{
    "issueRecord": {
        "header": {
            "identifier": "oai:https:\/\/www.adeddergi.com\/:sayi\/68a8aaed99566",
            "datestamp": "2024-12-30"
        },
        "metadata": {
            "title": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi, Cilt: 8 Sayı: 3",
            "creator": "",
            "subject": null,
            "description": null,
            "publisher": "Prof. Dr. Mehmet Özdemir",
            "date": "2024-12-30",
            "type": "Journal Issue",
            "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/sayi\/68a8aaed99566",
            "language": "tr",
            "rights": "Creative Commons"
        }
    },
    "articles": [
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8ab1d611fd",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Mısırlı Türkolog Hüseyin Mucib El-Mısrî’nin Veda Akşamı İsimli Türkçe Şiiri",
                "creator": " Abuzer Kalyon",
                "subject": null,
                "description": "Orta Doğu’nun üzerinde en fazla konuşulup değerlendirmelerde bulunulan ülkelerinden birisi de hiç şüphesiz Mısır’dır. Binlerce yıllık tarihi bir devlet geleneğine sahip olan Mısır, doğal ve tarihi mirasıyla da dünya turizminin dikkatini çekmeye devam etmektedir. Başta piramitler olmak üzere ülkede Firavun devri medeniyetiyle alakalı varlıkların sırları günümüzde bile çözülmüş değildir. Osmanlı ve Türkiye bağlamında da Mısır, gözardı edilemeyecek bir ehemmiyete sahiptir. Mısır’ın Türk edebiyatı açısından en önemli özelliklerinden birisi, İstiklal Marşı şairi Mehmet Akif Ersoy’un gönüllü sürgün senelerini (11 yıl) Mısır’ın başkenti Kahire’de geçirmiş olmasıdır. Bunun dışında Mısır’da Türkçe eserler kaleme alan şahsiyetlerin sayısı da azımsanamayacak ölçüdedir. İşte bu şahsiyetlerden birisi de Mısırlı Türkolog Hüseyin Mucib el-Mısrî’dir. Hüseyin Mısrî, akademik çalışmalarının yanı sıra Türkçe şiirler de kaleme alarak şiirlerini Solgun Bir Gül ismiyle yayımlamıştır. Türk olmayan, Türkçeyi daha sonra öğrenip Türk dili ve edebiyatını akademik meslek olarak seçen birisinin Türkçe şiirler yazması dikkate değer bir hususiyet taşımaktadır. Bu çalışmada Mısır’da gelişen Türk kültür ve edebiyatı ile Mısır’ın kültürel anlamda dikkat çeken bazı şahsiyetlerine kısaca değinilecek ve Hüseyin Mucib el-Mısrî’nin Arap harfli olarak yayımladığı “Solgun Bir Gül” isimli şiir kitabında yer alan Veda Akşamı isimli şiiri Latin harflerine aktarılarak verilecektir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2024-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8ab1d611fd",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8ab1ea0422",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Alî Şîr Nevâyî’nin Farsça Kasideleri-VII",
                "creator": " Ahmet Kartal,  Saniye Eraslan Kaleli",
                "subject": null,
                "description": "Farsçanın edebî dil olarak kabul edildiği ve Türkçe eser vermenin küçümsendiği bir dönemde, eserlerini şuurlu olarak Türkçe kaleme alan Alî Şîr Nevâyî, Türk edebiyatının en seçkin şahsiyetlerinden biridir. Aynı zamanda Fars diline vakıf olan Nevâyî’nin oluşturduğu Farsça Dîvân’ı; gazel, müseddes, terkîb-bend, rübâ’î, kıt’a, tarih, lugaz, muammâ, müfred, Molla Câmî için yazılan mersiye ile “Sitte-i Zarûriyye” isimli kasidelerden oluşmaktadır. Ayrıca Nevâyî’nin Türkiye’de bulunan Farsça dîvânının yazma nüshalarında yer almayan ve “Fusûl-i Erba’a” başlığını taşıyan dört kasidesi daha mevcuttur. “Fusûl-i Erba’a”; dört mevsimden söz eden “Seretân”, “Hazân”, “Bahâr” ve “Dey” başlıklı dört kasideden oluşmaktadır. Nevâyî’nin kasidelerinin Türkçe tercümelerini ihtiva eden bu çalışmanın ilk dört tefrikasında, “Fusûl-i Erba’a”da yer alan kasidelere sırasıyla yer verilmiştir. Beşinci tefrikada “Sitte-i Zarûriyye”de yer alan “dîbâce” ile “Sitte-i Zarûriyye”nin ilk kasidesi olan “Rûhu’l-kuds”; altıncı tefrikada “Sitte-i Zarûriyye”nin ikinci kasidesi “Aynu’l-hayât” ele alınarak Türkçeye tercüme edilmiştir. “Sitte-i Zarûriyye”nin üçüncü kasidesi “Tuhfetü’l-efkâr”, bir başka araştırmacı tarafından Türkçeye tercüme edildiği için bu seride ayrıca ele alınmamıştır. Bu sebeple bu yedinci tefrika, “Sitte-i Zarûriyye”nin dördüncü kasidesi olan “Kûtu’l-kulûb”un tercümesini ihtiva etmektedir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2024-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8ab1ea0422",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8ab1fbf776",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Cemil Cahit Cem&#039;in Kanlı Vakalar Koleksiyonu: Badik Hilmi Adlı Roman Serisine Popüler Edebiyat Bağlamında Bir Değerlendirme",
                "creator": " Anıl Ersoy,  Erdem Donmez",
                "subject": null,
                "description": "Sanayi Devrimi ve Aydınlanma hareketlerinin ardından hızla değişen yaşam koşulları, kent merkezli yeni bir kültürün oluşmasına sebep olur. Kültür, endüstriyel bir üretim sürecine girdikçe popülerleşir ve “popüler kültür” olarak adlandırılan yeni bir kültür doğar. Toplumun bütün kesimlerine hitap etmeyi amaçlayan popüler kültür, edebiyat alanında da etkili olur. Popüler edebiyat ürünleri estetik gaye yerine kâr amacı gütmeyi, okurun duygularına seslenmeyi ve bu yolla hoş vakit geçirmesini sağlamayı amaçlar. Popüler edebiyatın alt türlerinden biri olan polisiye edebiyat ise suça ve suçun akılcı bir yolla çözümüne odaklanır. Batı’da kentleşme nedeniyle suç oranı artar ve bunun edebiyattaki karşılığı popüler bir tür olan polisiye romanda daha mekanik çerçevede görülür. Bu tür romanlar Türk edebiyatında kendine özgü farklı bir yol izler. Erken dönem Türk polisiyesinin örneklerine genel olarak bakıldığında akıl karşısındaki konumu, olay ve karakter kurgusuyla Batı polisiyesinden ayrıldığı söylenebilir. Diğer taraftan bu romanlar özellikle yazıldığı dönemin sosyolojik, politik ve estetik dünyasına dair veriler sunar. Cemil Cahit’in 1928’de kaleme aldığı Kanlı Vakalar Koleksiyonu adlı roman serisi, Cumhuriyet döneminde yazılmasına karşın Osmanlı-Türk polisiyesinin bir devamı olarak okunabileceği gibi yazıldığı dönemin düşünce dünyasına ışık tutar. Bu çalışmada Kanlı Vakalar Koleksiyonu’nun barındırdığı polisiye unsurlar ve arka planda yatan sosyolojik, estetik verilerin incelenmesi amaçlanmıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2024-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8ab1fbf776",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8ab2360dde",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Yeni Uygurcada Kanıtsallık Sistemi",
                "creator": " Bahar Türkyilmaz",
                "subject": null,
