{
    "issueRecord": {
        "header": {
            "identifier": "oai:https:\/\/www.adeddergi.com\/:sayi\/68a8a9c9a7f54",
            "datestamp": "2025-03-20"
        },
        "metadata": {
            "title": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi, Cilt: 9 Sayı: 1",
            "creator": "",
            "subject": null,
            "description": null,
            "publisher": "Prof. Dr. Mehmet Özdemir",
            "date": "2025-03-20",
            "type": "Journal Issue",
            "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/sayi\/68a8a9c9a7f54",
            "language": "tr",
            "rights": "Creative Commons"
        }
    },
    "articles": [
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8a9fc22b1b",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Kırım Tatar Türkçesi ve Türkiye Türkçesi Arasındaki Yalancı Eş Değer Kelimelere Katkılar",
                "creator": " Abdulkadir Öztürk,  Erdinç Yeşilkaş",
                "subject": null,
                "description": "Standart Türkiye Türkçesi ile Çağdaş Türk lehçeleri arasında ses ve şekil yönünden benzerlikler bulunduğu hatta söz varlığı yönünden de örtüşen birçok kelimenin olduğu bilinmektedir. Fakat kimi kelimeler görünüş olarak aynı olsa da anlam yönüyle Türk lehçeleri arasında farklılık gösterebilmektedirler. Özellikle lehçeler arası aktarım safhasında sorun teşkil eden bu kelimeler ‘yalancı eş değer’ olarak adlandırılmaktadır. Genel deyişle bir aktarım hatası olarak değerlendirilen bu türden kelimeler için Türk lehçeleri üzerine birçok çalışma yapılmıştır. Bunlardan biri de Kıpçak grubu lehçelerinden Kırım-Tatar Türkçesi ile bir Oğuz grubu lehçesi olan Türkiye Türkçesi’dir. Daha önce söz konusu lehçeleri kapsayan çalışmalar yapılmış olmasına karşın bu çalışmaların üzerinden zaman geçmiş ve dolayısıyla da yapılan kapsamlı sözlük çalışmaları korpusa dahil edilememiştir. Bu çalışmada başta Maşkaraoğlu’nun sözlüğü olmak üzere Savran, Muzafarov ve Çobanzade’nin yayınları ile Islıamova ve Özer tarafından hazırlanan yüksek lisans tezleri ele alınmış ve yalancı eş değer olduğu tespit edilen kelimeler Türkiye Türkçesinin söz varlığı ile karşılaştırılmıştır. Tespit edilen veriler daha önce Kırım-Tatar Türkçesi ile Türkiye Türkçesi arasındaki yalancı eş değerleri konu alan Kartalcık, Alkaya ve Çelik, Rustemova çalışmalarının verileriyle kıyaslanmış, o eserlerde yer almayan sözcükler çalışmaya konu edilmiştir. Daha sonra elde edilen veriler, Derleme Sözlüğü ile karşılaştırılarak, Türkiye Türkleri ile Kırım Tatar Türkleri arasındaki etkileşimin Anadolu ağızlarındaki izleri de gösterilmeye çalışılmıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2025-03-20",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8a9fc22b1b",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8a9fd5c06e",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Muhammed’in Siyer-i Nebî’sinin Bilinmeyen Yeni Bir Nüshası Üzerine",
                "creator": " Ahmet Serdar Erkan",
                "subject": null,
                "description": "“Sîret” bilinen yaygın ismiyle “siyer”, Hz. Peygamber’in hayatını konu alan ve 14. yüzyılla beraber Türk edebiyatında önce tercüme daha sonra ise telif şeklinde görülmeye başlayan, manzum, mensur ve manzum-mensur karışık olarak yazılan bir türün adıdır. Türklerin sohbet meclislerinde Hz. Peygamber, Hz. Ali ve diğer sahabelerin hayatları, mücadeleleri ve faziletleri her zaman bir merak ve söyleşi konusu olmuştur. Zamanla bu konular etrafında eserler telif edilmiştir. Bu maceralar üzerine eserler telif eden müelliflerden biri de 15. yüzyıl şairlerinden Muhammed’dir. Muhammed, bu eserini Hasan el-Bekrî’nin siyerinden hareketle nazmetmiştir. Yazıldığı dönemde ve sonrasında halk tarafından çok sevilen bu kitabın birçok nüshası istinsah edilmiştir. Kütüphanelerde bu eserin günümüze kadar ulaşabilmiş tam ve eksik olmak üzere 69 adet nüshası tespit edilmiştir. Tespit edilen bu nüshalara ek olarak şahsi kütüphanemizde, Muhammed’in “Siyeri”nin 434 varaktan meydana gelen ve sonunda İslâm dünyasının ilk 5 halifesinin hayat ve vefatlarını konu alan bir ek manzumenin de yer aldığı yeni ve bilinmeyen bir nüsha daha vardır. Bu çalışmamızda bu nüshanın tavsifi ve eser hakkında yapılmış en geniş iki çalışmada esas alınan diğer tam nüshalarla karşılaştırılması yapılmıştır. Eserin kapak da dâhil bazı bölümlerinin fotoğrafları çalışmanın sonuna eklenmiştir. Böylece eserin bilinmeyen yeni bir nüshasının varlığı kitaptan örneklerle ortaya konmak istenmiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2025-03-20",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8a9fd5c06e",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8a9fe8ec12",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Emîrî 1352 ve Beyazıt 5481 Nüshaları Üzerinden Burgazî&#039;nin Fütüvvet-nâmelerinin Karşılaştırmalı Analizi",
                "creator": " Alev Öztürk Merdin",
                "subject": null,
                "description": "Toplumun hafızası ve anlatılarında yer alan kültürel inanç unsurları, imge ve semboller aracılığıyla dönemin sosyo-kültürel bağlamına uygun bir şekilde yeniden üretilir. Kültürün teolojik tanımlarında, dinî inançlar ve uygulamaların kültürel kökenlerden biri olduğu düşüncesi yaygındır. Gelenekler; kuşaktan kuşağa aktarılan değerler, inançlar ve uygulamalar bütünüdür ve kültürel ağın önemli bir parçasını oluşturur. Bu kültürel ağ, semboller aracılığıyla iletişim kurar ve kültlerde gözlemlenen ortak inançlara dayalı davranışlar bu iletişimin örneklerini sunar. İnanç anlatıları ve ritüeller, geleneksel bilginin aktarımı ve dinî değerlerin yaygınlaşmasında önemli bir rol oynar. Fütüvvet-nâmeler, İslam toplumlarında önemli bir sosyal ve ahlâki kurum olan fütüvvet ve ahilik geleneğini aktaran temel anlatı metinleri arasındadır. Bu metinler; fütüvvet ideallerini, ritüellerini ve değerlerini aktarmanın yanı sıra ait oldukları dönemin sosyal, kültürel ve dinî değerlerini de yansıtır. Çok yönlü içeriğe sahip bu metinler; peygamber kıssaları, sahabe hayatları, evliya menkıbeleri ve tarihî şahsiyetlerin hayat hikâyeleri gibi çeşitli konularda bilgi veren anlatılardır. Çalışma, Burgazî’nin Emîrî 1352 ve Beyazıt 5481 nüshalarındaki 9 kıssanın benzerlik ve farklılıklarını ortaya koyarak fütüvvet-nâme geleneğinin gelişimine ve çeşitlenmesine ışık tutmayı amaçlamaktadır. Burgazî Fütüvvet-nâmesi’ndeki kıssalar; ritüel, sembolizm ve kült bağlamında analiz edilerek her iki nüshada yer alan kıssalar inanç sistemi, değerlerin toplumsal sürekliliğin sağlanmasındaki işlevleri açısından mukayese edilmiştir. Kıssalardaki ritüeller ve semboller, fütüvvet-nâmelerin kültürel ve sosyal bağlamını anlamak için önemli ipuçları sunar. Çalışma kapsamında kıssaların tematik yapısı ve anlatım biçimleri karşılaştırılarak nüshalar arasındaki farklılıkların nedenleri ve sonuçları değerlendirilmiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2025-03-20",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8a9fe8ec12",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8aa01d7957",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Süheyl ü Nev-bahâr’daki Mental Fiiller Üzerine Bir İnceleme",
                "creator": " Ali Kemal Şaş,  Hacer İşler",
                "subject": null,
