{
    "issueRecord": {
        "header": {
            "identifier": "oai:https:\/\/www.adeddergi.com\/:sayi\/68a8a7ca1b2dd",
            "datestamp": "2025-07-20"
        },
        "metadata": {
            "title": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi, Cilt: 9 Sayı: 2",
            "creator": "",
            "subject": "",
            "description": "",
            "publisher": "Prof. Dr. Mehmet Özdemir",
            "date": "2025-07-20",
            "type": "Journal Issue",
            "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/sayi\/68a8a7ca1b2dd",
            "language": "tr",
            "rights": "Creative Commons"
        }
    },
    "articles": [
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8a80037134",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "“Türk Sanat Mûsikîsi Meçhul Güfteler Projesi”ne Bir Katkı: Mûsâ Kâzım Paşa ve Sâkînâmesi",
                "creator": " Abdulmuttalip İpek",
                "subject": null,
                "description": "Şiir ve mûsikî arasındaki ilişki, yalnızca sanatsal üretimin değil, aynı zamanda gündelik hayatın da şekillenmesinde etkili köklü bir ilişkidir. Bu birlikteliğin ve ilişkinin izleri, insanlık tarihi kadar eski olup özellikle Türk kültür ve medeniyetinde belirgin bir şekilde gözlemlenmektedir. Klasik Türk mûsikîsinin meşke dayalı sözlü temelini oluşturan güfteler, çoğunlukla divan edebiyatına ait gazel, kaside, murabba, kıt’a, terkib-i bend gibi nazım şekilleriyle kaleme alınan şiirlerden meydana gelmiştir. Bu durum ise şiirin mûsikî ile kurduğu bağı yalnızca estetik düzeyde değil, yapı ve form açısından da derinleştirmiştir. Bu makalede, XIX. yy. divan şairlerinden Koniçeli Mûsâ Kâzım Paşa’nın (1822-1889) Dîvân’ında yer alan ve her bir bendi 9 beyit olmak üzere toplamda 7 bend ve 63 beyitten oluşan sâkinâme türündeki terkib-i bendi ele alınacaktır. “Sâkî çevir dem-â-dem câm-ı safâ-medârı \/ Bezm-i felekde tutsun hurşîd şermsârî” şeklinde başlayan şiir, Türk mûsikîsinin neo-klasik ve romantik sanat akımının kurucusu kabul edilen bestekâr ve hânende Hacı Ârif Bey (1831-1885) tarafından nihavend makamında bestelenmiştir. Ancak Türk Sanat Müziği repertuvarındaki notalarda 9089 repertuvar numarası ile kayıtlı bu eserin güftekârı için “meçhul” kaydı düşülmüş olup eser, Türk Sanat Müziği Meçhul Güfteler Projesi’ndeki güftekârı meçhul 5619 eser listesine dahil edilmiştir. TRT repertuvarında makamı, formu, usulü, bestekârı ve eski harflerle ilk mısraı belirtilmiş olan eserin notasının en altında ise Latin harfleriyle ve sonradan eklendiği anlaşılan iki beyit yer almaktadır. Ancak sâkînâme türündeki şiirin ilk iki beytinin yer aldığı bu kısım silik ve ikinci beytin ikinci mısraının üzeri çizili vaziyettedir. Bu makale ile hem söz konusu eserin güftesinin kime ait olduğu tespit edilmiş olacak hem de sâkînâme türündeki şiir ve daha özelde ise nihavend şarkı formundaki eserin güftesi incelenerek gerek repertuvar gerek ilgili kaynaklardaki eksik\/hatalı kısımlar üzerine bir değerlendirme yapılacaktır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2025-07-20",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8a80037134",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8a8016a4d8",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "İkinci Yeni’yi Nasıl Okumalı? İkinci Yeni Şiirinin Alımlanışı, Tartışılması ve Dışlanışı",
                "creator": " Ataberk Hacimale",
                "subject": null,
                "description": "İkinci Yeni, ortaya çıktığı ilk andan itibaren yoğun tartışmaların odağında olmuş, yenilikçi bir şiir hareketidir. İkinci Yeni’yi meydana getiren şairlerin kaleme almış oldukları şiirleri inceleyen kimi eleştirmenler, bu yeni üslup karşısında şaşkınlığa uğramış ve bu şiirin alışageldik şiir yazma biçimlerini yıkıma uğratan yenilikçi edebi tarzını anlamlandırmakta güçlük çekmiştir. Bu anlaşılamamışlık hâli, İkinci Yeni’yi ortaya çıktığı ilk dönemde değerlendirmeye çalışan eleştirmenlerin incelemelerindeki kafa karışıklıklarında gözlemlenmektedir. Bu yeni şiire sahip çıkanlar da, onu anlamsızlıkla itham edip “kaçış şiiri” olmakla suçlayanlar da İkinci Yeni’yi değerlendirirken eski ezberlerle hareket etmiş ve bu sebeple eleştirilerinde yüzeysellikten kurtulamamıştır. İkinci Yeni’yi değerlendiren isimlerin düştükleri ortak hata, bu şiiri izlenimci bir tutum takınarak değerlendirmeye çalışmış olmalarıdır. Şiirin neyi başarmaya çalıştığını merkeze almaktan çok ona yansıtılan beklentileri karşılayıp karşılamadığına odaklanılmış olması, İkinci Yeni’nin ortaya çıktığı ilk dönemde son derece yanlış bir perspektifle değerlendirilmesine zemin hazırlamıştır. İmge merkezli bir şiir anlayışına sahip olan İkinci Yeni’nin şiiri bütün dış etkilerden arındırma çabası, şiirin ancak toplumsal bir bakışla kaleme alınabileceği inancını taşıyan kimi eleştirmenlerde rahatsızlık yaratmıştır. Oysa İkinci Yeni’nin esas amacı, imgeyi şiirin merkezine yerleştirmek ve şiiri diğer tüm yüklerden kurtararak kendi özüne dönmesini sağlamaktır. Noël