                "description": "Kanıt kategorisi ya da kanıtsallık; alıcıya bilginin kaynağına hangi şekilde, ne ya da kimin aracılığıyla ulaşıldığına dair veriler sunan bir dil bilim kategorisidir. Kanıtsallık pek çok dilde dil bilgisel ayırt ediciliğe sahip olup aynı zamanda sözcüksel biçimlerle de elde edilebilmektedir. Bu çalışmada, Yeni Uygurcanın kanıtsal sistemi hem dil bilgisel hem de sözcüksel yönleriyle incelenmiştir. Çalışmanın yönteminde Johanson’un Türk dilleri temelinde oluşturduğu dolaylılık sistemi esas alınmış olup sözcüksel araçlar da bu çalışmada sistem içerisine dâhil edilmiştir. İnceleme için Yeni Uygurcada roman, destan, masal, efsane-rivayet, hikâye ve uzun hikâye (povest) gibi edebî türler arasından on iki eser seçilmiş ve tarama bu eserler üzerinde yapılmıştır. İnceleme üç basamaktan oluşmaktadır. Kanıt sisteminin ilk basamağı çekim ekleri olup bu kısımda görünüşsel açıdan sınır sonrasılık bildiren yapılar dolaylılık işlevinde karşıtlık ilişkisi temelinde değerlendirilmiştir. İkinci basamak ek fiil parçacıkları olup buradaki yapılar da karşıtlık ilişkisine göre irdelenmiştir. Üçüncü basamak olan sözcüksel biçimler ise her iki basamağın içerisinde kimi zaman kanıtsal anlamı tek başına barındıran kimi zaman da güçlendiren kullanımlarıyla değerlendirilmiştir. Yapılan incelemede, aynı alanın çekim ekleri olan -Iptu’nun -GAn’a nazaran dolaylılık kullanımlarının daha fazla olduğu görülmüş, -GAn’ın ise özellikle algısal kanıt türünde çalıştığı, bununla birlikte raporlayıcı kanıt türünü de kolaylıkla işaretleyebildiği tespit edilmiştir. Hem durum hem olay kodlaması yapabilen ek fiil parçacıklarından iken’in algısal, çıkarımsal ve raporlayıcı olmak üzere tüm kanıt türlerini işaretleyebilirken imiş’in ise yalnızca raporlayıcı kanıt türünde işlek olduğu saptanmıştır. Bununla birlikte hem çekim eklerinin hem de ek fiil parçacıklarının kanıt türlerini işaretlerken sözcüksel biçimlerle de desteklendiği görülmüştür.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2024-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8ab2360dde",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8ab28acee6",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Melih Cevdet Anday’ın Şiirlerinde Yaşam Algısı ve Doğa İlgisi",
                "creator": " Bengüsu Yörük,  Eylem Dereli",
                "subject": null,
                "description": "Melih Cevdet Anday, sanat hayatı boyunca şiirden romana, tiyatrodan anıya, çeviriden denemeye kadar birçok türde eser vermiştir. Özellikle yazdığı şiirleriyle dikkat çeken Anday, farklı şiir evrelerinden oluşan yazma serüveninde birbirinden farklı birçok temayı işlemiş, özellikle insana ve hayata dair yazdığı şiirleriyle Türk şiirinin özgün eserler kazandırmıştır. Anday’ın yaşam ve doğayı ana tema olarak seçmesinin nedeni şairin mizacıdır. Yaşamayı, insanı, doğayı seven bir tabiata sahip olan şair için bunlar hem hayata tutunmasında hem şiirini kurgulamasında önemli etkenler\/kaynaklar olmuştur. Makalede Garip döneminde ve sonrasında şairin yaşam algısının şiir sanatına yansıyan etkileri çözümlenmiştir. Çalışmanın amacı, şairin yaşam algısının ve bu algının doğa ile ilgisinin şiirlerinde nasıl yer bulduğunu analiz etmektir. Bu doğrultuda, bütün şiirleri taranmış, yaşam algısı ve doğa ile ilgili unsurlar tespit edilerek Melih Cevdet ve şiiri hakkında hükümlere varılmıştır. Melih Cevdet Anday, doğadaki hemen her varlığı duygu ve düşüncelerinin ifade aracı olarak kullanan şairlerin başında gelir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2024-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8ab28acee6",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8ab3258343",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Celâl Muhibbî’nin Tuhfetü’l-hakîr Adlı Mevlidinin Nüshaları Üzerine Tespitler",
                "creator": " Bestami Bilge",
                "subject": null,
                "description": "Türk edebiyatında 15. yüzyılın başlarında Ahmedî’nin İskendernâme’sindeki mevlid ile Süleyman Çelebi’nin Vesiletü’n-necat adlı eserleriyle birlikte günümüze kadar süren bir mevlid yazma geleneği oluşmuştur. Türkçe mevlidlerle ilgili yapılan son çalışmalarda 15. yüzyıldan günümüze kadar iki yüze yakın mevlidin te’lif edildiği dile getirilmiştir. Mevlidler içinde en çok sevileni ve ilgi göreni şüphesiz Süleyman Çelebi’nin mevlidi olmuştur. Türk edebiyatında yazılan hiçbir mevlid Süleyman Çelebi’nin Vesiletü’n-necât adlı eseri kadar etkili olmamıştır. Bu çalışmada, yine 15. yüzyılda 1437\/38’de yazıldığı bilinen Celâl Muhibbî’nin Tuhfetü’l-hakîr adlı mevlidinin nüshaları hakkında bazı tespitler ortaya konulmuştur. Yazılış tarihine dikkat edilirse Muhibbî’nin eseri en eski mevlidler arasında sayılabilir. Celâl Muhibbî Mevlidi’nin Türk edebiyatında yazılan en eski mevlidlerden biri olması ve Muhibbî’nin Emir Sultan’ın müridlerinden biri olması mevlidinin şöhretini ve okunma alanını artırdığını düşündürmektedir. Mevlidin birçok yazma nüshasının olması ve mevlidden birçok metin parçasının farklı yazmalarda, şiir mecmualarında görülmesi bu düşünceyi desteklemektedir. Bu durumun bir sonucu olarak Muhibbî’nin mevlidi ve bu mevlidin nüshaları zaman zaman başka mevlidlerle karıştırılmıştır. İşte bu sebeple bu çalışmada, Muhibbî Mevlidi’nin nüshaları hakkında bazı tespitler ortaya konularak bu konulara açıklık kazandırılmaya ve bu konudaki eksiklikler giderilmeye çalışıldı. Bu tarz çalışmaların Türkçe mevlidlerle ilgili yapılacak çalışmalarda zamandan, emekten tasarruf sağlayacağı düşünülmektedir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2024-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8ab3258343",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8ab379e392",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Efsaneden İlham Alan Edebiyat: “Ah Tamara” Efsanesinin Modern Türk Edebiyatına Yansımaları",
                "creator": " Bi̇lal Demi̇r",
                "subject": null,
                "description": "Sözlü halk anlatılarından olan efsaneler, içerdikleri folklorik öğelerin zenginliği nedeniyle modern edebiyatta sıklıkla başvurulan, doğrudan ya da dolaylı olarak ele alınan kaynak metinlerdendir. Efsanelerdeki olay, kişi ve mekân unsurları modern edebiyatta doğrudan veya dönüştürülerek yeniden işlenir, yeni imajlarla biçimlendirilir. Böylece efsaneler kadim anlatılar olarak edebi üretime süreklilik arz edecek şekilde dâhil olurlar. Bu türden bir örneklik teşkil eden Ah Tamara efsanesi de modern Türk edebiyatında birçok edebi esere kaynaklık etmektedir. Van’ın Gevaş ilçesi yakınlarında, Van Gölü’nde yer alan Akdamar adasıyla birlikte anılan ve destansı bir aşkı konu edinen “Ah Tamara”, ada merkezli bir efsanedir. Halk arasında birden fazla varyantıyla nesilden nesile, dilden dile aktarılan bu efsane, yazarlar tarafından çeşitli form ve temalarla işlenmektedir. Tiyatro, şiir, roman ve öykü türlerinde yazılan pek çok eserlere ilham kaynağı olan Ah Tamara efsanesi; aşk, ölüm, ayrılık, din, kimlik, tarih, coğrafya konulu metinlerde doğrudan ya da dolaylı olarak yer bulmaktadır. Özellikle geçtiği coğrafyayla olan bağı nedeniyle bu efsane, edebi alanda farklı imge, imaj ve sembollerle yorumlanmaktadır. Bu çalışmada Ah Tamara efsanesi üzerine yazıldığı tespit edilebilen edebi eserlerde efsanenin edebi metinlerde nasıl kurgulandığı ve efsanenin hangi imajlarla yeniden üretildiği incelenecektir. Efsaneyi odağa alan metinler edebi türler bağlamında sınıflandırılarak efsanede öne çıkan konu, olay, kişi ve mekânların yazarlar tarafından nasıl ve ne şekilde işlendiği üzerine değerlendirmeler yapılacaktır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2024-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8ab379e392",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8ab3f16249",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Eski Türkçe Bir Atasözü: ört ıdguçı öŋidün töner",