                "description": "Dil, düşüncelerin ifade edilmesinde ve zihinsel süreçlerin aktarılmasında önemli bir rol oynar. Bu bağlamda, mental fiiller bireyin düşünme, anlama, hissetme ve inanma gibi bilişsel süreçlerini ifade eden önemli bir semantik kategoriyi teşkil eder. Mental fiiller, insanın zihin dünyası ile dış dünya arasında ilişki kuran köprüler olarak hem dilsel hem de bilişsel açıdan incelenmeye değerdir. Zihinsel süreçleri ifade eden bu fiiller, dilde düşüncenin nasıl yapılandırıldığını ve diğer insanlarla nasıl paylaşıldığını anlamamıza yardımcı olur. Süheyl ü Nev-bahâr adlı eserde yer alan mental fiilleri tespit ettiğimiz bu çalışmada öncelikle fiil, fiil tasnifleri ve mental fiil kavramı üzerinde durulmuştur. Daha sonra nitel araştırma yöntemlerinden metin analizi yöntemi kullanılarak eserde yer alan mental fiiller tespit edilmiştir. Çalışmada karakterlerin algısal, bilişsel ve duygusal durumlarını yansıtmak için kullanılan mental fiiller, inceleme sonucunda algı, idrak ve duygu fiilleri ana başlıkları altında tasnif edilmiş ve alfabetik olarak sıralanmıştır. Çalışmada zihinsel süreçleri içeren 276 fiil tespit edilmiştir. Bu fiillerin 54’ünün algı, 88’inin idrak ve 134’ünün duygu fiili özelliği taşıdığı görülmüştür. Bu çalışmayla birlikte klasik Türk edebiyatında zihinsel süreçlerin dil aracılığıyla nasıl ifade edildiğini anlamak, Eski Anadolu Türkçesinin mental fiil varlığını belirlemek ve mental fiillerin edebî dildeki işlevlerine dair bir inceleme yapmak hedeflenmiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2025-03-20",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8aa01d7957",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8aa0736e11",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "-J.K. Huysmans’tan Hâlid Ziya’ya-İki Poetik Roman: Tersine ile Mai ve Siyah",
                "creator": " Aysu Esra Kurban",
                "subject": null,
                "description": "Bu çalışmada Servet-i Fünûn topluluğu üyelerinden Hâlid Ziya Uşaklıgil’in 1896- 1897 yıllarında tefrika edilen, 1898’de basılan romanı Mai ve Siyah ile Fransa’daki Dekadizm akımının temsilcilerinden Joris Karl Huysmans’ın 1884 tarihli Tersine adlı romanı arasında mukayese yapılmış, iki romanın benzerlikleri ve farklılıkları ortaya konmuştur. Servet-i Fünûn topluluğunun 1897 yılında Ahmet Midhat Efendi tarafından “dekadanlık” ile itham edilmesi, Mai ve Siyah’ın Servet-i Fünûn neslinin sanat anlayışını ortaya koyan bir roman olduğunun araştırmacılar tarafından kabul edilmesi; Tersine’nin ise Dekadizm’in bildirisi niteliği taşıması, Mai ve Siyah ile Tersine romanlarına “mukayese” odaklı bir yaklaşımı gerekli kılmıştır. Öte yandan her iki roman kahramanı sanat anlayışları, hayal dünyaları, gerçeklikten kaçışları, duyu ve duyumsayışları, ideale ulaşma yolundaki tecrübeleri ile ortak özelliklere sahiplerdir. Bahsi geçen iki romanın mukayesesi ile hem Dekadanlar tartışmasına yeni bir bakış açısı kazandırılacak hem Hâlid Ziya Uşaklıgil’in Mai ve Siyah adlı romanının kaynaklarına bir yenisi eklenecek hem de Mai ve Siyah romanının orijinalitesi tartışmaya açılacaktır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2025-03-20",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8aa0736e11",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8aa0f88a7e",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Nezihe Meriç’in Öykülerinde Erkeklik İnşası: Hegemonik, Kırılgan ve Madunlaştırıcı Temsiller",
                "creator": " Ayşe Duygu Yavuz Yildirim,  Hazel Melek Akdik",
                "subject": null,
                "description": "Bu makalede, 1953 ile 1991 yılları arasında yayımlanan Toplu Öyküleri I\/II odağında erkeklik inşasının Nezihe Meriç yazınındaki gelişimi ve erkekliğin sorunsallaştırılma biçimleri üzerinde durulmaktadır. Nezihe Meriç öyküleri, cinsiyet rolleri temelinde kurulan hiyerarşiyi sorgularken kültürel ve politik dinamiklere kayıtsız kalmayan bir eleştirelliğe yaslanır. Erkeklik temsilleri, Meriç’in toplumdaki sınıfsal çelişkiler, evlilik ve aşk ilişkileri, güç dengeleri, yoksulluk, göç gibi konulara bakışıyla şekillenmektedir. Kadınlık deneyimleri Meriç’in öykülerinde görece merkezi konuma sahiptir. Ana karakter ya da anlatıcı çoğu zaman kadındır, bununla birlikte eş, oğul, kardeş ya da sevgili rolleriyle kurguya dâhil edilen erkekler de yine kadın bakış açısından sunulur. Bu kurgusal tercih erkekliğin algılanma biçimlerinde kadın bakışını görünür kılan bir etkiye sahiptir. Makale kapsamında eleştirel erkeklik çalışmaları üzerine tanıtıcı bir çerçeve sunularak erkekliğin tarihsel ve toplumsal bağlamlarda nasıl inşa edildiğine açıklık getirilmektedir. Meriç’in öykülerinde öne çıkan erkeklik temsilleri “hegemonik erkeklik”, “madunlaştırma” ve “kırılgan erkeklik” kavramları eşliğinde analiz edilmektedir. Meriç, Bozbulanık (1953), Topal Koşma (1956), Menekşeli Bilinç (1965) kitaplarındaki öykülerde modernleşme sürecinin bireyselleşmekle ilgili kaygılar ve ilişkiler üzerindeki etkilerine değinir. Erkekliğin “kırılgan”, yani geçici olma niteliği ekonomik güç ve statü kaybı, işsizlik, yoksullaşma, yaşlılık, kendini gerçekleştirememe kaygıları üzerinden ifade edilir. Kimi öykülerde kadın karakterlerin ataerkil cinsiyetçi söylemin taşıyıcılığını üstlenerek kadınsılaştırma yoluyla erkek karakterleri damgaladığı gözlemlenmiştir. Bu örneklemler, “madunlaştırma”nın failinin her zaman erkekler olmadığını; kadınların da işbirlikçi biçimde hegemonik erkeklik söylemine başvurabildiğini göstermektedir. Çalışmanın ikinci bölümünde gösterildiği üzere 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 gölgesinde yazılan Dumanaltı (1979) ve Bir Kara Derin Kuyu (1989) kitaplarındaki öykülerde darbe sonrası yaşanan toplumsal travma erkekliğe dair kayıp ve kaygıları tetiklerken madunlaştırıcı söylem ideolojik yenilgi zemininde üretilir. İlk dönem öykülerinde olduğu gibi iktidar kaybına bağlı ortaya çıkan “kırılganlık” dinamiği, bu kez kent kültürüne adaptasyon sorunu, çekirdek ailede sarsılan iktidar, entelektüel yalnızlık gibi nüanslar kazanır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2025-03-20",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8aa0f88a7e",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8aa14dfde5",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Nâbî’nin “Bu” Redifli Gazeline Yeni Bir Tahmis: Tahmis-i İsmâil Sâdık Kemâl",
                "creator": " Ayse Parlakkiliç",
                "subject": null,
                "description": "Klasik Türk şiirinde bentlerden oluşan nazım şekillerinden biri olan tahmis, bir gazelin ya da kasidenin önüne aynı vezinde üç mısra eklenmesi ile oluşturulur. Sonradan eklenen bu mısraların zemin şiir ile kurduğu anlam bütünlüğü tahmisin başarılı sayılmasındaki en önemli unsurdur. Nazire geleneğinin bir türü olarak kabul edilen tahmisler genellikle kendi devirlerinde yahut sonraki devirlerde meşhur olup beğenilen şiirler zemin alınarak nazmedilir. 17. yüzyıl divan şiirinin en büyük temsilcilerinden biri olan ve bu şiir dünyasında “hikemî tarz” olarak adlandırılan üslubun da temsilcisi kabul edilen Nâbî, şiirlerine en çok tahmis yazılan şairlerin başında gelir. Bu çalışmada Nâbî’nin daha önce pek çok şair tarafından tanzir ve tahmis edilen “bu” redifli naatine İsmâil Sâdık Kemâl Paşa tarafından nazmedilen ve üzerinde herhangi bir akademik çalışma bulunmayan tahmis konu edilmiştir. Söz konusu esere sahaftan alınan bir yazma eser arasında tesadüfen rastlanmıştır. Eserden bağımsız bir varakta müstakil olarak yer alan bu şiir, Yüzbaşı Tevfik Bey’e hediye edilmek üzere yazılmıştır. Çalışmamızda öncelikle tahmis şairi İsmâil Sâdık Kemâl Paşa ile ilgili bilgilere yer verilmiş akabinde eserin transkripsiyonlu metni sunulmuştur. Son olarak metin dil ve muhteva yönüyle incelenerek zemin şiirle arasındaki anlam bütünlüğü tartışılmıştır. Tahmis-i İsmâil Sâdık Kemâl’in şekil, vezin ve muhteva bakımından zemin şiir ile bir bütünlük içerisinde olduğu, Nâbî’nin “bu” redifli naatine yazılan tahmisler içerisinde başarılı bir tahmis kabul edilebileceği anlaşılmıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2025-03-20",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8aa14dfde5",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8aa1a2d346",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Geleneksel Yardımlaşma Geleneğinden Dijital Dayanışmaya: İmecenin Dijital Yüzü",
