele alınmıştır. Bu bağlamda nitel araştırma yöntemlerinden tematik analiz ve içerik analizi teknikleri kullanılmış; ayrıca edebiyat sosyolojisinin “yazar” ve “eser” unsurları özelinde inceleme derinleştirilmiştir. Çalışmanın odağında, toplumsal tabakalaşma ve eşit(siz)lik temalarına ilişkin tematik bir inceleme bulunmaktadır. Analiz birimi olarak bu temalarla ilgili Âşık Veysel’in biyografisinde yer alan anılar ve bu temaların yer aldığı şiirler incelemeye tabi tutulmuştur. Toplumsal eşitsizlik ve tabakalaşmaya ilişkin örnekler, ilk olarak “maddi sebepler kaynaklı eşitsizlikler” ve “ırk, etnik köken ve mezhepsel kimlik kaynaklı eşitsizlikler” olmak üzere iki ayrı grupta sınıflandırılmıştır. Bu kategorilerde yer alan unsurların insanlar arasında ayrımcılık oluşturması, Veysel tarafından eleştirilmektedir. Üçüncü bir kategori olarak özellikle meslekler ve karakterlere göre toplumsal farklılıklar ele alınmış, Veysel’in bunlara “farklılık” temelindeki yaklaşımı yorumlanmıştır. İncelemelerde Marksist eleştiri, alan teorisi, sembolik etkileşimcilik gibi teorik yaklaşımlardan da faydalanılmıştır. Bu makale aracılığıyla Âşık Veysel’in bir ozan olarak toplumsal duyarlılığı yorumlanmış, bundan hareketle edebiyatın toplumsal meseleleri ele alışı örneklendirilmiş ve tartışılmıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2024-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8acef63068",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8acf617d2a",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Bir Münâcât Örneği Olarak Kul Deli Münâcâtı",
                "creator": " Orhan Ay",
                "subject": null,
                "description": "Allah’a yalvarmak, yakarmak, istek ve niyâzda bulunmak anlamlarına gelen münâcât, Türk edebiyatının ilk dönemlerinden beri kullanılan bir türdür. Manzum ve mensur şeklinde yazılan münâcâtlar İslâmiyet’ten sonra ilk olarak Arap edebiyatında ortaya çıkmış, oradan Fars ve Türk edebiyatlarına geçmiştir. Klasik Türk edebiyatında ilk örneği Ahmed Fâkih tarafından yazılan münâcât, bu edebiyatın son devri olan XIX. yüzyıla kadar etkisini artırarak devam etmiştir. Müstakil münâcâtlar olduğu gibi mürettep dîvânlarda, mesnevi ve değişik manzum eserlerde münâcât kısımlarına rastlamak mümkündür. Münâcâtlar günahlardan nedamet edip pişmanlıkla Allah’a tövbe ve istiğfar niyetiyle yazıldığından edebi kaygılardan uzak, içten ve samimi bir üslup; sade ve anlaşılır bir dille yazılmışlardır. Türk edebiyatında genel olarak aruzun kısa kalıpları kullanılmakla beraber çalışmamızın konusunu teşkil eden Kul Deli Münâcâtı’nda olduğu gibi bestelenmek amacıyla 8’li hece ölçüsüyle yazılan ve nakaratlar ihtivâ ettiğinden belirli bir ezgiyle söylenen münâcâtlar da mevcuttur. Bu çalışmayla kaynaklarda hayatı hakkında herhangi bir bilgiye rastlanmayan Şair Kul Deli’ye ait Diyanet İşleri Başkanlığı Yazma Eserler Kütüphanesi Dewey 810 23 numarada kayıtlı yazmanın 57a-59a varakları arasında yer alan münâcâtın transkripsiyonu ve tahlili yapılmıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2024-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8acf617d2a",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8acfb63e19",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "“Eşitlik Öbeği” Üzerine",
                "creator": " Özlem Erdoğan",