Carroll’ın On Criticism (Eleştiri Üzerine) adlı kitabında değerlendirmeye dayanan eleştiri tarzını ele alırken “başarı değeri” (success value) ve “alımlanma değeri” (reception value) arasında yaptığı ayrımda göstermiş olduğu gibi bir edebi eserin başarısı, her şeyden önce sanatçının eserini yaratırken hedeflediklerini gerçekleştirip gerçekleştirememesine göre değerlendirilmelidir. Edebi eleştirinin her şeyden önce yazarsal niyete odaklanması gerekmektedir. “Alımlanma değeri”, bir şiirin başarısını değerlendirmekte tek başına yeterli bir ölçüt değildir. İkinci Yeni’nin ortaya çıktığı ilk dönemde kaleme alınan eleştirilerin pek çoğuysa bu yeni şiirin sadece “alımlanma değeri”yle ilgilenmiş, “başarı değeri”niyse es geçmiştir. Bu makalede, ilk ortaya çıktığı yıllarda İkinci Yeni’ye yönelik yapılan olumlu ya da olumsuz eleştirilerin “başarı değerini” nasıl es geçtikleri üzerinde durulacak, Carroll’ın ortaya koymuş olduğu ayrımdan hareketle bir şiiri yalnızca “alımlanma değeriyle” değerlendirmenin edebiyat eleştirisinde yol açtığı sakıncalara dikkat çekilecektir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2025-07-20",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8a8016a4d8",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8a8027b9b5",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Teke Yöresi Türkülerinde Alkış ve Kargış",
                "creator": " Betül Özen",
                "subject": null,
                "description": "Türküler yakıldıkları andan beri insanoğlunun duygularını anlatmada güçlü bir araç olmuşlardır. Türkülerin söz varlığı içerisinde insan yaşamına dair pek çok unsur yer alır, bunlardan biri de kalıp sözlerdir. Kalıp sözler içinde, Türk coğrafyasında ve kültüründe kadim bir gelenek olan alkış-kargış söyleme geleneği bulunmaktadır. Alkış “dua” ve kargış “beddua, ah, ilenç”, içinde yaratıldığı toplumun sözlü kültür özelliklerini taşır ve kültürden kültüre aktarılarak millet hafızasında yer alır. İnsanlığın var olmasından beri sözlü ve yazılı olarak her dönemde yer alan alkış ve kargışlar, basit ve kısa cümlelerle ifade edilir. Türkü sözlerinde de kendine yer bulan alkış ve kargışlar, doğaçlama ortaya çıkan duygu ifadeleridir. Yörük\/Türkmen geleneğinin hüküm sürdüğü Teke yöresi, türkü bakımından oldukça zengin bir malzemeye sahiptir. Bu çalışmada TRT Türk Halk Müziği Repertuvarında yer alan ve repertuvarda yer almayan Teke yöresi türküleri incelenmiştir. Genellikle kırık havalardan ve uzun havalardan oluşan Teke yöresi kültür sistemine ait türkülerin içindeki alkış ve kargış örnekleri tespit edilmiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2025-07-20",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8a8027b9b5",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8a805df88f",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Sebeb-i Te’lif Literatürüne Bir Katkı: Türk Edebiyatında Bûsîrî’nin Kaside-i Bürde’si Neden Şerhedildi?",
                "creator": " Bünyamin Ayçiçegi",
                "subject": null,
                "description": "Türk edebiyatında Kasîde-i Bürde denildiği vakit akla iki şiir gelmektedir. Bunlardan ilki Ka‘b b. Züheyr’in (ö. 645?) şiiri, ikincisi de Bûsîrî’nin (ö. 1297?) kasidesidir. Bûsîrî’nin şiiri Kasîde-i Bür’e olarak da bilinmektedir. İslamî Türk edebiyatında Bûsîrî’nin kasidesinin ayrı bir yeri bulunmaktadır. Türkler bu kasideyi çok sevmiş birçok müellif manzum ve mensur olarak Türkçeye çevirmiş, kasidenin hususiyetleri üzerine eser te’lîf etmiştir. Şifa maksadıyla okunması da kasidenin şöhretini artırmış; edebiyattan sanata, halk kültüründen musıkîye varıncıya kadar pek çok sahada eser, etkisini göstermiştir. Bûsîrî’nin Kasîde-i Bürde’si üzerine İslamî Türk edebiyatında yapılmış 42 mensur 3 de manzum şerh tespit edilmiştir. Yapılacak farklı araştırmalarla bu sayının artması kaçınılmazdır. Bu makalede, Türk te’lîf literatürüne katkı sunmak maksadıyla, Bûsîrî’nin kasidesi üzerine kaleme alınmış Türkçe şerhlerin te’lîf sebepleri ele alınmıştır. Öncelikle İslam te’lîf geleneği içinde sebeb-i te’lîfler üzerine yapılmış bazı çalışmalardan hareketle, sebeb-i te’lîf kavramı üzerinde durulmuştur. Ardından tespit edilebilen Kasîde-i Bürde şerhleri içinde, telif sebebi barındıranlar listelenmiştir. Hemen hemen hepsinde ortak olarak bulunan temel sebepler dışarıda bırakılarak şerhlerin sebeb-i te’lîflerine göre sınıflandırması yapılmıştır. Sunulan bu sınıflandırma teklifinin ardından çalışmadan elde edilen sonuçlar belirtilmiştir. Böylece Türk edebiyatında sebeb-i te’lîf literatürüne katkı sunabilmek amaçlanmıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2025-07-20",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8a805df88f",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8a80f800cc",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Alevi Cemlerinde Tövbe Ritüelinin Yapısal-İşlevsel Önemi",
                "creator": " Didem Gülçin Erdem",
                "subject": null,