                "creator": " Büşra Baysal,  Fatma Akin",
                "subject": null,
                "description": "Aynı topluma mensup olan bireyler arasında komşuluk, akrabalık, arkadaşlık ilişkileriyle birlikte dayanışma duygusunun verdiği motivasyonun örgütlü bir yardımlaşma halini aldığı imece, geniş anlamda emek birliği olarak tanımlanabilir. İmecenin Türk kültüründe önemli bir yer tutmasının, şartlar değişse de varlığını korumasının sebebi bu yardımlaşma biçiminin toplumun bütünlüğünün ve üretimin devamlılığının sağlanmasına sunduğu katkıda aranabilir. İmece doğum, sünnet, düğün, ölüm gibi geçiş dönemlerinde; mevsim geçişlerinde yapılan hazırlıklarda, hasat zamanında, deprem, sel, yangın gibi doğal afetlerin yaşandığı zamanlarda, hastalık zamanlarında, toplumun yararlanacağı bir yapının inşasında, tamirinde gerçekleşir. Kadim bir gelenek olan imece, canlı bir yapıya sahip olan kültür içinde teknolojik gelişmelerle birlikte değişen ve gelişen şartlara uyum sağlayarak fiziki ortamda faaliyet gösterme sınırlılığından sıyrılmıştır. Sözlü kültür ortamından doğup temellenen folklor ürünleri elektronik kültür ortamında da yaşamaya ve üretilmeye devam etmiştir. Elektronik kültür ortamı kültürel unsurların, yaratımların ve uygulamaların dönüşüp zamana ve şartlara uyum sağlayarak varlığını sürdürdüğü bir sahadır. Kültürün yaratıcısı, öznesi ve nesnesi olan insan, teknolojinin gelişmesiyle ritüellerini, kültürel yaratma ve uygulamalarını icra edecek bir alan olarak dijital ortamı ve sosyal medya platformlarını kullanmaya başlamıştır. Bu çalışmanın amacı, hastalık, sel, deprem, yangın gibi toplumsal dayanışma gerektiren durumlarda dijital ortamda gerçekleştirilen imece örneklerini incelemektir. Çalışmada yazılı ve dijital ortam kaynakları doküman analizi yöntemiyle incelenmiştir. Çalışmanın örnekleri dijital sahanın sosyal medya platformları ile sınırlandırılmıştır. Ele alınan örnekler neticesinde insanın faaliyet gösterdiği varlık sahası farklılaşıp somut ortamdan dijital alana taşınsa da insani değerlerin, bu değerlerin bir sonucu olarak ortaya çıkan imecenin dijital sahada da bu alanın hız ve geniş insan kitlesine ulaşmak gibi imkanlarını kullanarak devam ettiği sonucuna varılmıştır. Böylece kültürel süreklilik dijital ortam vasıtasıyla sağlanmış, bu ortamın imkânları sayesinde geleneksel imecenin varlık sahası genişlemiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2025-03-20",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8aa1a2d346",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8aa1f77bc4",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Positive Polarity in Turkish: a Corpus-based Study of ‘Oldukça’",
                "creator": " Emrah Gorgülü",
                "subject": null,
                "description": "This paper is concerned with the syntactic and semantic properties of the degree adverb ‘oldukça’ in Turkish. In previous descriptive work, this adverb has been assigned various interpretations such as ‘quite’, ‘rather’ and ‘fairly’, generally appearing in the modifier position of another element. However, what is actually interesting about this lexical item is that its syntactic and semantic behavior seems to have significant implications for polarity sensitivity. Based on the findings of a corpus study (TS Corpus v2), I show that its syntactic distribution is rather constrained since it only appears in positive sentences, excluding negative ones as well as those like if-clauses and questions. Following recent work on polarity sensitivity in the language, I argue that the characteristics of oldukça can be accounted for by way of the semantic notion of (non)veridicality. In other words, oldukça occurs only in veridical contexts but not in nonveridical and antiveridical ones, which makes it a true positive polarity item. One implication of this study is that positive polarity items, just like their negative counterparts, come in different types and display certain variations both within and across languages.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2025-03-20",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8aa1f77bc4",
                "language": "İngilizce",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8aa27e0cdc",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Tarihsel Hafıza ve Edebiyatın Tanıklığı: Sevdalinka’da Bellek ve Kimlik İnşası",
                "creator": " Engin Keflioğlu",
                "subject": null,
                "description": "Bu makale, Ayşe Kulin’in Sevdalinka adlı romanını belleğin kuramsal çerçevesinde inceleyerek edebiyatın tarihsel ve toplumsal hafızayı nasıl inşa edebileceğini tartışmaktadır. Yirminci yüzyılın sonlarında Bosna Savaşı’nın yol açtığı etnik temizlik, soykırım ve zorunlu göç gibi travmatik deneyimler romanda hem bireysel hem de kolektif bellek düzeyinde çok katmanlı bir anlatı sunar. Makale; Maurice Halbwachs’ın kolektif bellek, Jan Assmann’ın kültürel ve iletişimsel bellek, Paul Connerton’un bedenleşmiş ritüeller, Paul Ricoeur’ün anlatısal kimlik ve Pierre Nora’nın hafıza mekânları kavramlarını temel alarak Sevdalinka’nın bellek çalışmalarını nasıl örneklediğini ve onlarla nasıl etkileşime girdiğini ele alır. Roman, Osmanlı mirasından Bogomil inancına uzanan tarihsel atıflar eşliğinde Bosnalı kimliğinin sürekliliğini ve direniş kapasitesini vurgularken savaşın kent dokusunu ve kültürel hafızayı hedef alan yıkıcı etkisini çarpıcı biçimde gözler önüne sermektedir. Bu bağlamda Sevdalinka, hem tanıklık edebiyatının güçlü bir örneği olarak metinsel bir bellek deposu işlevi görür hem de kolektif belleğin yeniden inşa süreçlerine etkin biçimde katılır. Sonuç olarak makale, edebiyatın sadece tarihsel bilgiyi saklamakla kalmayıp travma sonrasında kimlik, mekân ve ritüeller aracılığıyla geleceğe dair yeni hatırlama olanakları sunduğunu göstermeyi amaçlamaktadır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2025-03-20",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8aa27e0cdc",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8aa2f41ccc",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Cerîde-i Sûfiyye Mecmuasındaki Külâh-ı Mevlevî Redifli Şiirler",
                "creator": " Fatih Tigli",
                "subject": null,
                "description": "İzmir Mevlevîhanesi şeyhi Nureddin Dede (v.1920), aynı şehirde yayımlanan Âhenk gazetesinin 07 Rebiülâhir 1332\/20 Şubat 1329\/05 Mart 1914 tarihli 5366 sayılı nüshasında “tâ” revi harfiyle ve “Külâh-ı Mevlevî” redifiyle yazılacak şiirlerin toplanıp bastırılacağını ilan eder. Yine bu çağrısında değişik kişiler tarafından bu revi ve redifle yazılan şiirlerden beyitleri örnek verir. Bu çağrı üzerine gönderilen şiirler gazetenin ilerleyen sayılarında yayımlanır. Şiirlerin kendisi tarafından kitap hâlinde yayınlanacağını belirten Nureddin Dede’nin bu isteği maalesef çeşitli sebeplerden dolayı gerçekleşememiştir. Uzun yıllar Âhenk gazetesinin sayfaları arasında kalan bu şiirler daha sonra Necdet Okumuş tarafından Külâh-ı Mevlevî başlığı altında kitap olarak yayımlanmıştır (2013). Âhenk gazetesinde bu şiirler yayımlanmaya başladığı sırada İstanbul’daki Cerîde-i Sûfiyye mecmuasının da bu şiirleri iktibas etmeye başladığını görüyoruz. Mecmuanın 89-96. sayıları arasında “Âhenk’ten”, “Âhenk refîkimizden” açıklamaları ile iktibas edilen bu “Külâh-ı Mevlevî” şiirlerinin yanı sıra yeni yazılmış, ilk defa Cerîde-i Sûfiyye mecmuasında yer alan şiirler olduğu da tespit edilmiştir. Bu makalede, tespit edilen bu yeni şiirler ele alınmıştır. Bu yeni şiirler arasında çağrıyı yapan ve bu şiirlerin yazılmasına vesile olan Nureddin Dede’nin de şiiri bulunmaktadır. Makalemizde şiirlerin şairleri hakkında bilgiler verilmiş ve manzumeler çeşitli yönleriyle incelenmiştir. Bu inceleme esnasında tasavvuf araştırmalarında önemli bir yeri olan tâc\/tâcnâme kavramları esas alınarak bu şiirlerin bir nevi manzum tâcnâmeler olarak değerlendirelebileceği üzerinde durulmuştur. Nureddin Dede’nin çağrısı üzerine yazılan şiirlerle aynı zamanda kaleme alınan bu yeni metinlerin, Mevlevî şairler veya Mevlevîliğe muhabbeti olan şairlerin bir gelenek hâlinde yazdıkları “Külâh-ı Mevlevî” şiirleriyle oluşan literatürü zenginleştireceğini düşünüyoruz.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2025-03-20",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8aa2f41ccc",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8aa3277703",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Annemin Yüzü ve Annem Gibi Kadınlar Hikâyelerinde Geçmiş Zaman, Anne ve Hatıra",