                "creator": " Botan Cudi̇ Ekmen",
                "subject": null,
                "description": "Türkçenin en eski izlerini takip edebildiğimiz Eski Türkçe metinlerin Türk dili, tarihi ve kültürü için büyük bir önem taşıdığı bilinmektedir. Bu metinlerin büyük bir kısmı bugün Türkiye Türkçesine aktarılmış ve çeşitli yönlerden incelenmiş olsalar da araştırmalara devam edildikçe metinlerin dil ve kültür tarihimize ışık tutacak aydınlatılmamış birçok unsur içerdiği görülecektir. Çeşitli kalıp ifadeler, deyimler ve atasözleri ise bunların sadece bir bölümüdür. Bu çalışmanın öncelikli amacı da bu tarz bir ifadeyi çeşitli yönlerden inceleyerek ilgili ifadenin Türkçe söz varlığındaki yerini belirlemektir. Bu amaçla, Eski Uygurca İnsadi-Sutra metninin 228-229. satırlarında Sundarī adlı kızla ilgili bir öykünün anlatıldığı bölümde yer alan ört ıdguçı öŋidün töner “Yangını çıkaran önce döner (kaçar).” atasözü, kullanıldığı bağlam çerçevesinde ele alınarak incelenmiştir. Çalışmanın giriş bölümünde atasözleri ile ilgili teorik bilgiler verildikten sonra Eski Türkçe metinlerdeki atasözleri üzerine yapılan belli başlı çalışmalardan bahsedilmiştir. İlgili atasözünün tespit edildiği metinle ilgili çeşitli bilgiler verildikten sonra da atasözünün imlası ve okunuşuyla ilgili sorunlar ele alınmıştır. Atasözünün okunuşuyla ilgili Tezcan, Çağatay ve Zieme’nin görüşleri, metnin imlası ve dönemin dil özellikleriyle birlikte değerlendirilerek çeşitli çıkarımlarda bulunulmuş ve atasözünün nasıl okunabileceği konusunda önerilerde bulunulmuştur. Daha sonra atasözünün yer aldığı bağlam analiz edilerek anlamı, iletisi ve kullanım amacı açıklanmıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2024-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8ab3f16249",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8ab4492e42",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "İki Şair, Bir Divan: Elmalılı Vâhib Ümmî İle Nâzikî Ahmed Efendi Divanları Üzerine Karşılaştırmalı Bir İnceleme",
                "creator": " Canem Çatan,  Muhammed İkbâl Güler",
                "subject": null,
                "description": "Bu çalışmada, 16. yüzyılda yaşamış Halvetiyye’nin Yiğitbaşı koluna mensup mutasavvıf şair Elmalılı Vâhib Ümmî ile 19. yüzyılda yaşamış Halvetiyye’nin Şâbâniyye koluna mensup başka bir mutasavvıf şair Nâzikî Ahmed Efendi’nin şiirlerinin karşılaştırması konu edilmiştir. Yapılan ön inceleme neticesinde kütüphane kataloglarında ve muhtelif kaynaklarda Nâzikî Ahmed Efendi’ye isnat edilen üç divan nüshasında yer alan şiirlerin, Vâhib Ümmî Divanı’ndaki şiirlerle, mahlaslardaki farklılık hariç, büyük ölçüde benzerlik gösterdiği tespit edilmiştir. Tespit edilen bu benzerlik neticesinde, şiirlerin gerçek sahibinin kim olduğu sorusuna cevap aranmıştır. Çalışmada öncelikle her iki şair hakkında bilgiler verilmiş, Nâzikî Ahmed Efendi’ye isnat edilen divan nüshalarının bazı hususları üzerinde durulmuş, ardından mezkur divandaki şiirler Vâhib Ümmî Divanı neşri ile farklılıklar ve benzerlikler açısından ayrıntılı bir şekilde karşılaştırılmıştır. Tespit edilen benzerlik ve farklılıklardan, Nâzikî Ahmed Efendi’ye isnat edilen divan nüshaları ile Vâhib Ümmî Divanı nüshalarındaki istinsah kayıtlarından ve muhtelif kaynaklardan istifade edilerek şiirlerin gerçek sahibine yönelik değerlendirmeler yapılmıştır. Netice itibariyle biri 16. yüzyılda, diğeri 19. yüzyılda yaşamış iki mutasavvıf divan şairinin şiirlerinden hareketle divan edebiyatında intihal konusuna katkı sunulmaya çalışılmıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2024-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8ab4492e42",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8ab49d9e9f",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Kitle İletişim Aracı Olarak Atasözlerinde Kültürel Manipülasyon: Anakronik Bir Eleştiri Denemesi",
                "creator": " Cevdet Avcı",
                "subject": null,
                "description": "Atasözleri, sözlü kültür çağının geleneksel dünyasında topluluk ve kuşaklar arasında tecrübeye dayalı bilgi sistemlerini taşıyan kitle iletişim araçlarıdır. Değerler, tutumlar, davranış kalıplarına yönelik sosyal ve kültürel etki yaratma amacı güder. Geçmişin tecrübelerine dayalı olması atasözlerinin kültür ekolojisi bakımından arkaik izler taşımasına yol açar. Nitekim yaşanmış sosyo-kültürel, fiziki ve ekonomik deneyimler tarihî veya tarih öncesi dönemin şartlarına bağlı olarak gelişir. Dolayısıyla bu tecrübeler kültürel değişimler karşısında yer yer geçerliliğini kaybedebilir, model davranışlar anlamını yitirebilir. Atasözleri bazen de kendi döneminde bile genelleyici, sınıfçı ve ön yargılı biçimde kültürel tutumlar yansıtılabilir. Bu bakış açısıyla makalede, atasözleri manipülasyon kavramıyla ilişkilendirilerek bir eleştiri denemesi yapılmıştır. Atasözlerinin kolektif metinler olması ve kültürel tutumları yansıtması dolayısıyla kültürel manipülasyon kavramı kullanılmıştır. Bugün yaygın olarak negatif bir anlama sahip olan manipülasyon kavramı üzerinden atasözleriyle ilgili anakronik bir eleştiri denemesi yapmak amaçlanmıştır. Makalede veri analizi tekniği kullanılmış, veriler Ömer Asım Aksoy’un Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü I adlı çalışması taranarak elde edilmiştir. Türk kültürünün temel metinlerinin eleştirel bir gözle incelenmesi ve bir süzgeçten geçirilmesi kültürel değişim süreçlerinin anlaşılmasını kolaylaştırır. Ayrıca bu metinlerin bugünün ve yarının değerler dünyasına olumlu katkılarının devam etmesi sağlanır. Modern halk biliminin disiplinler arası akademik ve entelektüel çerçevesi makalenin konusunun ve bakış açısının belirlenmesine alan açmıştır. Yapılan inceleme ve değerlendirmede atasözlerinin bir kısmının kültürel manipülasyon aracı olarak daha çok negatif manipülasyon tekniklerini kullanma yoluyla olumsuz tutumlar geliştirdiği sonucuna varılmıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2024-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8ab49d9e9f",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8ab5139081",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Aşkın ve Ayrılığın Sessiz Dili: Türkülerde Mendilin Simgesel Yolculuğu",
                "creator": " Dilek Türkyılmaz",
                "subject": null,
                "description": "Mendil, Türk kültür tarihinin başlangıcından günümüze kadar zengin sembolik anlamları ve çok yönlü kullanımlarıyla önemli bir yere sahiptir. Üstlendiği işlevler bakımından kültürün ve sosyal yaşamın önemli parçalarından biri olarak öne çıkmıştır. Özellikle halk kültüründe aşk, bağlılık, ayrılık, saygı ve dostluk gibi farklı duyguların ifade aracı olarak kullanılmıştır. Günlük yaşamdan geleneksel ritüellere kadar pek çok alanda yer bulan mendil, sembolik bir nesne olarak Türk kültüründe kendine özgü bir değer taşır. Hem günlük yaşamda hem de sanatta kullanılan mendil, Türk halkının duygularını ifade etme biçimlerinden biridir. Türkülerde, destanlarda, düğünlerde, nişanlarda, gurbet mektuplarında ve çeyizlerde mendil bir hatırlatma aracı, bir duygu ifadesi veya sevilen bir kişiden kalan bir hatıra olarak kalır. Bu çok yönlü anlamlarıyla mendil, Türk kültüründe derin izler bırakmış, nesiller boyunca korunan ve aktarılan bir kültürel sembol olmuştur. Bu makalede ise mendilin türkülerdeki simgesel durumu ve bir nesne olarak üstlendiği işlevler üzerinde durulacaktır. Türk kültür hayatında onun kadar farklı işlevleri olan çok az maddi kültür unsuru bulunduğundan tarihinden ve genel işlevlerinden de kısaca bahsedilecektir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2024-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8ab5139081",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8ab56832c6",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Şiir Öznesinin Neliği: \"Heyder Baba’ya Selam\" Şiiri Örnekleminde",