                "description": "Tövbe, teoloji alanının kavram haritasında yer alan terimler arasındadır. İnanç sistemleri tarafından yasaklanan, günah kabul edilen fiiliyattan duyulan pişmanlık ve bağışlanma talebi, tövbe kavramının varlık sebebidir. Tövbe kavramı, uhrevi bir düzlemde, ölümden sonra yaşam fikri ve inancıyla ilişkili olduğu gibi, düzenleyici olma misyonuyla da dünya hayatının biçimlenmesinde pay sahibidir. Tövbe, düzenleyicilik misyonu ile geniş ölçekte inanç sistemlerinin dünya ve ahiret hayatını biçimlendirmesi noktasında inanan öznenin hayatında etkili olduğu gibi, daha dar ölçekte ritüelik bağlamlarda da ritüelin akışının sağlanmasında ve sekteye uğramamasında belirleyicidir. Alevi inanç sisteminde tövbe, yola uygun olmayan fiiliyatın nihayete erdirilmesini kast eden bir kavram olup Hakk’ın rızasına talip olmaktır. Yola girmek, yolda kalmak için özün temize çekilmesinin sağlayıcısı olan tövbe etme ritüeli, Alevi cemlerinin önemli bir ritüelik aşamasını teşkil eder. Çalışmamızda, Alevi inanç sisteminde tövbe ritüelinin yapısal-işlevsel açıdan ele alınması amaçlanmış, bu doğrultuda, Alevi inancında tövbe kavramının yeri ve önemi hakkında bilgilendirme yapıldıktan sonra Alevi cemlerinde tövbe ritüeline yapısal-işlevsel yöntem ile yaklaşılarak ulaşılan sonuçlar ortaya konulmuştur.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2025-07-20",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8a80f800cc",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8a812bc965",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Sözlü Kültürden Dijital Platformlara Bilmecenin Kültürel Serüveni",
                "creator": " Dilek Türkyılmaz",
                "subject": null,
                "description": "Bu çalışma, geleneksel sözlü kültürün önemli anlatı türlerinden biri olan bilmecenin, tarihsel süreç içerisinde geçirdiği kültürel dönüşümü ve özellikle dijitalleşme ile birlikte kazandığı yeni biçim ve işlevleri incelemeyi amaçlamaktadır. Bilmeceler, geçmişte sözlü aktarım yoluyla kuşaktan kuşağa aktarılan, eğitici ve eğlendirici niteliğiyle toplumsal hafızanın önemli bir parçasını oluşturan edebi ürünlerdir. Türk halk edebiyatı, Türkçenin estetik gücünü yansıtan, duygu yüklü ve özgün anlatım biçimleriyle zenginleşmiş köklü bir edebî gelenektir. Bu gelenek içerisinde yer alan bilmeceler, hem dilsel yapı hem de zihinsel işlev açısından dikkate değer ürünler arasında yer alır. Bilmeceler, bireyde çağrışımsal ve yaratıcı düşünmeyi teşvik eden, aynı zamanda dilin inceliklerini öğretici nitelikteki özgün halk edebiyatı unsurlarıdır. Günümüzde problem çözme ve eleştirel düşünme gibi zihinsel beceriler modern eğitim sistemlerinde özel olarak geliştirilmeye çalışılmaktadır. Oysa bu düşünme biçimleri, geleneksel Türk toplumunda doğal yollarla, yüzyıllar boyunca bilmeceler aracılığıyla bireylere kazandırılmıştır. Bu yönüyle bilmeceler, sadece kültürel bir miras değil, aynı zamanda pedagojik bir araç olarak da değerlendirilmelidir. Günümüzde ise bu geleneksel form çocuk kitaplarında, çizgi filmlerde, eğitim materyallerinde ve sosyal medya platformlarında yeniden yapılandırılmakta ve yeni nesil kullanıcılar tarafından farklı bağlamlarda kullanılmaktadır. Dijital mecralarda mizah, dikkat geliştirme ve sosyal etkileşim gibi işlevler üstlenen modern bilmeceler, “caps\/meme” kültürüyle iç içe geçmiş yeni anlatı formlarına da evrilmiştir. Bu bağlamda çalışmada, geleneksel bilmeceler ile dijital platformlardaki çağdaş örnekler karşılaştırmalı olarak ele alınarak, kültürel süreklilik ve dönüşüm dinamikleri irdelenmektedir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2025-07-20",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8a812bc965",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8a81822bec",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Anlatıcının Dağılışı: Erhan Bener’in Tekilleşme Romanında Güvenilmez Anlatıcı Hâlleri",
                "creator": " Elif Türker",
                "subject": null,
                "description": "Erhan Bener’in Tekilleşme (1990) romanı, 12 Eylül sonrasının siyasal şiddet atmosferini arka planda tutarak, başkişisi Medeni Bey’in zihinsel ve varoluşsal çözülüşünü odağa alır. Romanda, oto-anlatıcı Medeni Bey, iç anlatıcı konumundaki asistan doktor Çiğdem ve sınırlı işlevli dış anlatıcı olmak üzere üç anlatıcı sesi vardır. Bu anlatıcılar arasında bilgiye erişim ve odaklanma biçimi açısından belirgin farklar bulunur. Medeni Bey’in anlatısı hem yapısal hem söylemsel düzeyde güvenilmezlik işaretleri taşır; olayların sıralanmaması, hatırlanan ile hayal edilenin iç içe geçmesi ve zaman atlamaları gibi biçimsel tercihler bu güvensizliği besler. Anlatıcının otobiyografik anlatımı ile dış-dünya verileri arasındaki çelişkiler nedeniyle parçalı bir yapı teşkil eden roman, metin içi işaretlerin yönlendirmesiyle parçaların birleştirilerek anlatının bütüncül bir yapı kazanmasına olanak tanır. Romandaki “tekilleşme” kavramı yalnızca tematik bir izleğe değil, anlatının örgütlenme biçimine de içkindir. Çiğdem’in anlatısı, Medeni Bey’in dağınık zihinsel yapısına