                "creator": " Ferda Atlı",
                "subject": null,
                "description": "Cumhuriyet Dönemi Türk hikâyeciliğinde önemli bir yere sahip olan Necati Cumalı, eserlerini oluştururken geçmiş zamanda yaşanmış olaylardan, anılardan ve kişilerden fazlasıyla malzeme bulmuş bir sanatçıdır. Florina’dan İzmir’e göç eden bir ailenin evladı oluşu, mübadele döneminde yaşanılan zorluklar ve çekilen özlemler, yabancı bir mekâna -İzmir’e- alışmakla ilgili problemler Cumalı’nın hemen her edebî türden kaleme aldığı eserine sirayet etmiştir. Cumalı’nın kişiliğini ve eserlerini etkileyen ana karakterlerden biri şüphesiz ki kendisinden hayranlıkla bahsettiği annesi Fıtnat Hanım’dır. Yazarın “çalışkan ve zeki” sıfatlarıyla andığı Fıtnat Hanım, özellikle Kente İnen Kaplanlar hikâye kitabında bulunan Annemin Yüzü ve Annem Gibi Kadınlar hikâyelerinde gerçek ile kurgu iç içe geçirilerek anlatılmıştır. Ortaokul çağındaki ismi verilmeyen bir çocuk kahramanın anlatımıyla okuyucuya sunulan bu iki hikâyede anne karakterinin gençliğinden ölümüne kadar olan hayatı oğlunun bakış açısıyla verilmiştir. Annesi ile arasında hayranlıkla karışık güçlü bir sevgi bağı olan çocuk, geçmişi yâd ederken hüzün duymaktadır. Bu çalışkan kadın bütün ömrü süresince ailesinin birliği ve çocuklarının iyi şartlarda yetişmesi için emek veren halkın içinden gelen bir kadındır. Çocuğun zihnine kazınmış olan anne imgesi, annesinden uzak kaldığı zamanlarda da onu yalnız bırakmamakta, annesiyle benzer kıyafetler giyen her kadını annesi zannederek özlem gidermektedir. Çalışmanın amacı psikanalitik edebiyat kuramı çerçevesinde Necati Cumalı’nın Annemin Yüzü ve Annem Gibi Kadınlar hikâyelerinden yola çıkarak yazarın annesi Fıtnat Hanım’ın bu hikâyelerdeki izini sürmektir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2025-03-20",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8aa3277703",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8aa37ee8f5",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Türkçe Rap Şarkı Sözlerinde Nezaket Stratejileri Üzerine Bir İnceleme",
                "creator": " Ferdi Bozkurt,  Burcu Büyükkal",
                "subject": null,
                "description": "Nezaket kavramı, iletişimin önemli bir boyutunu oluşturmaktadır. Brown ve Levinson tarafından geliştirilen ve nezaketin evrensel olduğu görüşünü savunan teori “yüz” olgusu üzerine inşa edilmiştir. Bu teoriye göre, her birey kendi “yüz”ünü koruma ve geliştirme eğilimindedir. Karşılıklı konuşmaların sıklıkla yer aldığı metinlerde, yüz kavramı çerçevesinde şekillenen nezaket stratejileri incelenmektedir. “Yüz tehdit edici eylemler” olarak adlandırılan ve bireyin toplumsal imajına zarar verebilecek davranışlar, iletişimin her türünde ortaya çıkmaktadır. Şarkı sözlerini bir metin olarak ele almak edebiyatın araştırma sahası içine girmektedir. Rap şarkı sözleri sosyal sorunları, siyasî problemleri, günlük yaşamı anlatması; kişisel deneyimlere, hayat hikâyelerine yer vermesi açısından sadece bir müzik türü olarak ele alınmamalıdır. Bu nedenle Türkçe rap şarkılarında dilin kullanımı incelenmiştir. Betimsel bir yaklaşımla ele alınan bu araştırmada Türkiye’de 15 milyondan fazla dinlenmiş rap şarkıları tespit edilmiş ve bu şarkıları söyleyen rap şarkıcılarının ikişer şarkısı seçilerek 25.250 sözcükten oluşan bir derlem oluşturulmuştur. Türkçe rap şarkı sözlerinde kullanılan nezaket stratejileri incelenmiş ve bu şarkılarda en sık kullanılan yüz tehdit edici eylemler tespit edilerek Brown ve Levinson'ın nezaket kuramı çerçevesinde kategorize edilmiştir. Yapılan tespitler sonucunda, rap şarkılarında kullanılan yüz tehdit edici eylemlerin yaygınlığı ve türleri analiz edilmiştir. Diğerinin olumsuz yüzünü tehdit eden eylemler emir ve istek (74), tavsiye (30), nefret ve öfke (14), tehdit ve uyarı (14), güvensizlik (9), isim takma (2), hayranlık ve iltifat (1); dinleyicinin olum yüzünü tehdit eden eylemler uygunsuz hitap sözleri (75), seslenme (21), övünme (20), küçümseme (12), eleştiri (6), suçlama (5), ırkçılık (2), sitem (2) olarak tespit edilmiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2025-03-20",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8aa37ee8f5",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8aa3d73e3d",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "“Aygıt” Kelimesinin Etimolojisi Üzerine",
                "creator": " Ferdi Güzel",
                "subject": null,
                "description": "“Alet, araç” anlamlarını taşıyan “aygıt” kelimesi ölçünlü Türkiye Türkçesine ağızlardan kazandırılmıştır. Tarihî ve çağdaş lehçelerin hiçbirinde bulunmayan aygıt, Türkiye Türkçesi ağızlarında birbiriyle bağlantılı olan birçok anlama sahiptir. Kelimenin daha çok Türkiye Türkçesinin Batı grubu ağızlarında yaygın bir kullanımı vardır. Etimolojik çalışmaların büyük bir kısmında yer almayan bu kelimenin yapısı hakkında bugüne kadar doyurucu bir açıklama yapılamamıştır. Bize göre aygıt kelimesi Türkiye Türkçesi ağızlarında ve bazı çağdaş Türk lehçelerinde “uzun sopa, sırık” anlamına gelen arkıt kelimesi ile bağlantılıdır ve arkıt> aykıt> aygıt şeklinde gelişme göstermiştir. Başlangıçta “çeşitli işler için kullanılan uzun sopa, sırık” anlamını taşımaktayken anlam genişlemesi ve genelleşme ile bazı ağızlarda “alet, araç-gereç” anlamını kazanmıştır. Türkçede damak seslerinin önündeki \/r\/ sesinin \/y\/’ye dönüştüğü bazı örnekler arkıt> aykıt> aygıt gelişiminin ses bilgisi yönünden mümkün olduğunu göstermektedir. Aygıt ile arkıt arasındaki anlam ortaklıkları ve Anadolu ağızlarındaki “ağaç, kereste” anlamını taşıyan bazı kelimelerin aygıt ile benzer anlamlar taşıması da iki kelime arasındaki bağlantıyı desteklemektedir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2025-03-20",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8aa3d73e3d",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8aa44ccb5d",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Kazaklarda Alaş Hareketi ve Ötebay Turmanjanov’un Üslubuna Yansımaları",
                "creator": " Gül Banu Duman",
                "subject": null,
                "description": "19. yüzyılda Kazak topraklarının Ruslar tarafından işgaliyle birlikte bu coğrafyada sosyal, kültürel, siyasi birçok gelişmeler kendini gösterir. Rusların sömürgeci, yayılmacı siyasetleri, halkın haksızlıklara başkaldırmasıyla ve bölgenin aydınlanmasıyla sonuçlanır. 19. yüzyılın sonlarına doğru gerek Rus etkisi ve gerek Usul-i Cedit eğitim ve kültür hareketinin etkisiyle bölgede aydın bir sınıf oluşur. Bu aydınlar Alaş Orda aydınları olarak anılırlar. Alaş Orda hareketi hem siyasi hem edebî bir harekettir. Bu aydınlar görüşlerini edebiyat üzerinden halka duyurmaya çalışırlar. Alaş Orda hareketi sadece Kazak coğrafyasında değil Türkistan’ın farklı coğrafyalarında da etkili olmuştur. Bu güçlü aydınlanma hareketi, Stalin’in baskı döneminde ortadan kaldırılmaya, silinmeye çalışılmış, bu hareketi benimsemiş entelektüeller tasfiye edilmiştir. Alaş Orda’nın yenilikçi fikirlerini benimseyen aydınlar, tutuklamalar, sürgünler ve ölüm cezaları ile susturulmuş, ortadan kaldırılmışlardır. 1938 yılında “Abaycılık, Mağcancılık” suçlamasıyla sürgüne gönderilen aydınlardan biri de Ötebay Turmanjanov’dur. Mağcan bilindiği üzere Alaş Orda hareketinin öncü isimlerinden biridir. Stalin döneminde çok sesliliğe ve çok renkliliğe izin verilmemekte, edebiyat merkezden gelen emirler doğrultusunda şekillenmektedir. Ötebay Turmanjanov’un da kendine has üslubu bu dönemde dikkat çekmiş, hoş karşılanmayarak hedef gösterilmiştir. 20 yıl süren sürgün cezası ancak Stalin’in ölümünden sonra 1958 yılında adının temize çıkmasıyla beraber kalkmıştır. Bu çalışmada Ötebay Turmanjanov’u çağdaşlarından ayıran kendine özgü üslubu, eserlerinden örneklerle ortaya konulmaya çalışılmıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2025-03-20",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8aa44ccb5d",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8aa4a22ceb",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Gelinin Otobiyografik Belleği Bağlamında Kına Türkülerinde Hafıza, Mekân ve Geçmiş",