                "subject": null,
                "description": "Türkçenin sözdizimi kaynaklarında kimi zaman “eşitlik öbeği” veya “eşitlik grubu” şeklinde adlandırılan bir sözcük öbeğinden söz edildiği görülür. Kısaltma öbeklerinin bir alt türü olarak gösterilen bu öbek, birinci unsuru -CA eşitlik ekini alan bir sözcük öbeği olarak tanımlanır. Verilen örnekler, kimi kaynaklarda “kendince haklı, sayıca üstün, yaşça büyük” vb. şekildedir. Kimi kaynaklarda ise bu tür örneklere ilaveten “insanca davranış, dostça muamele” vb. örnekler de eşitlik öbeği olarak gösterilmiştir. Ayrıca, eşitlik öbeği gibi bir sözcük öbeğinden hiç söz etmeyen ve bu tür örnekleri tamamen farklı şekillerde değerlendiren kaynaklar da bulunmaktadır. Bu çalışmada, söz konusu örneklerin ele alınış biçimiyle ilgili mevcut değerlendirmelerin neler olduğu araştırılmış ve ardından -CA eşitlik ekinin işlevlerinden yola çıkılarak eldeki örneklerin sözdizimsel açıdan nasıl açıklanabileceği ve özellikle de bu örneklerin “eşitlik öbeği” olarak adlandırılabilecek ayrı bir öbek türünü temsil edip etmediği sorularına cevap aranmıştır. Bu doğrultuda, özellikle -CA ekinin bir öbek oluşturacak şekilde birden fazla sözcük arasında anlamsal ve yapısal bir bağ kurmak gibi bir işlevinin olup olmadığı sorgulanmış ve bu işlevi gösteren eklerin kullanıldığı diğer bazı öbeklerle -CA ekinin görüldüğü öbekler arasında bu açıdan karşılaştırmalar yapılmıştır. Ayrıca, üzerine geldiği isimleri sıfata veya zarfa dönüştüren -CA ekinin bu işlevinin eldeki örneklerin sözdizimsel yapısını nasıl etkilediği sorusu üzerinde durulmuştur. Bu soruya bağlı olarak ilk unsuru sıfat veya zarf türündeki sözcüklerden oluşan ve benzer sözdizimsel özellikler gösteren başka öbeklerin olup olmadığına da bakılmış ve bu doğrultuda karşımıza çıkan öbeklerle eşitlik öbeği olarak tanımlanan örnekler karşılaştırılmıştır. Sonuçta ise bu örneklerin bir kısmının sıfat tamlamalarıyla ve bir kısmının da zarf öbekleriyle gösterdiği yapısal benzerliğe dikkat çekilmiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2024-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8acfb63e19",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8ad0107f3c",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Millî Kütüphane’de Kayıtlı Manzum Bir Kur’ân Falı Örneği: “Fâlu’l-Kur’âni’l-Kerîm”",
                "creator": " Özlem Güngör Sert",
                "subject": null,
                "description": "Tarih boyunca meçhule karşı tecessüs duygusu ile geleceği keşfetmenin peşinde olan insanoğlu, çeşitli araç ve teknikleri kullanarak kaderine hükmetmeye çalışmıştır. Bunun sonucu olarak da yıldız falı, kuş falı, kâğıt falı, taş falı, su falı ve kitap falı gibi pek çok fal türü ortaya çıkmış; hemen hemen her toplumda fal bakma geleneği oluşmuştur. Türk-İslâm medeniyetinde de çok eskilerden beri süregelen bu geleneğin tarihçesi, İslâmî dönemin öncesine dek uzanmaktadır. Fal bakmanın, hem tarihinin bu denli eski olmasının hem de her devirde ilgi çekmesinin sebebi “geleceğe duyulan merak ya da gaybı öğrenme isteği” olmuştur. İnsanoğlu yeryüzündeki bitkilerle meyvelerin dilinden, hayvanların işaret ettiği durumlardan, gökyüzündeki yıldızlardan, insanların vücudundaki seğirmelerden yola çıkarak pek çok durumu veya nesneyi fal aracı olarak