tanıklık ederken kendisini sorgulamaya varan bir perspektif sunar. Dış anlatıcı ise çoğu zaman yönlendirici olmayan ancak algıyı biçimlendiren bir ses üretir. Böylece roman, yalnızca bireysel bir çözülüşün değil, çok katmanlı ve güvenilmez bir anlatının da temsiline dönüşür. Bu çalışma, Tekilleşme’yi anlatıbilimsel kuramlar çerçevesinde inceleyerek, parçalı anlatı yapısı ile anlatıcı güvenilirliği arasındaki ilişkiyi ortaya koymaya çalışmaktadır. Çalışmada, özellikle Gérard Genette’in anlatı düzeyleri ve odaklanma modelinden, Ansgar Nünning’in ise “güvenilmez anlatıcı” kuramından yararlanılmaktadır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2025-07-20",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8a81822bec",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8a8218fb61",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Perihan Mağden’in \"Biz Kimden Kaçıyorduk Anne?\" Romanında Histerik Realizm",
                "creator": " Erkam Küçük,  Omer Solak",
                "subject": null,
                "description": "Histerik realizm, temelde abartılı ve sert bir gerçeklik sunumuna dayanan bir yazım tarzı ve edebî akımdır. Büyülü realizmden farklı olarak sert bir sosyal eleştiri ile histerik bir anlatımı bir araya getirir. Ancak bunu yaparken kendini realiteden ayırmaz. Terim ilkin İngiliz eleştirmen James Wood tarafından vatandaşı Zadie Smith’in Beyaz Diş (2000) romanı için kullanılmış; ardından 2001’deki 11 Eylül saldırıları sonrası Amerikan postmodern romanlarında örnekleri çoğalmıştır. Bu çalışmada adı geçen akım bağlamında Türk yazar Perihan Mağden’in Biz Kimden Kaçıyorduk Anne? (2007) adlı romanı çözümlenmiştir. Romanda aşırı korumacı bir annenin kızıyla kurduğu sorunlu ilişki 35 bölüm halinde anlatılır. Türk edebiyatında histerik realizm kavramına ilişkin doğrudan yapılmış akademik çalışmalar sınırlıdır. Mevcut literatür, histeri olgusunu incelemekle birlikte histerik realizm kuramını doğrudan ve kapsamlı bir şekilde ele almamaktadır. Bu durum, çalışmanın literatüre katkısı açısından önemini pekiştirmektedir. Bununla birlikte çalışma yalnızca adı geçen romanla sınırlandırılmış olup yazarın diğer eserleri inceleme kapsamına dahil edilmemiştir. Çalışma nitel desenli bir yöntem olan betimsel analiz yöntemi ile yürütülmüş; önce romanın biçim ve içeriğinde histerik realist unsurlar tespit edilmiş; ardından bunlar gruplanarak bulgulara dönüştürülmüştür. Bulgulardan hareketle denilebilir ki adı geçen roman abartılı duygusallığı, gerçekliği çarpıtması, yoğun semboller ve metaforlarla dolu gösterişli dili ve sert sosyal eleştirisi ile histerik realizmin temel karakteristiklerini taşımaktadır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2025-07-20",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8a8218fb61",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8a824cf772",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Şeyh Eşref b. Ahmed’in Mevlid’i ve Vesîletü’n-Necât ile Mukayesesi",
                "creator": " Esra Bozyiğit",
                "subject": null,
                "description": "Bir edebî tür olarak mevlidler, Hz. Muhammed’in başta doğumu olmak üzere savaşları, mucizeleri, hicreti, vefatı gibi hayatına dair önemli hadiseleri anlatan ve onun güzel ahlâkını metheden manzum eserlerdir. Türk edebiyatında kaleme alınan mevlidlerin en meşhur ve seçkin örneği, şüphesiz Süleyman Çelebi’nin Vesîletü’n-Necât’ıdır. Bu çalışmanın konusunu teşkil eden Şeyh Eşref b. Ahmed’in Mevlid’i de Vesîletü’n-Necât ile yakın tarihlerde ve aynı coğrafyada yazılmıştır. Makalede Şeyh Eşref b. Ahmed’in daha önce akademik bir çalışmaya konu edilmemiş olan Mevlid’i ele alınmış ve eserin Süleyman Çelebi’nin Mevlid’i ile benzer ve farklı yanlarının ortaya konulması hedeflenmiştir. Bu amaçla öncelikle Süleyman Çelebi ve Vesîletü'n-Necât’ı ile Şeyh Eşref b. Ahmed ve eserleri hakkında bilgiler verilmiştir. Ardından Şeyh Eşref’in Mevlid’inin tespit edilebilen tek nüshası tanıtılmıştır. Çalışmanın son bölümünde ise Şeyh Eşref’in Mevlid’i ile Süleyman Çelebi’nin Vesîletü'n-Necât’ı isimleri, telif tarihleri, yazılış sebepleri, nazım şekilleri, beyit sayıları, vezinleri, kafiye ve redifleri, dil ve üslup özellikleri ile muhtevaları bakımından mukayese edilerek elde edilen sonuçlar araştırmacıların istifadesine sunulmuştur.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2025-07-20",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8a824cf772",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8a82a4644b",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Klasik Türk Edebiyatı Çalışmalarında Yapay Zekâ Kullanımı Üzerine Gelecek Perspektifleri ve Öneriler",
                "creator": " Fatih Özer",
                "subject": null,