                "creator": " Gülnaz Çetinkaya",
                "subject": null,
                "description": "Otobiyografik bellek, bireyin kendi yaşamındaki olayları hatırlaması olarak tanımlanmaktadır. Bu belleğin içeriğini kişisel deneyimler, nesne, zaman ve kişi etkileşimine dair olaylar oluşturmaktadır. Yaşam dönemleri, otobiyografik belleğin en önemli bilgi kaynağıdır. Bireylerin deneyimlerini şekillendiren sembolik anlamlarla yüklü bu dönemler insan, nesne ve mekân ilişkisinin çözümlenebileceği, bireysel ve kültürel hatırlamaların en yoğun gerçekleştiği zaman dilimleridir. Arnold Van Gennep, bireyin hayatında önemli etkiler bırakan bu dönemleri “geçiş dönemleri” olarak adlandırmıştır. Geçiş dönemlerinin en önemli özelliği fizyolojik değişimlere dayalı olmasıdır. Fizyolojik değişimlerin ve dönüşümlerin yarattığı etkiler ise psikolojiktir. Hayatın önemli dönemlerinde başlangıçlar ve sona erişlerin yarattığı travmatik etkiler, kültürel yapının denge temeline dayalı öğreti ve uygulamalarıyla azaltılır. İnsan hayatındaki önemli yaşam dönemlerinden biri de evlenmedir. Evlilik, bireyin bir aşamadan başka bir aşamaya geçişini sağlayan önemli eşiklerden biridir. Bu eşikten geçiş belirli ritüellerle gerçekleşmektedir. Bunlardan biri kına gecesi ritüelidir. Kına gecesinde sembolik anlamlarla yüklü pek çok uygulama geçmişten günümüze aktarılmaktadır. Bu gecenin ayrılmaz unsurlarından biri de “kına türküleri” dir. Kına türkülerinde gelin olan genç kızın hayat hikâyesine, anne ve babasının evinden ayrılmasının yarattığı hüzne yer verilir. Bireyin doğup büyüdüğü yerler, anıları, yaşadığı olaylar türkülerde yüzyıllar boyunca dilden dile dolaşır. Türküyü söyleyen ve dinleyen her kadın, türkülerde kendi geçmişine ve yaşamına dair bir şeyler bulur. Böylelikle kına türküleri, kadınların kendi yaşamına dair olayları hatırlatan otobiyografik bellek ve deneyim anlatılarına dönüşür. Bu çalışmada Sivas Şarkışla Emlek yöresine ait, bölgede “baş övme havası” olarak da adlandırılan kına türkülerinden yola çıkılarak otobiyografik belleğe dair tespitlerde bulunulacaktır. Metin merkezli yaklaşımla, imge çözümlemesinin yapılacağı çalışmada kına türkülerinde otobiyografik bellek kodlamalarına dair çözümlemeler yapılacaktır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2025-03-20",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8aa4a22ceb",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8aa4f6e98e",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Anadolu Ağızlarında Yaşayan ‘-k-’ ve ‘-t-’ Çatı Ekleri Üzerine",
                "creator": " Halilibrahim Ertürk",
                "subject": null,
                "description": "Çatı ekleri, fiillere eklenerek onların anlamında kısmi değişikliklere yol açan, diğer yapım ekleri gibi yeni ve farklı bir fiil türetmeksizin eklendiği fiilde bildirilen işi yapanı veya işten etkileneni, bu ikisi arasındaki ilişkiyi değiştiren müstesna yapım ekleridir. Diğer bir ifadeyle fiil çatısı; öznenin kimliği, sayısı, işin yapılış biçimi, işten etkilenen kişi ya da nesne bakımından fiilin özne ile bağlantı durumudur. Bu ekler, türetme işlevine sahip olan diğer yapım ekleriyle kıyaslandığında, bunların yeni ve farklı bir anlam oluşturmadıkları, eklendiği fiile farklı bir nüans kattıkları görülür. Türkçe gramer kaynaklarının hemen tümünde kendine yer bulan bu konu, benimsenen yaklaşımlar bakımından birtakım eksiklik ve düzensizlikleri de içinde barındırır. Ancak bu çalışmanın konusu, Anadolu ağızlarında yaşamakta olan bazı müstesna çatı ekleri olduğundan, çalışma kapsamında fiil çatısı hususunda kaynaklarda görülen sorunlar üzerinde durulmamış; yalnız başlıca kaynaklarda fiil çatısı konusunun işlenişine değinilmiştir. Bu çalışmanın amacı, başlıca Türkçe gramer kaynaklarında birbirine benzer bir şekilde sınıflandırılan fiil çatılarının yaşayan Anadolu ağızlarında karşılaşılan müstesna görünümlerini tespit etmektir. Çalışmanın örneklemi olarak alınan Derleme Sözlüğü’nün taranması yoluyla, bugün başlıca kaynaklarda yer verilmeyen “-k- ve -t-” çatı eklerinin kullanım örnekleri tespit edilmiş, bu eklerin eklendiği sözcüklerin morfolojik yapıları tahlil edilmiş ve çatı ekinin semantik açıdan işlevi tespit edilmeye çalışılmıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2025-03-20",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8aa4f6e98e",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8aa56e9871",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Süsenin Klasik Türk Şiirindeki Anlam Yolculuğu",
                "creator": " Hanım Yımaz",
                "subject": null,
                "description": "İnanışlara ve kültürlere ait kadim bilgiler “toplumsal bilinçdışı”nın aktarımıyla, sanatçının altbilincinde yer edinir. Böylelikle bu bilgilerin izleri sanat eserlerinde takip edilebilir hâle gelir. Bu izlere, çokkatmanlı anlam dünyasına sahip klasik Türk şiirinde de rastlamak mümkündür. Bu şiirdeki bazı sözcüklerin ve ifadelerin kökeni sorgulandığında onlara kadim bilgilerin kaynaklık ettiği görülmektedir. Metinleri anlamladırma sürecinde, köken bilgisi odağında bir çözümleme yapıldığında okuyucunun zihninde daha belirgin bir görüntü oluşabilecektir. Buradan yola çıkılarak bu çalışmada, “iridaceae” familyasına ait bir bitki olan süsen çiçeğinin metinlerdeki görünümünü, onun sembolik ve mitolojik kökenleri odağında yorumlayabilmek amaçlanmıştır. Bunun için de ilk adımda süsene dair mitoloji ve sembol kaynaklarındaki bilgilere ulaşılmaya çalışılmıştır. Ardından süsen çiçeğinin geçtiği mısralara 148 divan, 43 mesnevi, 11 şiir mecmuası taranarak ulaşılmıştır. Sonrasında ise kaynaklarından elde edilen bilgiler ve süsenin geçtiği mısralar karşılaştırılmıştır. Bu karşılaştırma sonucunda mitoloji ve sembol kökenli bilgilerin mevcut mısralarla çeşitli bağlamlarda örtüştüğü görülmüştür. Buradaki çalışmada ise, süsen hakkında ulaşılan mitolojik ve sembolik bilgilerin odağında, onun metinlerdeki bağlamlarına dair bulgular değerlendirilecektir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2025-03-20",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8aa56e9871",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8aa5c88319",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Dîvânu Lugâti’t-Türk Söz Varlığı İçerisinde Tıp Bilimi Sözcük ve Terimleri",
                "creator": " Hasan Ali Çeti̇n",
                "subject": null,