kullanmış ve bilinmezi öğrenmek için çabalamıştır. Kur’ân-ı Kerîm’de fal bakmak yasaklanmış olmasına rağmen, zaman içinde Müslüman toplumlar arasında Kur’ân-ı Kerîm, fal malzemesi olarak kullanılmış ve Kur’ân falları da manzum, mensur veya manzum-mensur olarak kaleme alınmıştır. Üzerinde çalışma yaptığımız metin, manzum olarak yazılmıştır. Harflerin yorumu temelli manzum Kur’ân fallarında harflerin yorumlandığı beyit sayıları eserden esere farklılık göstermektedir. Harfler bazı metinlerde tek beyitle, bazılarında ikişer, bazılarında üçer, bazılarında dörder ve bazılarında da daha fazla beyitlerle yorumlanmıştır. Eserlerin giriş kısımlarında yer alan bölümlerde fala bakmadan önce yapılması gereken bir takım dinî vecîbeler yer almaktadır. Bunlar; niyet tutmak, abdest almak, üç Fatiha ve üç İhlas okuyarak Hz. Peygamber’e salavât getirmektir. Bu dinî vecîbeler genel olarak tüm metinlerde benzer şekilde karşımıza çıkmaktadır. Falnâmelerin giriş bölümlerinde, bunlara ek olarak falın nasıl bakılacağına dair bilgiler de bulunur. Bu çalışmada, edebî önemi haiz olan bu eserlerin, gün yüzüne çıkarılması için Millî Kütüphane’de “06 Mil Yz B 947\/24” koleksiyon numarasında “Fâlu’l-Kur’âni’l-Kerîm” adıyla kayıtlı eser incelenerek eserin nüsha, şekil ve içerik özellikleri hakkında bilgi verilmiştir. Ardından metin neşredilmiş ve neşredilen nüshanın görüntüleri çalışmaya eklenmiştir. Hazırlanan bu çalışmayla da günümüze değin değerlendirilen manzum Kur’ân falı örneklerine bir yenisi daha eklenip bu vesileyle de ilim âlemine katkı sunulmaya çalışılmıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2024-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8ad0107f3c",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8ad06c2267",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Kazak polisiye edebiyatının yolunu açan yazar - Kemel Tokayev",
                "creator": " Salida Shari̇fova",
                "subject": null,
                "description": "Kazak edebiyatında polisiye edebiyatın kurucusu sayılan Kemel Tokayev'in sanatsal yaratısı, dönemin ideolojik ve estetik görüşlerini ifade eden Sovyet dönemi edebiyatına aittir. Kemel Tokayev de Sovyet dönemi edebiyatının temsilcileri gibi eserlerinde dönemin ideolojisi açısından bu dönemin gerçeklerini görünür hale getirmiştir. Bununla birlikte Kemel Tokayev'in sanatsal örneklerine yansıyan temalar, oluşturulan görseller, eserlerin tür sorunlarının ortaya konulması vb. fikir-içerik ve biçim-ifade açısından modern edebiyat araştırmalarında önem kazanmaya başlamıştır. Toplumcu gerçekçilik yaratıcı yöntemin hakim olduğu bir edebiyatta yazan ve yaratan Kemel Tokayev, sanatsal çalışmalarında çağının gerçeklerini görselleştirmeyi başarıyor. Yeni yüzyılın sanatsal gerekliliklerini de yerine getiren yazarın kitaplarının SSCB ölçeğinde büyük bir tirajla basıldığını da belirtelim. Araştırmacıların ve eleştirmenlerin yazar Kemel Tokayev'in sanatsal yaratıcılığına yönelik tutumunun belirsiz olduğu vurgulanmalıdır. Yazarın oğlu Kasım-Jomart Tokayev, hem yazar olarak yaratıcılığı hem de yazara karşı yapay propaganda yapma faktörü nedeniyle babasının sıklıkla haksızlıklarla karşılaştığını vurguladı. Kemel Tokayev'in yazdığı sanat eserlerinin tür çeşitliliği dikkat çekmektedir. Yazarın düzyazı yazarı, oyun yazarı ve