                "description": "Bu çalışma, klasik Türk edebiyatı araştırmalarında yapay zekâ teknolojilerinin dijital dönüşüm bağlamındaki yerini ve potansiyelini incelemektedir. Araştırma, metin eleştirisi, edisyon kritik, dilbilimsel inceleme, kültürel ve tarihsel bağlam analizi gibi geleneksel filolojik yöntemlerin ötesine geçerek metin madenciliği, doğal dil işleme ve makine öğrenimi gibi yapay zekâ tekniklerinin edebî metin analizindeki işlevselliğini teorik ve uygulamalı boyutlarıyla tartışmaktadır. Dijital teknolojilerin yüksek veri işleme kapasitesi, büyük metin külliyatları üzerinde yapılacak korpus tabanlı analizlerle edebiyatın estetik ve kültürel boyutlarının daha kapsamlı incelenmesine olanak sağlamaktadır. Makine öğrenimi algoritmaları, özellikle büyük ölçekli metinleri analiz etme konusunda; şairlerin üsluplarını belirleme, dönemsel dil değişimlerini ortaya çıkarma ve metinler arası ilişki ağlarını haritalandırma gibi olanaklar sunarak Türk edebiyatı tarihçiliğine yeni yöntemsel yaklaşımlar kazandırmaktadır. Araştırma, söz konusu hesaplamalı tekniklerin edebî eserlerin yapısal, dilsel ve tematik boyutlarını yapılandırılmış bir şekilde analiz etme yolları üzerine metodolojik öneriler sunmayı ve bu alanda çalışma yapacak araştırmacılara dijital araçların kullanımında bir perspektif oluşturmayı amaçlamaktadır. Çalışma ayrıca, yapay zekâ uygulamalarının beraberinde getirdiği algoritmik önyargı, veri temsil sorunları ve araştırma etiği zorlukları gibi eleştirel meseleleri de irdelemektedir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2025-07-20",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8a82a4644b",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8a82f978d1",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Mısırlı Divan Şairi Ayşe Teymûrî’nin Hanımlara İthaf Ettiği Manzumeler",
                "creator": " Fi̇li̇z Kalyon",
                "subject": null,
                "description": "Ayşe İsmet Teymûrî Hanım, Osmanlı dönemi Mısır Meclis Başkanlığı gibi önemli bir vazifeyi ifa eden bir babanın kızıdır. Babası İsmail bin Ali Kürdî olarak bilinen İsmail Teymûr Paşa’dır. Ülkemizde neşredilen divanındaki ön sözde aktarılan bilgilerden öğrendiğimiz kadarıyla Ayşe Teymûrî Hanım, çocukluk ve ilk gençlik senelerinde babasının özel alakasıyla şiir ve edebiyata yönelmiştir. Ayşe Hanım’daki istidadı gören babası her ne kadar annesi karşı da çıksa onun iyi bir edebiyat eğitimi alması noktasında tüm imkanlarını seferber etmiştir. Ayşe İsmet Teymûrî yazdığı şiirlerden bir kısmını değerli bulduğu şahsiyetlere ve Kahire Sarayı devlet yöneticilerine ithaf etmiştir. Ayşe Teymûrî’nin şiirlerini ithaf ettiği şahsiyetlerden bir kısmı da hanımlardan oluşmaktadır. XIX. yüzyıl sonlarında Mısır’da Türkçe şiir yazan kadın bir şairin yine çevresindeki kadınlara şiirlerini ithaf etmesi anlamlıdır. Özellikle şairin yaşadığı dönem göz önünde bulundurulduğunda Avrupa’da bile kadınların isimleri ön plana çıkarılamazken Mısırlı kadın bir şairin hemcinslerine şiirler ithaf etmesi kadınlar açısından değerli ve mühimdir. Ayşe Teymûrî’nin bahsi geçen şiirlerin bir kısmı düştüğü tarihler, diğerleri ise ithaf manzumelerinden müteşekkildir. Hemcinslerine yazdığı şiirlerinden birisini Kızı Tevhide’nin genç yaşta vefatıyla yaşadığı yoğun evlat acısının tesiriyle kaleme almıştır. Bu çalışmada Osmanlı şiirinin Mısır’daki temsilcilerinden olan Ayşe İsmet Teymûrî Hanım’ın, kadınlara ithaf ettiği veya kadınların vefatlarına düştüğü tarihlerden müteşekkil manzumeler tanıtılacaktır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2025-07-20",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8a82f978d1",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8a83705556",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Farklı Müellifler ve Eserler Arasında: Be-Nâm-ı Havâriyyûn Bürûc-ı Fünûn",
                "creator": " Gökhan Alp,  Elif Tok",
                "subject": null,
                "description": "Edebî numuneleri derine nüfuz etmeden, sistematik bir temele taşımadan yorumlamak bilimsel bir bilgi iddiasını taşıyan pek çok tespiti sorgulanabilir hâle getirmektedir. Nitekim ihtiva ettiği bilgiler, tertip şekli ve metodu ile klasik Türk edebiyatında örneğine az rastlanan Be-Nâm-ı Havâriyyûn Bürûc-ı Fünûn hatayla karışık bilgiler ile akademik çalışmalara konu olmaktadır. Be-Nâm-ı Havâriyyûn Bürûc-ı Fünûn, dil öğrenimi ve öğretimi temelinde yabancılara Türkçe öğretimi ile ön plana çıkmakta; kültürel aktarımı, adabımuaşerete dair öğretileri, örnek insan oluşturmaya yönelik nasihatleri, multidisipliner bir yaklaşım ile ortaya koymaktadır. Böylesine özgün bir eser ne yazık ki muahhar kaynaklardaki birtakım eksik ve hatalı bilgiler ile akademik çalışmalarda yer almakta ve birtakım ön kabuller ile değerlendirilmektedir. Bu anlamda belirli bir sistematik temelde yazma eserler başta olmak üzere konuyla ilgili tüm kaynakların çok boyutlu değerlendirilmesi neticesinde Ebûbekir Kânî et-Tokâdî’ye ait olarak gösterilen bu eserin farklı bir müellif tarafından kaleme alınmasına dair tespitler, ayrıca esere dair yanlış saptamalar çalışmamızın muhteviyatını oluşturmaktadır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2025-07-20",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8a83705556",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8a83c56a38",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Yapay Zekâ Şiir Yazabilir mi? ChatGPT Örneğinde Yapay Zekânın Şiir Yazma Kabiliyetinin İncelenmesi",