                "description": "Kâşgarlı Mahmud tarafından XI. yüzyılın ilk yarısında yazılan Dîvânu Lugâti’t-Türk, Türkçeden Arapçaya ansiklopedik bir sözlük mahiyetinde olup Türk lehçelerini bir arada sunma gayesiyle kaleme alınmıştır. Zengin içeriği ile geniş bir Türkiyat ansiklopedisi görünümünde olan eser, gramer, diyalektoloji, etnoloji, coğrafya, onomastik, halk bilimi, halk hekimliği, şiir, atasözü gibi çeşitli alanlara dair önemli bilgiler ve metin örnekleri ihtiva etmektedir. Bu çalışmada, Dîvânu Lugâti’t-Türk’ün söz varlığı içerisinde halk hekimliği, tıp ve eczacılık alanlarıyla ilgili tespit edilen sözcük ve terimler ile bu terimlerin sınıflandırılması yer almaktadır. Metinde sağlık bilimlerine dair yer alan sözcük ve terimlerin içinde geçtiği cümle örnekleri ışığında ulaşılan tespit ve tahliller dikkate sunulmuştur. Eserde sağlık bilimleriyle ilgili olarak yer alan sözcükler, terim olma sürecine girmiş sözcükler ile terimler, eserin yazıldığı döneme ait tıbbi söz varlığını bir arada görebilme yönüyle anlamlı bir veri oluşturmaktadır. Çalışmada ana kaynak olarak Ahmet B. Ercilasun ve Ziyat Akkoyunlu tarafından hazırlanan Dîvânu Lugâti’t-Türk adlı eser kullanılmıştır. Eserin Dizin bölümünde geçen ilgili sözcük ve terimler, Dîvânu Lugâti’t-Türk’ün el yazması metninde geçtikleri yerlerin sayfa numaraları ile çevirideki sayfa numaralarıyla birlikte verilmiştir. Tablolar hâlinde sınıflandırılan sözcük ve terimler “anatomi terimleri, hastalık terimleri, tedavi-ilaç terimleri, beden görünüşüyle ilgili terimler ve diğer sağlık terimleri” gibi başlıklar altında konu temelli olarak tasnif edilmiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2025-03-20",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8aa5c88319",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8aa61e2bcc",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Gramsci’nin Hegemonya Kuramına Göre 141. Basamak Oyununun Analizi",
                "creator": " Hasan Cuşa",
                "subject": null,
                "description": "Vedat Türkali (1919–2016), şiir, roman, tiyatro ve sinema gibi farklı sanat dallarında eserler üreten çok yönlü bir sanatçıdır. Türkali, tiyatroyu toplumsal gerçekliklerin ve tarihsel çelişkilerin eleştirel bir şekilde ele alınmasını sağlayan güçlü bir ifade aracı olarak görmüştür. Bu bağlamda, eserlerinde toplumun farklı kesimlerini temsil eden karakterler aracılığıyla toplumsal sorunları tartışmaya açmıştır. 141. Basamak, bireysel özgürlüklerin sınırlarını, toplumsal eşitsizlikleri ve ideolojik mücadeleleri irdeleyerek izleyiciyi düşünmeye ve sorgulamaya yönlendiren bir tiyatro metnidir. Bu çalışma, 141. Basamak’ı Antonio Gramsci’nin hegemonya kuramı çerçevesinde çözümlemeyi amaçlamaktadır. Gramsci’nin kuramı, iktidarın yalnızca zor ve baskı araçlarıyla değil, aynı zamanda ideolojik rıza üretimi aracılığıyla nasıl sürdürüldüğünü açıklar. Bu doğrultuda, çalışmada oyunda yer alan karakterlerin toplumsal düzene karşı geliştirdikleri direniş stratejileri ve bu süreçte aydınların üstlendikleri roller analiz edilmiştir. Çalışmanın kapsamı, Gramsci’nin hegemonya, tarihsel blok, siyasal ve sivil toplum, organik ve geleneksel aydın, mevzi ve manevra savaşı gibi temel kavramları ışığında oyunun karakterlerinin diyalogları, eylemleri ve ilişkilerinin değerlendirilmesiyle sınırlıdır. Yöntem olarak, oyunun dramatik yapısı ve tematik içeriği Gramsci’nin kavramsal araçları temel alınarak incelenmiştir. Sonuç olarak, 141. Basamak’ın Gramsci’nin hegemonya kuramının dramatik bir temsili olduğu ve eleştirel tiyatro geleneği içinde özgün bir yere sahip olduğu sonucuna ulaşılmıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2025-03-20",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8aa61e2bcc",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8aa675462a",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Afşar Timuçin’in Bizi Biz Yapan Sevda Romanında Tematik Yapıyı Temsil Eden Kişiler",
                "creator": " Hatice Yıldız",
                "subject": null,
                "description": "İnsanı, onun içinde yaşadığı çevreyi ve zamanı anlatan romanın önde gelen unsurlarından birisi de kişiler dünyasıdır. Bir romanın olay örgüsünü harekete geçirebilecek yegâne varlık, kurmaca evrenin kişisi olabilir. Gerçek dünyadan esinlenerek kurgulanan roman kişileri, ait oldukları kurmaca evrenin yasalarına uygun bir yaşam sürerler. Onların gerçekliği yazarın muhayyilesine ve kurgusuna bağlı olarak ortaya çıkar. Romancı tarafından yerleştirildikleri olay örgüsünde, metnin tematik yapısına hizmet edecek şekilde donatılırlar. Bu bakımdan roman kişileri, edebî eser incelemelerinde üzerinde dikkatle durulması gereken varlıklardır. Felsefeci kimliğinin yanı sıra edebiyatçı olarak da öne çıkan yazar Afşar Timuçin, romanlarında insanı ve onun yaşam mücadelesini anlatır. Temelinde büyük bir insan sevgisinin yattığı romanlarında karakterlerini aşk, yalnızlık, aile, evlilik gibi temalar etrafında kurgular. Yazarın son romanı Bizi Biz Yapan Sevda (2014) da bu izleklerin takip edildiği bir eser görünümündedir. Timuçin, romanın başkişisi Asım’ı hayatına giren kadınlarla sınar. Roman kişileri birbirine sevgiyle bağlı olmakla birlikte toplumsal değerler ve sorumluluklar araya girdiğinde yaptıkları tercihlerle öne çıkarlar. Bu çalışma roman kişilerinin birbirleriyle kurduğu ilişkileri metnin teması etrafında incelemeye çalışacaktır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2025-03-20",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8aa675462a",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8aa6e9b710",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Sözlü Kültürden Görsel Kültüre Türk Sinemasında Nasreddin Hoca’nın Eğitsel Yönü",
                "creator": " İhsan Koluaçık",
                "subject": null,
                "description": "Kültür, geçmişten geleceğe toplumların taşıdığı maddi ve manevi birikimlerin bütünüdür. Halk bilimi (folklor) maddi ve manevi birikimlerin içerdiği kültür ürünlerini diğer disiplinlerin de yararlanabileceği bir şekilde bilgiye çevirir. Halk biliminin önemli bir parçası olan sözlü kültür, halk kültürünün bireyden bireye toplumdan topluma aktarılmasını sağlar. XIII. yüzyılda Anadolu coğrafyasında yaşamış önemli şahsiyetlerden biri olan Nasreddin Hoca, Türk kültürünün ve sözlü geleneğin önemli bir parçasıdır. Yaşamı, fıkraları, hikâyeleri ve insanlığa mâl olmuş özellikleriyle evrensel bir kimlik kazanan Nasreddin Hoca, kıtalar arası boyutta değer görmüştür. Nasreddin Hoca fıkralarıyla mizahı bir eğitim aracı olarak kullanarak toplumun eğitimine önemli ölçüde katkı sunmuştur. Fıkraların büyük bölümü, insanları güldürürken düşündürtmekte ya da onlara ders vermektedir. Sözlü kültür ve halk bilimi diğer disiplinlerle ilişki içindedir. Sinema, halk kültürünün sağladığı imkânlardan yararlanan sanat dallarındandır. Türk sözlü kültürünün parçası olan Nasreddin Hoca, Türk sineması tarihi incelendiğinde beş kez beyaz perdeye aktarılmış olsa da sinemacılar tarafından hak ettiği ilgiyi görememiştir. Ulaşılan filmler incelendiğinde Hoca’ya ait değerlerin tam olarak yansıtılamadığı, filmlerin içerik açısından ve teknik bakımdan bir yetkinlik gösteremediği dikkat çekmiştir. Çalışmada sözlü kültür ve sinema sanatı ilişkisi ekseninde amaca yönelik örneklem çerçevesinde Nasreddin Hoca’nın Türk sinemasındaki imgesinin ve eğitsel yönünün deskriptif (betimleyici) yöntemle ele alınması amaçlanmaktadır. Bu noktada Emel Koç’un 16 maddelik eğitim ilkeleri belirleyici olmuştur. İncelenen iki filmde de Nasreddin Hoca tiplemesinin eğitsel yönünün yeterli düzeyde olmasa da ön plana çıkarıldığı görülmüştür.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2025-03-20",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8aa6e9b710",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8aa74027fb",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Mehmet Akif&#039;te Firavun İmgesi: “Firavun ile Yüz Yüze” Şiiri Analizi",
                "creator": " Mehmet Şahin",
                "subject": null,