yayıncı olarak çalışması, eserlerinin tür çeşitliliğini ve çeşitliliğini etkileyer. Yazarın dedektife başvurması, Kazak edebiyatında dedektifin yaratıcısı olarak Kemel Tokayev'in sunulmasına zemin hazırlamaktadır. Dolayısıyla yazarın kaleme aldığı polisiye, kitle edebiyatının popüler bir olguya dönüştürülmesiyle değil, topluma aktarmak istediği sorunun, daha doğrusu içinde bulunulan gerçek ve koşulların sunumuyla ilgilidir. esrarengiz olaylar yaşandı. Kemel Tokayeviç Tokayev, Kazak edebiyatında polisiye edebiyatın önünü açan bir yazardır. Adib, 20. yüzyılın çelişkili gerçeklerini yansıtan ve toplumdaki güncel sorunlara modernite zemininde çözüm arayan bir yazar, yayıncı ve gazeteci olarak ün kazandı. Büyük Vatanseverlik Savaşı gazisi Kemel Tokayev'in yazdığı eserlerde geleneklerin korunması ve ulusal mirasa gösterilen özen açıkça görülmektedir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2024-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8ad06c2267",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8ad0c85b7c",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Türkçede Benzetme (Asimilasyon) Türleri",
                "creator": " Serpil Ersöz",
                "subject": null,
                "description": "Evrensel bir ses olayı olan benzetme, çok genel olarak bir söz zincirindeki seslerin birbirlerini etkilemesi ve bunun sonucunda da etkileşime giren sesin ya da seslerin değişmesi olarak açıklanabilir. Türkçedeki bütün gramer kitaplarında mutlaka ele alınan konulardan biridir. Yapılan uygulamalı çalışmalarda da pek çok benzetme örneğine rastlanmakta ve tespit edilen örnekler mevcut sınıflandırmalar temelinde incelenmektedir. Ağız araştırmaları gibi uygulamalı çalışmalarda elde edilen veriler, mevcut tanımların ve sınıflandırmaların geliştirilmesini zorunlu kılmaktadır. Makale kapsamında öncelikle benzetme ve benzeşme terimlerine değinilmiş, ikisinin birbirinden farklı ses olaylarını gösterdiği belirtilmiştir. Ardından da Osman Nedim Tuna’nın yaptığı sınıflandırma esasında yeni verileri de kapsayacak bir sınıflandırma oluşturulmaya çalışılmıştır. Buna göre; 1. Ses Türüne Göre (ünlü, ünsüz, ünlü-ünsüz benzetmeleri), 2.Fonetik Özelliklerine Göre (ötümlülük, süreklilik, artlık, damak, dudak … vb benzetmesi), 3. Benzetmenin Uzaklığına Göre (yakın, uzak), 4. Benzetmenin Derecesine Göre (tam, yarı), 5. Benzetmenin Yönüne Göre (tek yönlü, çift yönlü), 6. Benzetmenin Kalıcılığına Göre (kalıcı, geçici), 7. Benzetmenin Cümledeki Yerine Göre (kelime içinde, kelimeler arasında) ve 8. Bağıntılı Benzetme olmak üzere 8 grup oluşturulmuştur.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2024-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8ad0c85b7c",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8ad11dbee8",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Zareh Yaldızcıyan’ın Şiirlerinde Mekân Kullanımı",
                "creator": " Sezin Seda Altun",
                "subject": null,