                "creator": " Gökhan Tunç",
                "subject": null,
                "description": "Yapay zekânın özellikle son yıllarda hızla ilerlemesi, farklı alanlardaki kabiliyetlerinin insan becerileriyle karşılaştırılmasına yol açmıştır. Yapay zekânın, hukuktan eğitime kadar birçok alanda şaşırtıcı bir performans göstermesi bu bağlamda dikkat çekmiştir. Buna karşılık yapay zekânın yapabilirliklerinin nispeten daha az sorgulandığı alan genelde edebiyat özelde ise şiirdir. Bahsedilen çerçevede bu makalede, genel kabulde insana özgü görülen şiir türünün, yapay zekâ tarafından insan şairle ayırt edilemeyecek derecede başarılı taklit edilip edilemeyeceği ChatGPT-4.5 modeli örneğinde tartışılmıştır. Bu çalışmaya, Alan Turing’in “taklit oyunu” çerçevesinde geliştirdiği Turing Testi çıkış noktası olmuştur. Bu amaçla, yapay zekâya halk şiiri, divan şiiri ve çağdaş Türk şiiri tarzında üç şiir yazdırılmış ve örneklem olarak seçilen 162 Anadolu Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü lisans ve yüksek lisans öğrencisinden okudukları şiirleri yapay zekânın mı yoksa insan şairin mi yazdığını ayırt etmeleri beklenmiştir. Ayrıca oluşturulan anketle uzman katılımcıların şiirin yazarını belirlerken hangi unsuru ön planda tuttukları, şiir okuma\/yapay zekâ kullanma sıklıkları ile şiirleri doğru ayırt edebilmeleri arasında bir ilişki olup olmadığı ve şiirlere dair estetik değerlendirmelerinin neler olduğu tespit edilmiştir. Çalışmadan çıkan en önemli sonuçlardan biri, uzman katılımcıların Turing Testi’nde belirlenen oranların çok üstünde bir oranda yapay zekânın yazdığı şiiri insan şairden ayırt edememeleridir. Buna göre yapay zekânın yazdığı şiirler tarzlara göre şu şekilde insan şair ürünü olarak kabul edilmiştir: Halk şiiri %58.6, divan şiiri %88.3 ve çağdaş Türk şiiri %51.9. Ayrıca ki-kare testiyle uzman katılımcıların halk şiiri ve divan şiiri tarzında yazılmış ürünlerin yazarına dair cevaplarının rastgelelik özelliği göstermediği ortaya konmuştur. Ancak uzman katılımcıların çağdaş Türk şiirini kimin yazdığını belirleme konusunda kararsızlık içinde oldukları, katılımcılarda belirgin bir algı farkının olmadığı görülmüştür. Buna ek olarak bu çalışmada uzman katılımcıların şiirin yazarına dair algısının, şiire yönelik olumlu değerlendirmelerini anlamlı bir şekilde etkilediği sonucu ortaya çıkmıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2025-07-20",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8a83c56a38",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8a842cfe30",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Kültürel Mekân ve Bellek Bağlamında Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “Beş Şehir”i",
                "creator": " Gözde Tekin",
                "subject": null,
                "description": "Mekân kültüre dair imgelerin temsil edildiği, toplumun kültürel bellek ve deneyimlerinin yansıdığı ama aynı zamanda da geleneksel kültürün, inanç ve ritüellerin şekillendirdiği bir yapıdır. Kültürle ve toplumsal yaşantıyla olan ilişkisi mekânları, fiziki mekân olmanın ötesine taşır ve kültürel mekânlara dönüştürür. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın kaleme aldığı Beş Şehir adlı eser, yazarın ele aldığı şehirlere dair tarihî ve kültürel bilgiyi kendi deneyim ve gözlemleriyle harmanlayarak anlattığı bir deneme kitabı olması açısından bahsedilen kültürel mekânlara örnek teşkil eder. Tanpınar, bir anlamda şehirlerin ruhunu ararken halk kültürüne, geleneksel yaşam biçimlerine, kentsel mekânların toplumsal hafızayla ilişkisine, halkın mekânlara yüklediği anlamlara dair çözümlemeler sunar ve şehirleri âdeta birer metin olarak ele alır. Yazar, bir “şehir denemesi” kaleme almanın ötesinde, şehirlerin ruhunu ve kültürünü kendi deneyimleriyle desteklediği bir mekân, toplum ve kültür okuması sunar. Tanpınar’ın şehirleri yalnızca fizikî, mimari ve tarihî yapılarıyla değil, toplulukların belleği, kültürel yaşamı ve gündelik pratikleriyle birlikte ele alışı, çalışmanın geleneksel kültür ve mekân odaklı yorumuna zemin hazırlamıştır. Bu çalışma, Beş Şehir’i kültürel mekân ve bellek kavramları çerçevesinde ele alarak bu beş şehirde kültürel mekânların nasıl inşa edildiğini ve geleneksel kültürle kurduğu çok katmanlı ilişkiyi analiz etmektedir. Bu bağlamda çalışmada veriler, Beş Şehir’deki kent mekânı tasvirlerinde öne çıkan üç tema etrafında -sözlü anlatılar ve geleneksel eğlence, bayramlar ve toplumsal ritüeller, mahalle kültürü ve gündelik hayat- nitel bir araştırma yöntemi olan içerik analizi kullanılarak irdelenmiştir. Mekânsal ve kültürel belleği inşa eden ve şehirlere kimlik kazandıran kültürel pratikleri yansıtan Beş Şehir ve benzer şehir denemelerinin\/kent monografilerinin barındırdıkları geleneksel kültüre dair bilgi ile folklor çalışmalarına kaynaklık edebileceği ortaya konmuştur. Eserdeki