                "creator": " Emrah Seferoğlu",
                "subject": null,
                "description": "Türk dünyasının köklü seslerinden Muhammed Hüseyin Şehriyar’ın şiirinde, kimlik ile görünür kılınan ben ve üçüncü şahıslar ideolojik, ahlakî veya kültürel kodlarla yeniden şekillenir. Şair tarafından yaratılan öznenin içinde tanrılığa soyunmuş, hakikati dillendiren bir konuma yükselmiş, hükmeden ve gücü elinde bulunduran bir ben ve bu benin özünü anlatmak için kullanılan diğer özneler (üçüncü şahıslar) mevcuttur. Heyder Baba’ya Selam şiirinde “özne” tanımı çerçevesinde, gerçeğe ulaşmak isteyen varlık şeklindeki özneden değil, dünyadan yalıtılmış, onu izleyen, tetkik eden, kendi dünyası ile ona dair hakikati inşa eden bir özneden söz etmek gerekir. Heyder Baba’ya Selam’da kendi sesini duymaya başlayan bir özne vardır. Yani duyum ve zihin merkezli ideale seslenen bir şiir öznesi mevcuttur. Bu özne kendi gerçeğinin ve yarattığı aidiyetin katına çıkarak Türk’ün arzusunu ve imge evrenini kuşatır. Bu bağlamda çalışmada Heyder Baba’ya Selam şiiri örnekleminde şiir öznesinin ne olduğu ve nasıl kurgulandığı tespit edilecektir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2024-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8ab56832c6",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8ab5bdb299",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Kolonyal Söylemin Hayaleti: Gülten Dayıoğlu’nun Kenya’ya Yolculuk Eseri",
                "creator": " Ersoy Gümüş",
                "subject": null,
                "description": "Coğrafi keşiflerle başladığı söylenebilecek olan sömürgecilik hareketleri en temel anlamda Batı’nın ve Batılı değerlerin Doğu’dan ve Doğu’nun değerlerinden üstün olduğu iddiasına dayanıyordu. Batılı sömürgeci güçler, sömürgeleştirmek amacıyla gittikleri topraklarda başlatmış oldukları fiziksel, ekonomik, kültürel ve psikolojik tahakkümleri meşru bir zemine oturtabilmek için sömürülen toprakları yabanıl, burada yaşayan halkları ise ilkel, medeni olmayan, vahşi ve dahi düşünemeyen varlıklar olarak tasvir ediyorlardı. Bunun tam aksine kendilerini modern, medeni, gelişmiş, düşünebilen olarak betimleyen sömürgeci Batılı güçler yarattıkları ikili karşıtlıklarla sömürgeci tahakkümlerini sözde haklı göstererek devam ettiriyorlardı. Özellikle sömürgecilik döneminde Batılı yazarlar tarafından üretilen edebi eserlerde kolonyal söylemin yarattığı Doğu’ya dair ön yargılı ve taraflı basmakalıp ifadelere sıkça rastlanıyordu. Bu ön yargılı ifadelere, sadece Batı edebiyatında değil, dünyanın diğer coğrafyalarında üretilen edebiyat ve yazın türlerinde de rastlamak mümkündür. Gülten Dayıoğlu edebiyat dünyasında daha çok çocuklara yönelik yazdığı eserlerle tanınmasının yanı sıra aynı zamanda verimli bir gezi yazarıdır. Bu çalışmanın amacı, yazarın 1993 yılında eşiyle beraber gittiği Kenya gezisine dair gözlem ve anılarını anlattığı Kenya’ya Yolculuk eserini kolonyal söylem ışığında incelemektir. Bu amaç doğrultusunda, Gülten Dayıoğlu’nun kendisinin herhangi bir sömürgeci ya da sömürülen geçmişi olmamasına rağmen Kenya halkını, kültürünü ve coğrafyasını nasıl ötekileştirdiğini ve bunun neticesinde kolonyal söylemi, Afrika uluslarının bağımsızlıklarını kazanmalarından uzun denebilecek bir zaman sonra nasıl yeniden ortaya çıkardığını sömürgecilik ve şarkiyatçılık söylemleri çerçevesinde incelemektir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2024-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8ab5bdb299",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8ab635c6d6",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Ortak Mahlas Sorununun Farklı Bir Tezahürü: Ali Emirî&#039;nin Tahmislerinin Aidiyeti Üzerine",
                "creator": " Gökhan Coşgun",
                "subject": null,
                "description": "Bir şairin kimliğinin belirlenmesinde ve diğer şairlerden ayırt edilmesinde etkin olan en önemli hususlardan biri hiç şüphesiz eserlerinde tercih ettiği mahlasıdır. Kadim bir sanat geleneğinin hem icracıları hem de taşıyıcıları olan şairler, istemeseler de müşterek mahlas kullanımından kurtulamamışlardır. Edebiyat tarihimizde ve alanla ilgili araştırmalarda ortak mahlas tercihinden kaynaklı hatalar yapılmış, pek çok şairin hayatı, eserleri ve şiirleri başka şairlere mal edilmiştir. Bu bağlamda şiirlerinde “Necîb” mahlasını kullanan iki şairden Sultan III. Ahmed ile Eşrefzâde Abdülkâdir’in de şiirleri karıştırılmış, Eşrefzâde’nin birçok şiiri Sultan III. Ahmed’e atfedilmiştir. Bu karışıklığın Osmanlı’nın son döneminde yetişen mudakkik bir âlim olan Ali Emîrî’nin eliyle yapılmış olması ortak mahlas sorunun edebiyat araştırmaları için ne denli önemli olduğunu göstermektedir. Söz konusu şiirlerin karışmasına sebebiyet vermesiyle birlikte Ali Emîrî, hanedana olan bağlılığının ve muhabbetinin bir tezahürü olarak Sultan III. Ahmed’e ait olduğunu düşündüğü 52 manzumeyi tahmis\/tesdis\/terkib etmiş, her manzumenin başında Sultan’ı ağdalı bir dille öven nesir bölümleri eklemiştir. Bu çalışmada söz konusu 52 manzumenin şekil ve muhtevası üzerinde kısaca durulduktan sonra, manzumelerin zemininde kullanılan şiirlerin hangi şaire ait olduğu tespit edilmeye çalışılmıştır. Bu kapsamda Sultan III. Ahmed’in şiirlerine yazıldığı düşünülen 52 tahmis\/tedis\/terkibin 39’unda zemin şiir olarak Eşrefzâde’nin şiirlerinin, geriye kalan 13 şiirde ise Sultan’a ait şiirlerin, zemin şiirler olarak kullanıldığı tespit edilmiştir. Dolayısıyla Ali Emîrî’nin, Sultan III. Ahmed’in şiirlerinden çok Eşrefzâde’nin şiirlerini tazmin ettiği görülmüştür. Bu çalışmayla hem Ali Emîrî’nin aslında kimin şiirlerini tazmin ettiğinin ortaya çıkarılması hem de Sultan III. Ahmed’in edebî yönünü ele alan hemen hemen bütün çalışmalardaki bu konudaki hatalı bilgilerin yeniden gözden geçirimesi gerektiği hususu dikkatlere sunulacaktır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2024-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8ab635c6d6",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8ab68bd07e",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Duvarı Aşmak: Karnavalesk Kuramı ve Can Yücel’in “Sevgi Duvarı” Başlıklı Şiiri",
                "creator": " Gökhan Tunç",
                "subject": null,