                "description": "Zareh Yaldızcıyan (Zahrad)’ın şiirlerinde, mekân ve kaynağını mekândan alan duygulanımlar\/çağrışımlar imgelerle örülü şiirsel yapıyı zenginleştirmektedir. Mekâna ilişkin göstergeleri dikkate alarak yapılacak bir okuma ise şairin kurduğu poetik evreni doğru bir biçimde yorumlamayı sağlayacaktır. Mekânların şiirlerde duygu dünyasının inşasında, bireyin var edilmesinde ve konumlandırılmasında belirleyici olduğu görülmektedir. Şairin doğup büyüdüğü, kendisini bulduğu, hayata veda ettiği ve hakkında yazmaktan bıkmadığı şehir İstanbul ile yazlarını geçirdiği, denizine girip havasını teneffüs ettiği Kınalıada şiirlerde somut ana mekânlar olarak yer almaktadır. Yalnızca İstanbul ve Kınalıada değil, aynı zamanda kavramsal olarak doğa, büyükşehir ve şehri oluşturan sokaklar, istasyonlar, mezarlıklar ve evler gibi birimler de Zahrad’ın şiir dünyasında benlik, kendilik, kimlik ve benzeri kavramların tartışılmasına imkan vermektedir. Bu tartışma Gaston Bachelard’ın Mekânın Poetikası başlıklı eserinde kurduğu kavramsal çerçeve göz önüne alındığında zenginleşmektedir. Bachelard’ın terminolojisiyle ‘nesnelerin evi olan dolaplar ve sandıklar’ ile ‘omurgasız hayvanların evi olan kabuk’ gibi mahfazalar da şiirlerde poetik duyarlığa katkı verecek şekilde kullanıldığından çalışma kapsamında ele alınmaktadır. Bu çalışmada Zahrad’ın Bambaşka Bir Bahar adıyla bir araya getirilen ve Ohannes Şaşkal tarafından Türkçeye tercüme edilen toplu şiirlerinde mezkûr mekânların poetik alana olan katkısı ile insana ait duygulanımların mekân üzerinden ne şekilde dile getirildiği, benlik kurgusunun mekâna bağlı olarak kuruluşu irdelenecektir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2024-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8ad11dbee8",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8ad199f87e",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Kazak Türkçesinde Renklerin Bitki Adlandırmalarında Kullanımı",
                "creator": " Turgay Akduruş",
                "subject": null,
                "description": "Bitki adları, tıpkı diğer kavram adları gibi zorunluluktan doğmuştur. Tüm toplumlarda insanlar bitkileri adlandırırken onları diğer bitkilerle karıştırmamak, diğerlerinden ayırt edebilmek için onların her birine özel bir isim vermiştir. Kazakistan’da floranın çeşitliliği bitki adlandırmalarındaki zenginliği sağlarken bu bitkilerin isimlendirilmesinde renk adları kavram alan adlarının başında yer alır. Renk adları yönünden zengin ve işlevsel bir dil olan Kazak Türkçesinde bitki adlarının önemli bir kısmı aḳ jelimsabaḳ “bir karanfil türü”, börte juwsan “tüylü ve yerde uzanan bir bitki türü”, ḳızıl baldırlar “bir tür su yosunu” vb. bu anlayış doğrultusunda oluşmuştur. Renklerin bitki adları ile kullanımı esnasında Kazak dünya görüşünün renklere yüklediği anlam açıkça belirir. Kazak dilindeki bitki adlarının ak, kara, kızıl, sarı ve ala gibi renklerle daha yoğun; küreñ, ‘kızıl kahverengi’, şubar ‘alacalı renk’, şegir ‘sarımtırak’ gibi renklerle ise daha az kullanıldığı görülür. Renklerin bitkileri adlandırma esnasında onların tasvir edici özelliğinden yararlanılır. Kazak Türkçesinde renklerin çok sayıda bitki adlandırmasında görev aldığını gösteren bu çalışma renk adları araştırmalarına katkı sağlamak için hazırlanmıştır. Çalışmaya kaynaklık eden dil malzemeleri Kazak dilinin en kapsamlı söz varlığı durumundaki 16 ciltlik Kazak Ädebi Tilinin Sözdigi adlı eserin taranması yoluyla elde edilmiş ve veriler sonrasında eş zamanlı dil bilim yöntemiyle incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Renk Adları, Bitki Adları, Kazak Türkçesinde Renk Adları, Kazak Türkçesinde Bitki Adları, Renkler ve Bitkiler.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2024-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8ad199f87e",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8ad1f2a2b2",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Fransızcadan Aktarılan Sözcüklerin Türkçedeki Yardımcı Eylemlerle Kullanımının İncelenmesi",