şehir anlatıları “kent folkloru” bakış açısıyla incelendiğinde, sözlü kültür ürünlerinin, ritüel pratiklerin, gündelik hayat düzeninin, meslek örgütlenmelerinin ve inanç temelli mekânların birer hafıza ve aktarım aracı olduğu görülür. Bu da şehir denemelerinin tıpkı halk biliminin temel yazılı kaynaklarından kabul edilen seyahatnameler gibi şehir\/kent yaşamına ilişkin bilgi vermesi bakımından yapılacak çalışmalara kaynak teşkil edeceğini gösterir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2025-07-20",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8a842cfe30",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8a84847567",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Türkmen Türkçesinde Hayvan Adlarıyla Bağlantılı Etnik Adlar",
                "creator": " Gülsüm Kirbaş",
                "subject": null,
                "description": "Türkiye Türkçesinde “soyağacı, hayatağacı, soy kütüğü” kelimeleriyle karşılanan şecere halkların yaşadıkları coğrafya, yaşam tarzları, geçim kaynakları, bayraklar ve bayraklarındaki semboller, kendilerine totem edindikleri hayvanlar, renkler ve renklerin ifade ettikleri anlamlar gibi hususlar esas alınarak oluşturulmuştur. Soltanşa Atanıyazov’un yazdığı Şecere, Türkmeniñ Nesil Daragtı adlı eserin Türkiye Türkçesine aktarılmış şekli olan Şecere Ansiklopedik Türkmen Etnik Adları Sözlüğü’nde Türkmen Türkçesinde kullanılan soy adları, bu soy adlarının anlamları ve bilim insanlarının bu sözcüklerin kökenleri hakkındaki görüşleri yer almaktadır. Soy adlarının neye dayanarak oluşturulduğu konusunda birden fazla görüş bulunmaktadır. Bu çalışmada, bu görüşlerden sadece hayvan adlarıyla ilgili olanlar ele alınmıştır. Bahsi geçen hayvan adlarının neden boylar tarafından tercih edildiği konusunda çeşitli alanlarda yapılan çalışmalardaki ve Soltanşa Atanıyazov’un kitabındaki görüşlere yer verilmiştir. Böylece boyların hangi hayvan adını soy adı olarak kabul ettiğine, bu soy adını almalarının nedenlerine ve bugün hakaret sözü olarak kabul edilen bazı hayvanların isimlerinin neden bazı boylar tarafından tercih edildiği konusuna dikkat çekilmek istenmiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2025-07-20",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8a84847567",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8a851b16fb",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Narsisizmin Folklorik Temsili: Ayşe ile Fatma Masalındaki Narsisistik Yapıların Karşılaştırmalı Analizi",
                "creator": " Hakan Tikdemir",
                "subject": null,
                "description": "Sözlü kültür ürünleri, bireylerin iç dünyalarındaki çatışmalarını ve toplumsal yapıdaki psikodinamik örüntüleri sembolik bir dille ifade eden önemli anlatılardır. Bu anlatılar arasında öne çıkan masallar, kültürel değerleri aktarmanın yanında insan psişesinin derinliklerine ışık tutan çok katmanlı metinler olarak karşımıza çıkar. Masal karakterlerinin davranış kalıpları, bireysel psikolojik dinamiklerin yanı sıra toplumsal normları, bilinçdışı korkuları, bastırılmış arzuları ve ideal benlik tasavvurlarını yansıtır. Bu özellikleriyle masallar, psikanalitik çözümlemeler için zengin bir zemin sunar. Özellikle, narsisistik eğilimlerle sağlıklı kendilik gelişimi arasındaki çatışmaları konu alan anlatılar, birey ile toplum arasındaki gerilimi sembolik düzlemde somutlaştırır. Bu çalışmada, Ayşe Benek Kaya’nın Gel Zaman Git Zaman Derleme Masallar adlı eserinde yer alan Ayşe ile Fatma masalı, psikanalitik halkbilimi kuramı ışığında incelenmiştir. Araştırmanın odağında, üvey anne ve kızı Fatma karakterlerinin narsisistik kişilik özellikleri ile üvey kız Ayşe’nin sağlıklı kendilik yapısı arasındaki karşıtlık yer almaktadır. Çalışmanın temel teorik çerçevesini, Sigmund Freud’un psikanalizi, Heinz Kohut’un kendilik psikolojisi ve Otto Kernberg’in nesne ilişkileri teorisi oluşturmuştur. Ayrıca, DSM-5 Tanı Ölçütleri’nde belirtilen narsisistik kişilik bozukluğuna ilişkin dokuz kriter, karakter analizinde sistematik biçimde uygulanmıştır. İnceleme sürecinde, narsisistik kişilik yapılanmasına özgü büyüklenmecilik, manipülasyon (gaslighting), maddi saplantı, benmerkezcilik gibi örüntüler; sağlıklı kendilik yapısına özgü empati kurma, sevme yetisi, olgun nesne ilişkileri gibi olumlu psikolojik nitelikler karşılaştırmalı olarak ele alınmıştır. Araştırmanın bulguları, masalın geleneksel olarak bilinen ahlakî öğüt verme işlevinin ötesinde, narsisizmin yıkıcı sonuçlarını ve sağlıklı kendilik gelişiminin değerini metaforik bir dille aktardığını ortaya koymuştur. Ayşe ile Fatma masalı özelinde yapılan bu inceleme, narsisistik kişilik yapılanmasının ruhsal parçalanmaya ve toplumsal izolasyona yol açtığını; buna karşılık olgun kendilik yapısının içsel huzur, sosyal uyum ve kalıcı mutlulukla sonuçlandığını göstermektedir. Bu sonuçlar, masalın kolektif bilinçdışı aracılığıyla hem bireysel hem de toplumsal ruh sağlığına hizmet ettiğini yansıtmaktadır. Sonuç olarak masallar, bireyin psikolojik gelişim sürecini anlamlandırmak ve kültürel hafızada ideal kişilik modellerini pekiştirmek açısından psikanalitik inceleme için işlevsel metinlerdir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2025-07-20",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8a851b16fb",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8a85502841",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Peride Celal’in Ankara’sı: Bir İdeolojinin Simgesel Haritası",