                "description": "Can Yücel (1926-1999), şiirinin içeriği ve diliyle birlikte karakteriyle de modern Türk şiirinde özgün ve ayrıksı bir konum elde etmiştir. Çok küçük yaşlardan itibaren şiir yazmaya başlayan Yücel’in şiirsel serüveninde bilhassa Sevgi Duvarı kitabı önemli dönüm noktalarından biri olmuştur. Söz konusu eserle Yücel; şiirinin hem içeriğinde hem de söyleminde, her türlü verili koda başkaldıran, hâkim değerleri alt üst eden aykırı bir tutum benimsemiştir. Bu makalede Yücel’in bahsedilen şiirsel tutumu, gerek yazıldığı zamanda gerekse sonrasında çok ses getiren “Sevgi Duvarı” şiiri merkeze alınarak Mihail M. Bahtin’in karnavalesk kuramıyla birlikte anlamlandırılmaya çalışılmıştır. Bahtin; eleştiri anlayışında başat bir değere sahip olan karnavalesk kuramının çerçevesini, Rabelais ve Dünyası adlı kitabında şekillendirir. Orta Çağ ve Rönesans karnavallarından yola çıkarak çerçevesini çizdiği bu kuramda Bahtin; en temelde, tekillik, ciddiyet, tamamlanmışlık, sonlanma ve ölüme karşı çoğulculuğu, kahkahayı, belirsizliği, bitmemişliği ve yeniden doğumu savunur. Bununla birlikte karnavalın belirleyici özelliklerinden diğerleri, tüm hiyerarşileri alt üst etmesi, toplumsal kodları ters yüz hâle getirmesi ve yüce olanı aşağı indirmesidir. Bahtin; karnavalesk kuramında özellikle, maddi bedensellik ilkesini, groteski ve gülmeyi öne çıkarır. Bu çalışmada, Can Yücel’in “Sevgi Duvarı” adlı şiiri, karnavalesk kuramının dile getirilen unsurları aracılığıyla yorumlanmıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2024-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8ab68bd07e",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8ab6e1d9ee",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Kırgızcada Birleşik Fiillerin Sınıflandırılmasına Dair",
                "creator": " Güler Kaçar",
                "subject": null,
                "description": "Türkçede söz türetme yollarından biri birleşik fiillerdir. Yardımcı fiiller aracılığıyla oluşturulan birleşik fiiller Kırgızcada önemli bir yere sahiptir. Kırgızcanın öğrenilmesinde ve öğretilmesinde, karşılaştırmalı çalışmalarda, mütercim-tercümanlıkta bu önemi fark edilmekle birlikte bir sorun teşkil etmektedir. Ayrıca bu yapıların sınıflandırılması konusunda Kırgız gramer yazarları arasında görüş ayrılıkları da vardır. Söz gelimi esas ve yardımcı fiillerin almış olduğu ekler, bu eklerin dil bilgisel, sözcüksel anlamları ve işlevleri de dikkate alınınca kaçınılmaz ayrımlar oluşmuştur. Sınıflandırma yapılırken her ne kadar yapı esas alınsa da bazı yapılar gözden kaçırılmıştır. Bu farklılıkların neler olduğunu ortaya koyabilmek ve bu soruna bir çözüm bulabilmek amacıyla Kırgızca gramer kitaplarından Kırgız Adabi Tilinin Gramatikası, Azırkı Kırgız Adabiy Tili, Kırgız Tilinin Morfologiyası ve Kırgız Tili adlı kitaplar esas alınmıştır. Her bir gramer kitabında birleşik fiillerin sınıflandırılışı üzerinde durulmuş, birbirlerinden farklı yönleri belirtilmiştir. Bununla birlikte gramer kitaplarında yer verilmeyen bazı yapılar tespit edilip örneklendirilmiştir. Çalışmanın sonunda ise Kırgızcadaki birleşik fiilleri sınıflandırmak için bir öneride bulunulmuştur.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2024-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8ab6e1d9ee",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8ab779e5c8",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Osmanlı Okült Metinlerine Bir Örnek: Avanzâde Mehmet Süleyman’ın \"Ulûm-ı Hafiyeden İlm-i Ahkâm-ı Nücûm yahut Yıldıznâme\" Adlı Eseri",
                "creator": " Hiclal Demir",
                "subject": null,
                "description": "Bilinenin ardındaki öğrenme merakı ve geleceğe hükmetme isteği insanoğlunu doğaüstü ve paranormal özellikler taşıyan okült bilgilere yöneltmiştir. Yaşadığı hayatın zorluklarını aşmak isteyen insan, sınırlarından kurtulup olasılıkları çeşitlendirmek ister. Simya, sihir, büyü, fal gibi yaygın okült inanç ve uygulamalardan biri de astrolojidir. Osmanlıca metinlerde “ilm-i tencîm” ya da “ilm-i ahkâm-ı nücûm” şeklinde anılan bu “ilim”, matematiksel verilere dayanmadığı için astronominin metafiziği olarak kabul edilmiştir. İslam âlimlerinin yıldızlardan hüküm çıkarmayı “tevhid” inancına aykırı bulmasına rağmen insanların geleceği öğrenme isteği, bu ilmin yaygınlaşmasına yol açmıştır. Yıldızların özellikle doğum anında insanları etkilediği, onların duygu ve davranışlarını belirlediği düşünülmüş ve kişinin doğum anında gökyüzündeki yıldızların hareket ve istikametlerini içeren yıldız haritaları çıkarılmıştır. İlm-i nücûma duyulan ilgi; seyyarelerin ve burçların özellikleri, hastalıkların keşfi, işin hayırlı mı, hayırsız mı olacağı vb. bilgilerin yer aldığı yıldıznâmelerin yazılmasına sebep olmuştur. Son dönem yıldıznâmelerinden biri de Avanzâde Mehmet Süleyman’a ait olan ve 1330’da (1914\/1915) yayımlanan Ulûm-ı Hafiyeden Yıldıznâme adlı eserdir. Fen bilimleri alanında eğitim görmüş yazarın 20. yüzyılın başında böyle bir eser yayımlaması ilginçtir. Bu makalede Avanzâde Mehmet Süleyman’ın sözü edilen eseri incelenerek ilm-i nücûmu nasıl değerlendirdiği sorusuna yanıt aranmıştır. Yazarın, bu kadim bilgiye ait geleneksel bilgileri; tarihî gelişimi, seyyareler ve nitelikleri, burçlar, tâli‘ zayiçesi, sayılarla fal bakma, mesut-meşum günler ana başlıklarında incelediği görülmüştür. Satır aralarında ilm-i nücûma dair tereddütlerini dile getiren yazar, bu ilme ne kadar itimat edilebileceğini sormuş ve tesadüfün rolüne değinmiştir. Sonuç itibarıyla Avanzâde Mehmet Süleyman, yüzyıllar içinde oluşan bu kadim bilgiyi kıymetli bulmakla beraber onun bilimsel gelişmeler ışığında bir dönüşüm geçirmesi gereğinin altını çizmiştir. İlm-i nücûm ve onun etrafında oluşan geleneğin kaybolmasını istememiş ancak yeni keşiflerle bu ilmin yerini “ilm-i nücûm-ı hakîkî” \/ “ilm-i heyet”in alacağını öngörmüştür.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2024-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8ab779e5c8",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8ab7ac2687",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Ahmet Mithat Efendi’nin Yazı Tarihi Hakkında Verdiği Bilgiler ve Osmanlı Alfabesi Hakkındaki Görüşleri",
                "creator": " İbrahim Yılmaz",
                "subject": null,
                "description": "Alfabe konusu, Tanzimat döneminin başından itibaren Türk aydınları arasında tartışılmıştır. Ahmet Cevdet Paşa ve Münif Paşa bu konuda fikir beyan eden ilk isimler olarak bilinse de elde edilen son bilgiler ışığında Arap harfli Osmanlı yazısına ilişkin değerlendirme ve eleştirilerin başlangıcı 1840 yılına kadar gitmektedir. Türk edebiyatının üretken yazar ve yayıncılarından Ahmet Mithat Efendi de alfabe konusunu ele alan aydınlar arasındadır. Kendi çıkardığı Kırkambar dergisinin altıncı cüzünde yayımlanan “Yazı Yazmak Hakkında Bazı Malumat” adlı makalesi; insanların söyleme, anlatma ve nihayet yazı yazma ihtiyacı duymasının gerekçelerinden başlayarak yazının ortaya çıkışı ve gelişimine, farklı medeniyetlere ait yazı sistemlerinden bunlar arasındaki etkileşimlere kadar birçok konu hakkında bilgiler veren hacimli bir çalışmadır. Filoloji, tarih, sosyoloji vb. disiplinler açısından dönemine göre oldukça değerli bilgiler barındırmaktadır. Ahmet Mithat Efendi, bu yazısında çeşitli alfabeleri karşılaştırmış, Osmanlı-Türk yazısının eksikliklerini tartışmış, ideal yazı sisteminin nasıl olması gerektiğine dair görüşlerini sunmuştur. Bu çalışmada, kaynaklarda adı zikredilse de bütünüyle ele alınmamış olan ilgili yazı, yeni harflere aktarılacak ve ana hatlarıyla değerlendirilecektir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2024-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8ab7ac2687",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8ab802a9e5",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Tengri İnancında Üç Dünya İle İlgili Ritüeller",