                "creator": " Uğur Özgür,  Yusuf Topaloglu",
                "subject": null,
                "description": "Toplum ve ekinler arasında gerçekleşen ticari ilişkiler, savaşlar, göçler, buluşlar, bilim, sanat ve teknolojideki gelişim ve değişiklikler, küresel salgın, ekonomik bunalım gibi olaylar nedeniyle diller birbirini etkilemiş ve dünya dilleri arasında sözcük alış-verişi gerçekleşmiştir. Batıdan (özellikle Fransızca, İngilizce ve İtalyanca) pek çok terim Türkçeye aktarılmıştır. Bu araştırmamızda Fransızcadan Türkçeye aktarılan sözcüklerin Türkiye Türkçesinde en çok kullanılan et- ve ol- yardımcı eylemlerle kullanımı incelenecektir. Türkçedeki et- ve ol- yardımcı eylemleri ile ne kadar Fransızca kökenli sözcük kullanılmaktadır ve bunların türleri nelerdir? Bunlar aktarılırken, ses ve biçim yönünden değişikliğe uğramışlar mıdır? Bu sözcüklerin Türkçede bir eş değeri var mıdır? Bu sözcükler, Türkçedeki birleşik eylem oluşturma yöntemleri kullanılarak mı aktarılmışlardır? gibi sorulara yanıt aranacaktır. Araştırmada Fransızca kökenli sözcüklerin Türkçedeki birleşik eylem üretme yöntemleri kullanılarak oluşturulmadıkları ve Türkçede bunların anlam yönünden karşılıklarının bulunduğu ancak buna karşın Fransızca biçiminin ve kullanımının tercih edildiği ileri sürülmektedir. Çalışmada, Türkçede Batı Kökenli Kelimeler Sözlüğü (2015) ve Türkçenin Alıntılar Sözlüğü (2015) veri toplamak amacıyla kullanılmıştır. Bu sözlüklerden Fransızca kökenli Türkçe yardımcı eylemlerle kullanılan 44 sözcük saptanmıştır. Bu sözcükler, yapı yönünden incelenmiş, sözcüksel ulamları belirlenmiş ve bu ulamlar türlerine göre sınıflandırılmıştır. Ayrıca Fransızcadaki asıl yazılış biçimleri ve bunların sesletimleri sunularak Türkçeye sessel ve biçimsel olarak nasıl girdikleri incelenmiştir. Bununla birlikte bu birleşik eylemlerin oluşumu sürecinde, Türkçedeki birleşik eylem üretme yöntemlerinin kullanılıp kullanılmadığı ile ilgili saptamalar yapılmıştır. Daha sonra, bunların anlamca Türkçede bir karşılığının olup olmadığına ilişkin TDK’den araştırma yapılmış ve anlamca karşılığı olmayanlara Türkçe anlam önerilerinde bulunulmuştur. Ayrıca kullanım sıklıklarını ortaya koymak, yazın ve bilimsel alanlarda kullanımlarını belirlemek amacıyla 27 farklı Türkçe yazarın toplamda 34 romanından ve 7 farklı alanda yayınlanmış bilimsel araştırma makalesinden örneklere yer verilmiştir. Fransızca kökenli sözcüklerin söyleyişlerinin eylem, ad, ön ad ve geçmiş zaman ortacı türlerinin aynı sesletime sahip oldukları ortaya çıkmıştır. Bu sözcüklerin Türkçedeki birleşik eylem oluşturma yöntemleriyle aktarılmadıkları anlaşılmıştır. Türkçede bunları anlamca karşılayacak eş değerlerinin olduğu belirlenmiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2024-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8ad1f2a2b2",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        }
    ]
}