                "description": "Bu çalışma, Mehmet Akif Ersoy'un \"Firavun ile Yüz Yüze\" şiirini edebî sanatlar, üslup özellikleri ve tematik açıdan incelemektedir. Çalışma, metin analizi ve yakın okuma yöntemleriyle şiiri çözümlemektedir. Şiirde üç temel izlek öne çıkar: İktidarın geçici doğası, kibirli yönetimin sonuçları ve ilahi adaletin kaçınılmazlığı. Firavun’un mezar odasındaki karşılaşma, insanın kibir ve zulüm dolu ihtiraslarının sonuçsuzluğunu gözler önüne seren bir alegoriye dönüştürülmüştür. Şiirde mekânsal sembolizm güçlüdür: Nil Nehri hayatın ve medeniyetin akışını, piramitler insanın ölümsüzlük arzusunu ve kibrini, mezar odası ise insanın son durağını ve bütün ihtirasların sonuçsuzluğunu sembolize eder. Şiirin yapısal özellikleri, edebî sanatları ve üslup katmanlarının sistematik bir şekilde analiz edildiği araştırmada üç aşamalı bir inceleme yöntemi izlenmiştir. İlk aşamada yapısal analiz gerçekleştirilmiş, şiirin teknik özellikleri (vezin, kafiye düzeni, nazım biçimi) incelenmiştir. İkinci aşamada edebî sanatların tespiti ve sınıflandırılması yapılmış, teşbih, istiare, tezat, teşhis, mübalağa, tenasüp ve istifham sanatlarının kullanımı örneklerle analiz edilmiştir. Son aşamada ise üslup incelemesi yapılarak betimleyici, eleştirel, dramatik, hitabet, ironik, didaktik ve realist üslup özellikleri belirlenmiştir. Üslup özelliklerinde ise betimleyici ve eleştirel anlatımın ön plana çıktığı belirlenmiştir. Çalışma, Mehmet Akif'in şiirinde edebî sanatları ve farklı üslup özelliklerini başarıyla kullanarak tarihsel bir olay üzerinden evrensel temalara ulaştığını ortaya koyup koymadığını tespit etmeye yöneliktir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2025-03-20",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8aa74027fb",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8aa795a939",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Türk Edebiyatı Kimin?",
                "creator": " Metin Kayahan Özgül",
                "subject": null,
                "description": "Avrupa'da ulus devlet olma bilinci Machiavelli'ye kadar götürülebilir; ancak kavme dayalı bir anlayışın dünyada etkisini göstermesi Fransız İhtilali sonrasında gerçekleşir. 18. yüzyıldan sonra etkisini gösteren bu anlayış Osmanlı topraklarının dağılmasına sebep olsa da Türk toplumunda kavme dayalı bir anlayış tarihin en erken dönemlerinde dahi asla benimsenmemiştir. Türkler \"öteki\" ile bir arada yaşama bilincini erken edinmiş bir millettir. Öyle ki Sibirya tundralarından güneye indikleri andan itibaren başka kavimlerle kaynaşmakta bir mahzur görmemişlerdir. Hatta farklı din ve kavimlerle çabucak kaynaşmış, onların alfabelerini kullanmış, farklı dillerden pek çok kelime almış, başka kavimlerin zihniyetlerine karşı kucaklayıcı bir tavır sergilemiştir. Bu geniş, kuşatıcı, kucaklayıcı tavır\/ bakış açısı Türk diline bakıldığında da hemen fark edilmektedir. Türkler iletişimde, etkileşimde bulunduğu diğer kültürlerden kültürel ögeler alıp onu kendi üst kültür potasında eritmekte, başka dillerden aldığı kelimeleri kendi dili içerisinde kendine mal etmekte herhangi bir mahzur görmemiştir. Bu sebeple bir eserin Türk edebiyatına dâhil edilmesi için esas kıstas, Türk dili ile yazılmış olmak olmalıdır. Bu çalışma, bir eserin Türk edebiyatı içerisine kabul edilmesi için gereken kıstasın ne olması ve bu bağlamda hangi eser ve yazarların Türk edebiyatı içerisinde değerlendirilmesi gerektiği problematiğine cevap aramaktadır. Burada önce, Türklerin tarih sahnesinde çıktıkları ilk andan itibaren başlayarak kronolojik bir genel çerçeve çizilmiş, çerçeve içerisinde Türk edebiyatını dâhil edilmesi gereken eser ve yazarlardan söz edilirken Batıda bu konuda nasıl bir tavır sergilendiğine de karşılaştırmalı olarak yer verilmiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2025-03-20",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8aa795a939",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8aa80c2f98",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Üzümlük (Parês) Köyü Düğün Töreni ve Türküleri",
                "creator": " Neti̇ce Toprak,  Rezan Karakaş",
                "subject": null,
                "description": "İnsanlık tarihi boyunca aile kurumu; toplumun temel yapı taşı olarak kabul edilmiş, saygı görmüş ve evliliğin gerçekleşmesi için maddi ve manevi birçok çaba sarf edilmiştir. Ailenin kuruluşunun en büyük göstergesi olarak da düğün törenleri düzenlenmiştir. Günümüze kadar evrilerek de olsa varlığını devam ettiren düğün, içerisinde pek çok kültürel unsuru barındırmıştır. Bu çalışmada temel amaç Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yer alan Siirt’in Eruh ilçesine bağlı Üzümlük (Parês) köyünün 1940- 1980 yılları arası düğün geleneklerinde bulunan düğün öncesi, düğün sırası ve sonrasında yapılan unutulmaya yüz tutmuş örfleri, adetleri, uygulamaları ve seslendirilen ezgileri bütün ayrıntılarıyla ortaya koymaktır. Köyün dönemi itibariyle bölgenin en kalabalık, en bilinen köylerinden biri olması, köyün hiçbir zaman terk edilmemiş ve zengin bir geleneğe sahip olması çalışma sahası olarak belirlenmesindeki temel etkenlerdir. Araştırma süresince yörede doğup büyümüş veya bir dönem yörede ikamet etmiş olan bireylerle görüşülmüştür. Çalışma kapsamında 27’si kadın, 6’sı erkek olmak üzere toplam 33 kaynak kişiyle görüşme yapılmıştır. Kaynak kişilerin rızasının bulunmaması nedeniyle yalnızca 10 kişinin bilgilerine yer verilmiştir. Görüşmeler sonucunda düğünlerle ilgili bazı örf, adet ve uygulamanın eskisi kadar olmasa da günümüzde hala devam ettiği gözlemlenmiştir. Yapılan bu çalışma; derlenen bilgiler ışığında, köklü ve zengin bir folklor potansiyeline sahip köyün “evlenme” geçiş dönemi uygulamaları kayıt altına alınmış olması yönünden önemlidir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2025-03-20",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8aa80c2f98",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8aa863345b",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Kemal Tahir’in Devlet Ana Romanında Ordu-Millet Anlayışı",
                "creator": " Önder Karaduman,  Selami Alan",
                "subject": null,
                "description": "Kemal Tahir, tarihî roman yazarlığı alanında Türk edebiyatının önde gelen isimlerinden biridir. Eserlerinde dönem ve olayları ele alırken yaşananları yalnızca bir zaman dizgisi olarak değil, toplumsal ve siyasal süreçlerin bir ürünü olarak değerlendirir. Bu nedenle romanlarında olayları zamanın sosyolojik, ekonomik ve siyasî unsurlarını da göz önünde bulundurarak neden-sonuç ilişkisi içinde anlatır. Yazarın bu doğrultuda kaleme aldığı romanlardan biri, 1967 yılında yayımlanan Devlet Ana’dır. Romanda bir taraftan Osmanlı Devleti’nin kuruluş ve büyüme mücadelesi işlenirken diğer taraftan Türklerin Orta Asya kültürü ve İslâm inancını harmanlayarak oluşturdukları kültürel ögeler yansıtılır. Başka bir ifadeyle yazar romanda, Osmanlı toplumunu oluşturan temel kimlik kodlarını kendi bakış açısıyla irdeler. Dönemin koşullarından ve toplum düzeninden hareketle, Osmanlı’nın kendine özgü sosyal yapısının temellerini ortaya koyar. Bu bağlamda Kemal Tahir, Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda rol oynayan hususlardan biri olarak Türklerin ordu-millet anlayışına dikkat çeker. Türklerin askerî temelli bir toplumsal yapıya sahip olduğunu ve mevzubahis anlayışın Orta Asya’dan başlayarak Osmanlı Devleti’ne kadar süregeldiğini vurgular. Tematik verilerden hareketle metin çözümlemesi yapılan bu çalışmada, yazarın ordu-millet anlayışını Devlet Ana romanına nasıl yansıttığı incelenmiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2025-03-20",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8aa863345b",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8aa8bb4de6",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Mehmed (Çaylak) Tevfik’in İki Gelin Odası Adlı Eserinin Halk Kültürü Unsurları Açısından Değerlendirmesi",
                "creator": " Serap Tanyıldız",
                "subject": null,