                "creator": " İsmail Şenesen",
                "subject": null,
                "description": "İnsanoğlu var olduğundan beri, doğaya tapınma zorunluluğu hissetmiş ve en güçlü gördüğü doğal varlıklara inanma-tapınma temelinde çeşitli ilkel inanışlar yaratmıştır. Bu inanışlardan biri olan Tengriciliğin kökeninin kayalara çizilen resimlere bakılarak Yontma Taş Devrine kadar uzandığı düşünülür. Ayrıca Sümer, Çin, Doğu Roma kaynaklarında Tengri inancına ve bu inançla ilgili uygulamalara rastlanır. Dünyanın ve Türklerin en eski inançlarından olan Tengricilik, tek Tanrı inancının en saf biçimi olarak kabul edilir. Halkbilimi kaynaklarına dayanılarak Tengricilik üzerine yapılan çalışmalarda etnografik objelerin yanı sıra yazılı ve sözlü kaynaklar da kullanılmıştır. Tengri inanışına sahip topluluklar, birbirlerinden farklı etnik ve mahallî gruplardan oluşmaktadırlar. Bu durum, her birinin kültürel kökenlerinden kaynaklanan farklı inanç özellikleri ve bunlarla ilgili farklı ritüellerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu çalışmanın esas amacı, Türklerdeki Tengri algısının geçmişi ve bugünü içerisinde yer alan üç dünya inancını tespit edip bu dünyalarla ilgili çeşitli uygulamaların işlevlerini ortaya koymaktır. Çalışmada, çeşitli yazılı kaynakları tarayarak konu ile ilgili tespitlerin aktarımını sağlamak amacıyla nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Sonuç olarak, binlerce yıldan beri karşılıklı dayanışma ve doğaya gösterilen sonsuz saygı sayesinde devam eden ritüel temelli bu kültürün yaşamı dünya ile birlikte daha dengeli biçimde sürdürmek üzerine inşa edildiği tespit edilmiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2024-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8ab802a9e5",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8ab89bc793",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Alî Sedîd ve Halîl Hamîd Paşa’ya Sunduğu Manzum Tebriknâme’si",
                "creator": " Kübra Kacar Altin",
                "subject": null,
                "description": "Akraba, dost, devlet büyükleri, dinî şahsiyetler ve saygın kişilere doğum, sünnet, evlilik, terfi, dinî törenler, cülûs, sıhhat bulma, zafer, kudûm, yeni bir yapı inşa etme, satın alma, var olan bir yapının onarılması, yeni yıl gibi vesilelerle sunulan manzum veya mensur eser olarak tanımlanan tebriknâme; XV. yüzyıldan XX. yüzyıla kadar pek çok divanda kendine yer bulmuş edebî bir türdür. Başta kaside ve kıt‘a olmak üzere farklı nazım şekilleriyle kaleme alınan tebriknâmeler, klasik Türk edebiyatının sosyal hayat ile ilişkisini ortaya koyması bakımından önem arz etmektedir. Toplum hayatında yer eden önemli hadiseleri tebrik etmek maksadıyla kaleme alındıkları için benzer konularda yazılan sıhhatnâme, kudûmiye ve cülûsiye gibi türlerle de iç içedir. Tebriknâmelerin aynı zamanda tarih manzumeleriyle de sıkı bir ilişkisi vardır. Bu çalışmada, mîrî kâtipliği görevinde bulunmuş olan Alî Sedîd’in (ö. 1199\/1785?) Tebriknâme’si konu edilmektedir. 39 beyitten müteşekkil Tebriknâme, Halîl Hamîd Paşa’nın (ö. 1199\/1785) yeni yılını tebrik amacıyla yazılmıştır. Çalışmada öncelikle tebriknâmeler hakkında bilgi verilmiş, ardından manzumenin tespit edildiği mecmuanın tavsifi yapılmıştır. Sedîd’in hayatı ve edebî kişiliğine değinildikten sonra Tebriknâme’nin şekil ve muhteva özellikleri üzerinde durulmuş; son olarak söz konusu manzumenin transkripsiyonlu metni ve tıpkıbasımına yer verilmiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2024-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8ab89bc793",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8ab8ce472c",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Günlük Türk Gazete Haber Başlıklarının Dil Bilimsel İncelemesi",
                "creator": " Meltem Sargın",
                "subject": null,
                "description": "İnsanlar arasındaki ilişkinin önemli bir parçasını oluşturan haberleşme; ortam ve araçları açısından yüzyıllardır değişip gelişmiş, teknoloji sayesinde yepyeni bir boyut kazanmıştır. En yaygın kitle haberleşme araçlarından olan gazeteler, günümüzde dijital ortamlarda sunulsa da önemini sürdürmektedir. Kendine özgü biçemsel ve dilsel özellikleri açısından gazete haberle başlıkları, daha ilk sayfadan okuyucuyla buluşması nedeniyle gazete içeriğinin en önemli bölümünü oluşturmaktadır. Çağdaş yaşamın hızı nedeniyle çoğu kişinin haber almak için göz gezdirdiği gazetelerde haber başlıklarının başlıca iki önemli işlevi bulunmaktadır: haberi özetlemek ve dikkat çekerek haberi okunur kılmak. Bu işlevleri yerine getirmek için farklı dilsel stratejiler kullanan haber başlıklarının kendine özgü bir söylem oluşturduğu ve dil bilimsel açıdan incelenmeye değer olduğu düşünülmektedir. Bu noktadan hareketle, çalışmada günlük Türk gazetelerinden elde edilmiş bir bütünce anlam bilimsel ve söz dizimsel açıdan incelenmiştir. Nitel ve nicel araştırma yöntemi kullanılan çalışmadan elde edilen bulgular, incelenen haber başlıklarının, dikkat çekmekten çok haberleri özetleyerek okuyucuyu bilgilendirme işlevini yerine getirmeyi amaçladığını göstermektedir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2024-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8ab8ce472c",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8ab9244dce",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Kaşkay Bilmeceleri",
                "creator": " Muhittin Çelik",
                "subject": null,
                "description": "Anonim halk edebiyatı ürünlerinden olan bilmeceler, diğer halklarda olduğu gibi, Türk folklorunun da en yaygın türlerinden biridir. Son yıllarda Türk dünyasında gelişen ilişkiler çerçevesindeki çalışmalara baktığımızda, bilmeceler konusunun diğer halk edebiyatı türlerine göre, hak ettiği ilgiyi gördüğünü söyleyemeyiz. Çalışmamızda, Kaşkay yazarlarından Ersalan Mirzaî’nin derlemiş olduğu 345 Kaşkay bilmecesi\/tapmacası incelenmiştir. İran’ın Fars eyaletinde yaşayan Kaşkaylar, zengin bir sözlü edebiyat kültürüne sahip olan iki dilli bir Türk topluluğudur. Bu yazımızdaki amacımız, Kaşkay Türklerine ait olan bilmeceleri tanıtmak, eldeki bilmecelerin yapı özelliklerini vermek ve anlam bakımından incelemektir. Ayrıca, Kaşkay bilmecelerinin bilim dünyasına tanıtılması ve Kaşkay halkının kültürel ögelerinin verilmesi amaçlanmıştır. Çalışmamızda bilmeceler konuları bakımından tasnif edilmiş ve yüzdelik dağılımları verilmiştir. Böylelikle Kaşkay bilmecelerinin daha çok hangi konular üzerinde durulduğu tespit edilmeye çalışılmıştır. Kaşkay bilmecelerinin daha çok günlük hayat ve hayvancılıkla ilgili konular üzerinde durduğu görülmüştür. Kaşkay bilmecelerinde çoğunlukla bu konular üzerinde durulması, onların konar-göçer bir hayat tarzı benimsemiş olmasının bir sonucu olarak düşünülmüştür.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2024-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8ab9244dce",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8ab9bd40f8",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Eski Uygur Türkçesi Metinlerinde Metaforlaşması Bakımından teg- “değmek” Fiili",