                "description": "Mehmed Tevfik, diğer adıyla Çaylak Tevfik (1843-1893) gazete-dergi yayıncılığı, tezkire yazarlığı ve folklor araştırmalarıyla öne çıkmış önemli bir kültür adamıdır. Yazar, özellikle İstanbul başta olmak üzere ülkenin birçok şehrinde bulunmuş; unutulmaya yüz tutmuş bazı âdetleri eserleriyle kaydetme çabasında olmuştur. Mehmed Tevfik’in mizahî metin yazarlığı da bilinmektedir. İncelemeye konu olan İki Gelin Odası adlı eseri de on dokuzuncu yüzyıl İstanbul’undaki birtakım kültürel unsurların kayda alındığı önemli bir kaynaktır. Yazarın birbiriyle bağlantılı birkaç hikâyeyi birleştirerek oluşturduğu bu eser, o zamanın düğün âdetlerini, konaklardaki yaşamı, insanlar arasındaki iletişimi, idari ve ilmi yapıyı ve konaktan sokağa taşan sosyal manzarayı detaylı tasvirlerle okura yansıtır. Eser, sonu ölümle biten trajik bir hikâyeyi konu edinir. Birbiriyle ilintili üç bölümden oluşan eser bir dram romanı sayılabilir. Buna rağmen dönemin halk kültürü unsurlarını etraflıca işleyen önemli bir kaynak olması yönüyle değer taşımaktadır. Eserin Latin alfabeli baskısı olmadığı için örnek metinlerin alıntılanmasında 1301 tarihli eski yazılı matbu nüsha esas alınmıştır. Bu çalışmada yazarın İki Gelin Odası’nda bazı vurgularla öne çıkardığı halk kültürü unsurları tespit edilip değerlendirilmeye çalışılmıştır. Bu çerçevede eski yazılı metin baştan sona okunmuş, tespit edilen unsurlar muhteva esasına göre tasnif edilmiştir. Bununla birlikte yazarın halk kültürüne ilişkin diğer eserleri de gözden geçirilmiştir. Elde edilen bulgulara göre eserdeki halk kültürü unsurları evlilikle ilgili uygulamalar, batıl inanışlar, ölümle ilgili uygulamalar ve kalıplaşmış söz varlığı gibi başlıklar altında tasnif edilerek değerlendirilmiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2025-03-20",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8aa8bb4de6",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8aa9541dce",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Moğol Dönemi (XIII-XIV. Yüzyıl) Uygurcası Nasıl Adlandırılmalıdır?",
                "creator": " Ümit Başkaya",
                "subject": null,
                "description": "Bu çalışmada, Moğol dönemi (XIII-XIV. yüzyıl) Uygurcasının dilsel ve tarihsel bakımdan nasıl sınıflandırılması ve adlandırılması gerektiği konusu ele alınacaktır. Bilindiği üzere Türkçenin IX. yüzyıldan XIV. yüzyıla kadar Uygurlar tarafından yazıya geçirilen biçimine Eski Uygurca\/Eski Uygur Türkçesi adı verilmektedir. Ancak yaklaşık 600 yıllık bu uzun tarihî süreçte Uygur dili, doğal olarak bir dizi dilsel değişim yaşamıştır ve son dönem olan Moğol döneminin dili, IX. yüzyılın Uygurcasından önemli ölçüde farklılaşmıştır. Buna mukabil Moğol dönemine ait Uygur metinleri, kronolojik olarak Eski Türkçe için belirlenen tarih aralığının da dışındadır. Yani bir kısım Uygur metni (IX-XII. yüzyıl aralığında yazılanlar) Eski Türkçe dönemine aitken metinlerin diğer bir kısmı (XIII-XIV. yüzyıl aralığında yazılanlar) Orta Türkçe dönemine aittir. Bu durumda, Uygurcanın Eski Türkçe dönemine ait biçimiyle Orta Türkçe dönemine ait biçiminin tek bir dönem olarak ele alınması kronolojik açıdan problemlere neden olmaktadır. Ayrıca bu durum, Moğol dönemindeki dilsel farklılıklarının göz ardı edilmesini de beraberinde getirmektedir. Dolayısıyla, bu problemli durumun giderilmesi için, Moğol dönemi Uygurcasının hem dilsel özellikleri hem de kronolojik durumu nedeniyle Eski Uygurca döneminden ayrı bir dönem olarak ele alınıp incelenmesi gerekmektedir. Bu doğrultuda Moğol dönemi Uygurcasının neden Eski Uygurcadan ayrı bir dönem olarak ele alınması gerektiği konusu farklı yönleriyle ele alınarak bu dönemin “Erken Orta Uygurca” şeklinde adlandırılması önerilecektir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2025-03-20",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8aa9541dce",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8aa988e6ea",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Türk Romanında Transhümanizm: Yalnızlar İçin Çok Özel Bir Hizmet Romanında Transhümanist İzlekler ve Ögeler",
                "creator": " Yaşar Şi̇mşek",
                "subject": null,
                "description": "Transhümanizm, bilim ve teknoloji aracılığıyla insanın doğal sınırlarını aşma, gelişmiş yeteneklere sahip olma düşüncesine odaklanan felsefi ve kültürel bir harekettir. Bu hareketin temelinde teknolojik müdahalelerle insanın fiziksel ve zihinsel kapasitesini arttırmak, ölümsüzlüğe ulaşmak yatmaktadır. Transhümanistler, insan yaşamını iyileştirmek amacıyla biyoteknoloji, genetik, yapay zekâ, nöroloji, nanoteknoloji gibi uygulamaların kullanımını savunurlar. Ömrü uzatmak, yaşlanmayı geciktirmek, sağlık sorunlarını ortadan kaldırmak, bedensel ve zihinsel kapasiteyi arttırmak bu düşüncenin genel hedeflerini oluşturmaktadır. Transhümanist felsefe zamanla sanatı etkilemiş; bu düşüncenin savları, verimleri çeşitli sanat dallarında (edebiyat, sinema, resim, heykel) ele alınmıştır. Türk edebiyatında özellikle roman türünde transhümanist ögelerin ve izleklerin bazı yönleriyle işlendiği görülmektedir. Bu makalede Murat Gülsoy’un Yalnızlar İçin Çok Özel Bir Hizmet romanı, transhümanizm kavramı etrafında incelenmiştir. Makalede öncelikle transhümanizmin tanımı, kapsamı ve sınırlılıkları üzerinde durulmuş; ardından bu düşüncenin sanat, edebiyat ve romandaki yansımalarına değinilmiştir. Daha sonra Murat Gülsoy’un kurgusal eserlerinin bilim, teknoloji bağlamında transhümanizmle ilişkisi açıklanmıştır. Son olarak Yalnızlar İçin Çok Özel Bir Hizmet romanı transhümanizmin ilkeleri ve özellikleri etrafında değerlendirilmiş, eserdeki transhümanist izlekler ve ögeler belirginleştirilerek yorumlanmıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2025-03-20",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8aa988e6ea",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8aa9e20f9e",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "16. Yüzyıldan Müellifi Meçhul Bir Arapça-Türkçe Manzum Sözlük",
                "creator": " Yunus Kaplan",
                "subject": null,
                "description": "Klasik Türk edebiyatı geleneğine zenginlik katan eser türlerinden biri de farklı bir dil öğretiminde yardımcı kaynak olarak kullanılmak üzere hazırlanan sözlüklerdir. Değişik hacim, muhteva ve şekillere sahip olan bu eserlerin çoğunluğu mensur olsa da azımsanmayacak sayıda manzum sözlük de tanzim edilmiştir. Yaklaşık altı asırlık bir dönemde varlık gösteren klasik Türk edebiyatı geleneğinde yüzün üzerinde manzum sözlüğün varlığı tespit edilerek bu eserler ilim âleminin istifadesine sunulmuştur. Bu çalışmalarda farklı diller için kaleme alınanlar olmakla birlikte manzum sözlüklerin daha çok Arapça ve Farsçanın öğretiminde kullanılmak üzere hazırlandıkları ortaya konmuştur. Hem hakkında kaynaklarda herhangi bir bilgi bulunmayan hem de müellifi meçhul olan Arapça-Türkçe şeklinde tanzim edilen ve çalışmamızın esası olan sözlük de manzum sözlük silsilesinin halkalarından birini teşkil etmektedir. Müellif tarafından telif tarihi 957\/1550-51 yılı olarak zikredilen eser, beyit sayısı 15 ile 41 arasında değişen 9 kıtʻalık sözlük ve 6 beyitlik hâtime bölümlerinden oluşmaktadır. 196 beyitlik sözlük kısmını teşkil eden kısımlardan yedisi kıt‘a, ikisi ise mesnevi nazım şeklindedir. Eserde 900 Arapça kelimenin Türkçe karşılığına yer verilmiştir. Bu çalışmada şimdiye kadar çeşitli vesilelerle tespit edilen Arapça-Türkçe şeklinde tanzim edilmiş manzum sözlükler hakkında özet mahiyetinde bilgiler verildikten sonra, şimdilik bilinen tek yazma nüshası Süleymaniye Kütüphanesinde Yazma Bağışlar Koleksiyonu 5154 numarada kayıtlı olan manzum sözlüğün şekil ve muhteva özellikleri üzerinde durularak çeviri yazılı metnine yer verilmiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2025-03-20",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8aa9e20f9e",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        }
    ]
}