                "creator": " Murat Aka",
                "subject": null,
                "description": "Eski Uygur Türkçesinin dokunma fiillerden biri olan teg- “dokunmak” fiili, temel anlamı dışında sosyal, psikoloji, mental, faaliyet, algı, zaman ve duygu alanlarında olmak üzere “değmek, ulaşmak, saldırmak, hissetmek, faaliyet gerçekleşmek, değerli olmak” gibi pek çok farklı anlama gelebilmektedir. teg- fiili sadece temel anlamıyla değil, ikincil veya yan anlamlarıyla da eski Türkçe içerisinde yüksek bir sıklık değerine sahiptir. Bu çalışmada teg- fiilinin eski Uygur Türkçesi metinlerinde geçirmiş olduğu anlamsal süreçler tespit edilerek bilişsel anlam bilime göre kavramsal metafor kuramı çerçevesinde incelenmiştir. Kavramsal metafor, gündelik dilin doğal işleyişi içerisinde bedensel tecrübeye bağlı olarak farklı iki kavram alanı arasında ortaya çıkan tecrübe korelasyonu ile ontolojik ve epistemolojik eşleşmeye dayalı bir bilişsel süreçtir. Bu doğrultuda teg- filinin fiziksel anlamı ve bu anlamın imaj şematik yapısı tanıklarıyla belirlenmiş ve daha sonra ifade ettiği soyut anlamlara göre hangi metaforlaşma süreçlerinden geçtiği ortaya konulmuş ve değerlendirilmiştir. Sonuçta teg- fiilinin eski Uygur Türkçesinde, dünya dillerindeki gibi bilişsel ve anlamsal bir gelişim temayülü izlediği görülmüştür.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2024-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8ab9bd40f8",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8ab9f1a8c4",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Halk Ekonomisi: Türk Kültüründe Tasarruf",
                "creator": " Nursel Demirden",
                "subject": null,
                "description": "Türk kültürü, zengin folklorik ögeleri içinde bulundurmaktadır. Halk anlatılarından örf ve âdetlere, günlük kullanılan eşyalardan ritüel değeri bulunan objelere kadar her şey bu kültürden parçalar taşımaktadır. Makale, halk anlatılarından ve günlük yaşamda karşılaşılan tutum ve davranışlardan hareketle Türk kültüründe tasarruf ve israf konusuna nasıl yaklaşıldığını, zaman içinde bu tutum ve davranışların nasıl şekillendiğini, Türk halk gelenekleri ve edebiyatından örneklerle ortaya koymayı amaçlamaktadır. Kökleri yüzlerce yıl öncesine ve farklı coğrafyalardan geçerken edinilen yaşam şekillerine dayanan, kültürel açıdan çok çeşitli ve zengin bir hazine olan Türk yaşam tarzı, Anadolu’ya gelindikten sonra da değişmeye devam etmiştir. Özellikle 20. ve 21. yüzyılda yaşanan gelişmeler Türk halkının yaşamında ve düşünce sisteminde değişimlere, yeniliklere ortam hazırlamıştır. Çalışmada, Cumhuriyet dönemiyle uygulanmaya başlanan ekonomik sistemlerin, halkın yaşamına ve hayata bakışına olan etkileri, geleneksel yaşamdan getirilen düşüncelerin zaman içindeki dönüşümü tasarruf konusundan hareketle değerlendirilmiştir. Öncelikle, yüzyıllar içinde yaşanan ekonomik ve sosyal değişimlere kısaca yer verilmiştir. Nitel yöntemin kullanıldığı çalışmada literatür taraması yapılmıştır. Makale hacmine uygun olarak, Türk halk ekonomisinde, günlük yaşamda ve Türk halk edebiyatı ürünlerinden olan atasözü, masal ve fıkra türlerinde, tasarruf ve israfa yönelik kullanımlara yer verilmiştir. Geçmişin ve günümüzün kıyaslaması yapılarak, Türk halkının davranışlarında ve bakış açısında yaşanan değişim ve dönüşümler, içinde bulunulan sosyal ve ekonomik koşullar göz önünde bulundurularak analiz edilmeye çalışılmıştır. Çalışmayla, halk ekonomisinin Türk halk kültüründe çeşitli kavramlar ve tutumlarla karşılık bulduğu, bunların da halk edebiyatı ürünlerine ve geleneksel hayata yansıdığı tespit edilmiştir. Halk edebiyatı ürünleri olan atasözleri, deyimler, masal ve fıkraların, halkın ekonomiyle ilgili düşüncelerini sonraki nesillere aktarmasında birer araç olduğu görülmüştür. Tasarruf ve ekonomi düşüncesiyle Millî Eğitim Bakanlığı müfredatında bulunan derslerin zaman içinde azaldığı, yapılan uygulamalarda değişimler görüldüğü, bu durumun eğitsel açıdan da ekonomiye ve halkın tüketim davranışlarına olumsuz yansıdığı tespit edilmiştir. Türk halkının tasarruf yapma ve israftan kaçınmayla ilgili kültürel kodlarını hatırlamasının elzem olduğu görülmüştür.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2024-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8ab9f1a8c4",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8aba48409b",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "15-20. Yüzyıl Divan Şiirleri Kıyasıyla Anadolu Sahası Şair Tezkirelerinde \"Nev-heves\" Terimi",
                "creator": " Selim Gök",
                "subject": null,
                "description": "Klasik Türk edebiyatı ürünlerinin tenkidinde kullanılan ıstılahlar; edebî telakki, zihniyet, dönem ve mahfil hakkında münekkitlerin kanaat ve malumatına erişme imkânı sunmaktadır. Tezkire yazarlarının şair\/şiir eleştirilerinde sıklıkla müracaat ettiği nev-heves terimi bu terminolojiye aittir. Farsça ön ek nev ile Arapça isim olan heves’ten mürekkeptir. Sıklıkla sıfat yahut adlaşmış sıfat olarak şair ve şiirlerin vasıflandırılmasında kullanılmıştır. Tezkirelerde umumiyetle “şiire yeni heves etmiş”, “acemi”, “yaşı genç”, “genç yetenek”, “talebe”, “üstat bir şairin çırağı”, “şiir usulü bilmez”, “derin bir manayı anlamakta ehil olmayan kişi vb.” manalarına rastlanırken divanlarda “aşk ve âşıklık” temasına bağlı kullanımları bulunmaktadır. Bu manaları sebebiyle nev-heves; “içtimai hayata ilişkin bir kavram”, “edebiyat ve sanat sahasına ait bir ıstılah”, “şiir içeriklerinde acemilik, istidat ve olgunluk kıstası olarak kullanılan bir tabir”, “istikbalde gelecek görülen şairlerin taşıdıkları yüksek arzu ve heves etme durumunu kasteden bir niteleyici”dir. Bu çerçevede bu çalışma Anadolu sahası şair tezkirelerinde kullanılan nev-heves teriminin şair ve şiir tenkidinde kazandığı bağlama ilişkin bir değerlendirme yapmayı amaçlamıştır. Değerlendirmede terimin tezkirelerdeki kullanımları 15-20. yüzyıl divanlarında nev-heves’e yer veren şiir örnekleriyle de kıyaslanmış, nev-heves’in yüzyıllara göre kazandığı manalara ilişkin tespitler elde edilmiştir. Çalışmada nev-heves’in sözlüklerdeki manası ve tezkirelerdeki bağlamından yola çıkılmış, şiir örnekleri içeren ikinci bölümden elde edilen verilerin kıyasıyla da sonuç bölümünde nev-heves’in bir eleştiri terimi olarak tenkit edebiyatına olan katkısı değerlendirilmiştir. Neticede çalışma konusuna ilişkin nesir ve nazım örneklerinin mukayese ve tenkidine dayalı bu çalışma, nev-heves’in edebî tenkit terminolojisine katkı sunduğu tezini savunmaktadır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2024-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8aba48409b",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8aba9db883",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Türkiye Türkçesi Ağızlarında Kullanılan ‘dölek’ Kelimesi Üzerine",
                "creator": " Serap Aki",
                "subject": null,
                "description": "Etimoloji, herhangi bir kelimenin kaynağını bilimsel ölçütleri esas alarak yapı ve anlam bakımından inceleyen dil bilimi dalıdır. Türkoloji için de önemli çalışma alanlarından olan etimoloji sayesinde Türk dilinin söz varlığına ait pek çok kelimenin kökeni aydınlatılmıştır. Bu çalışmanın konusu standart Türkçede kullanılmayan ancak Türkiye Türkçesi ağızlarında yaygın biçimde kullanılan ve ‘düz, engebesiz arazi; uslu, terbiyeli, ağırbaşlı (kimse)’ gibi anlamlara gelen dölek kelimesinin kökeninin incelenmesidir. Türkiye Türkçesinin pek çok ağız bölgesinde kullanıldığı tespit edilen kelime için Derleme Sözlüğü’nde bir hayli anlam sıralanmıştır. Bu araştırmanın sınırları içerisindeki dölek kelimesinde ‘düz yer, düzlük alan vb.’ gibi temel bir anlama bağlı ‘uysal, mütevazi, uslu vb.’ şeklinde genişlemiş metaforik anlam dallanmaları bulunduğu düşünülmektedir. Art ve eş zamanlı dil bilgisi yöntemlerinden yararlanılan bu çalışmada, kelimenin geçmişten günümüze kazandığı anlamlar fonetik-semantik ilişki göz önünde bulundurularak değerlendirilmiş ve yapısı çözümlenmeye çalışılmıştır. İlk bakışta döl ismine +Ak isimden isim yapım ekinin eklenmesi ile oluşmuş bir kelime görüntüsü vermesine rağmen, dölek kelimesinin “soy, nesil, zürriyet; yavru” vb. anlamlara gelen döl\/töl kelimesi ile semantik bir ilişkisi bulunmamaktadır. Çalışmada, kök-gövde arasındaki semantik bağ göz önünde bulundurularak kelimenin tüz “düz” ismine +le- isimden fiil ve -k fiilden isim yapma ekinin getirilmesiyle meydana gelmiş ve tüzlek>tülek>tölek>dölek şeklinde tarihî bir seyir izlemiş olabileceği sonucuna ulaşılmıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2024-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8aba9db883",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8abb16e453",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Aliyyü’l-Arabî’nin \"Şerh-i Muʿammâ-yı Esmâ-i Hüsnâ\"sı",
                "creator": " Tolga Öntürk",
                "subject": null,
                "description": "Allah’ın doksan dokuz ismine ithafen en güzel isimler anlamına gelen Esmâ-i Hüsnâ (esmâü’l-hüsnâ), İslâm kültüründe önemli bir yer teşkil etmektedir. İbadetten sosyal yaşantıya kadar kültürümüzün her alanını dolduran bu özel kavram, İslâmî Türk edebiyatında işlenen konuların da başında gelmektedir. Dinî edebiyatımızın başlıca ürünlerinden sayılan Esmâ-i Hüsnâ’lar; CenâbıHakk’ın en güzel isimlerini tâdât eden (sayan) eserler, Esmâ-i Hüsnâ’yı şerh eden eserler, Esmâ-i Hüsnâ’nın havassı ve muammaları olarak karşımıza çıkmaktadır. Bilhassa divan şiirinde bir ismi manzum bir metin içerisinde gizleme sanatı demek olan muamma, bir tür olarak ilk başta Allah’ın en güzel isimleri olan Esmâ-i Hüsnâ’lar hakkında yazılmıştır. Bu durum zekâya dayalı bir tür olan muammaların dinî bir hüviyetle yazılması ve okunmasına etki etmiştir. Esmâ-i Hüsnâ hakkında muamma risalesi tertip eden şairlerin başında İranlı meşhur muamma şairi Mir Hüseyin Nişâbûrî gelmektedir. Onun kaleme aldığı bu risale (Risâle der-Esmâ-i Hüsnâ), Türk şârihler tarafından defalarca şerh edilmiştir. Lâmiî Çelebî, Nazirâ İbrâhim, Gelibolulu Sürûrî, Mevlanâ Alaüddin Selânikî gibi şârihler bu esere şerh yazanlardan sadece birkaçıdır. Yine kaynaklarda hakkında fazla bir bilgiye sahip olmadığımız 16. yüzyıl âlimlerinden olan Aliyyü’l-Arabî de Mir Hüseyin’in Esmâ-i Hüsnâ muammaları risalesine bir şerh yazmıştır. Bu makalede, tek nüshası Süleymaniye Kütüphanesi Kılıç Ali Paşa 827 arşiv numarası ile kayıtlı olan Esmâ-i Hüsnâ muammaları şerhi incelenerek bu eserden örnek metinlere yer verilmiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2024-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8abb16e453",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8abb6e6429",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Eski Oğuz Türkçesinde Bazı Bağlama Edatlarının İşlevleri",
                "creator": " Umit Eker",
                "subject": null,
                "description": "Eski Oğuz Türkçesinde çoğunluğu bağlama işlevinde olan pek çok edat kullanılmıştır. Bu edatlar eklendikleri cümleye çeşitli anlam incelikleri katmakta, ya da cümleler arasında bağlantı kurmaktadır. Edatların işlevlerinin doğru tespit edilmesi kaynak metnin doğru okunması ve anlaşılması bakımından önem arz etmektedir. Bu çalışmada, Eski Oğuz Türkçesinde çok sık kullanılan ve işlevleri çoğunlukla doğru tespit edilemediği için aktarma hatalarına neden olabilen dokuz bağlama edatı incelenmiştir. Bunlar; “evet”, “şâyed ~ şâyet”, “hem”, “ve hem”, “ve illâ”, “ve dahı”, “ve hem dahı”, “hem dahı”, “ve dahı hem” edatlarıdır. Bu çalışmayla önceki çalışmalarda değinilen bağlama edatlarının işlevlerine katkı sağlamak amaçlanmıştır. Özellikle “ve hem”, “ve illâ”, “ve dahı”, “ve hem dahı”, “hem dahı”, “ve dahı hem” edatlarının kullanımları ve işlevleri itibarıyla birlikte ele alınmaları gerekmektedir. İncelenen bağlama edatlarının birbirinden farklı işlevleri bu çalışmada ortaya konulmuştur. Buna göre çalışmada incelenen edatların işlevleri şu şekildedir: evet “fakat”; şâyed\/şâyet “belki\/ihtimaldir ki”; hem “ayrıca, hem … hem, ve”, ve hem “hem … hem, ve, ayrıca, bunun üzerine, sonrasında\/bundan sonra, böylelikle”; ve illâ “yoksa\/aksi hâlde, ayrıca, fakat”; ve dahı “ayrıca, fakat”; ve hem dahı “ayrıca, hem … hem, ve”; hem dahı “ayrıca, ve”; ve dahı hem “ayrıca”.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2024-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8abb6e6429",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8abbc6f711",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Ahmet Kemal Bey’in Bilinmeyen Üç Şiiri ve Yeni Füyûzat Dergisindeki Serüveni",
                "creator": " Yasin Yavuz",
                "subject": null,
                "description": "Ahmet Kemal, Türk edebiyatının önemli fakat az bilinen isimlerindendir. Onun önemi iyi şiirlerinden ziyade aksiyon adamı olmasından, istibdadın en yoğun dönemlerinde bile hürriyeti arzulamasından kaynaklanır. Hayatı sürgünlerde geçen Ahmet Kemal, Hüseyinzâde Ali Bey’in davetiyle bir dönem de Bakü’de bulunmuştur. Onun Bakü’de bulunduğu dönem 1905 İnkılâbı’ndan sonraya denk gelir. Bu dönemde Çarlık Rusya’nın baskısı nispeten azalmış, Bakü’de bile pek çok gazete ve dergi neşredilmiştir. Bu dergilerden birisi de Füyûzat dergisinin devamı olan Yeni Füyûzat’tır. İlk sayısı 1910 yılında çıkan bu derginin başyazarı olan Ahmet Kemal, derginin hemen her sayısında ya şiir ya da makale yayımlamıştır. Hayatı ve sanatı hakkında zaten çok az çalışma yapılan Ahmet Kemal’in burada neşrettiği şiirlerden üçü, daha önce hiçbir yerde yayımlanmamıştır. Bu çalışmada ise hem şairin buradaki şiirleri üzerinde durulmuş hem de Ahmet Kemal’in dergideki etkisi ve hikâyesi irdelenmiştir. Buna göre, Ahmet Kemal’in dergide şairlikten ziyade fikri yazılarla daha baskın olduğu görülmüştür. Şiirlerinde ise çoğunlukla sosyal faydayı gözetse de bireysel konuları işlemekten de geri durmamıştır. Ayrıca, dergide Ahmet Kemal’in de etkisiyle Namık Kemal, Şair Eşref, Babanzade İsmail Hakkı ve Celal Sahir gibi Osmanlı şair ve yazarlarının da yer aldığı görülmüştür. Çalışma ise Ahmet Kemal’in Bakü dönemine ışık tutmakla birlikte Yeni Füyûzat dergisinin hem şairle hem de Osmanlı aydınlarıyla olan ilişkisini açıklamak amacıyla yapılmıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2024-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8abbc6f711",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        }
    ]
}