                "creator": " İsmail Alper Kumsar",
                "subject": null,
                "description": "Bu makalede, Peride Celal’in 1939 yılında İkdam gazetesinde yayımladığı “Ankara Notları” ile 1963’te yayımladığı Gecenin Ucunda isimli romanı merkeze alınarak yazarın Ankara’ya dair kanaatleri değerlendirilmiştir. Peride Celal’in hayatı ile Cumhuriyet’in kuruluş süreci arasındaki paralellikten hareketle, onun sanatında modernleşme ideolojisiyle kurduğu yakın ilişkiye dikkat çekilmiştir. “Ankara Notları”nda, Ankara’nın genel fiziki çevresine ve sosyal hayatına dair intibalarla resmî kurumlardan (İsmet Paşa Kız Enstitüsü ve Cebeci Konservatuvarı) söz eden Celal’in Ankara’ya dair millî romantik bir bakış açısı geliştirdiği yönünde tespitlerde bulunulmuştur. Gecenin Ucunda adlı romanında ise Ankara’nın mekân olarak temsili, karakterlerin psikolojik durumuyla ilişkili olarak incelenmiştir. Romanın başkişisi Macide’nin İstanbul ve Ankara arasında yaşadığı gerilimden hareketle Ankara’nın Macide için yalnızca coğrafi değil, aynı zamanda ideolojik ve kültürel anlamda bir sığınak vazifesi gördüğü tespit edilmiştir. Romanın bilinç akışı ve geriye dönük kurgu (analepsis) ile ilerlemesi, Macide’nin geçmiş ile şimdi arasındaki zihinsel çatışmalarını görünür kılmıştır. Romanda Hüsnü Bey ve Işık ailesindeki karakterler aracılığıyla Cumhuriyet’in kurucu idealleri ile bunların zamanla uğradığı erozyon arasındaki çelişki vurgulanmıştır. Bu bağlamda Gecenin Ucunda, bireysel bir aşk hikâyesinden öte, dönemin ideolojik ve kültürel dönüşümlerini şehir-mekân ilişkisi üzerinden tartışan bir roman olarak öne çıkar. Aralarında yaklaşık çeyrek asırlık bir zaman farkı bulunan bu iki metinden hareketle Peride Celal’in zaman içinde Cumhuriyet ideallerine dair zihinsel dönüşümü hakkında yorumlar yapılmıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2025-07-20",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8a85502841",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8a85a70787",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Kazak Dilinde Yeni Adlandırma Olarak Neolojizmler ve Terimler",
                "creator": " Mehmet Kahraman",
                "subject": null,
                "description": "Bu çalışmada Kazak dilinde son dönemlerde kullanıma giren yeni ad ve terimlere odaklanılmaktadır. Kazakçanın dönemsel gelişimine dayalı meydana gelen sözcüksel değişim türleri ele alınmaktadır. Dillerdeki bu sözcüksel değişime neolojizm denir. Dil, toplumsal yaşamla birlikte gelişen, yeni sözcüklerle zenginleşen güncel yönelimlerle de şekillenen bir dizgedir. Bu dizgenin en esnek ve hareketli yönünü yansıtan sözlük birimleri, her dönem değişim içinde olmuştur. Bu değişim, dillerin nesne ve kavramları adlandırma ve bilim dallarına özgü terimsel tüm söz varlığını kapsar. Bu kapsamda çağlara ve dönenlere özgü ifade biçimleri yeni sözlük birimleri olarak sözlük sistemlerine dahil olur. Neolojizmler, konuşmacıların sözlü ve yazılı ortamlarda yarattığı yeni kelimelerdir. Kazak dilinin farklı kullanım alanlarında ortaya çıkan yeni ad ve terimlerin incelenmesindeki temel amaç, güncel adlandırma ihtiyacı, terim oluşturma sürecinin karakterini ve doğasını betimlemektir. Bu makalede tarama, derleme ve analiz yöntemleri kullanılmıştır. Araştırma periyodu olarak son yıllarda, süreli yayınlarda yer alan metinlerde geçen yeni adlandırmalara odaklanılmıştır. Bir araştırma nesnesi olarak yeni ad ve terimler bu çerçeve içinde tartışılmaya çalışılmıştır. Çalışmanın amacı, yeni sözcük kazanmanın özelliklerini incelemek olup bağımsızlık sonrası Kazakistan’da yayınlanan süreli yayınlardaki metinlerde geçen yeni kelime oluşumu, yapı ve anlam özelliklerini incelemektir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2025-07-20",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8a85a70787",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8a85faa2e8",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Anlatıcı ve Toplum Bağlamında Masallarda Dinî Unsurların Kullanıldığı Formeller Üzerine Bir Değerlendirme",
                "creator": " Mehmet Yusuf Aslan",
                "subject": null,
                "description": "Masallar, toplumların kültürel ve dinî kimliklerini kuşaktan kuşağa taşıyan dinamik sözlü anlatılardır. Anlatıcılar, bu metinleri yalnızca aktarmakla kalmaz; kişisel deneyimleri, dinî inançları ve toplumsal değerlerle harmanlayarak yeniden şekillendirir. Masalın atmosferi, ses tonu, jestler ve dinleyici etkileşimiyle zenginleşirken, eklenen yerel unsurlar ve dinî motifler metni özgün kılar. Özellikle besmele, dua ve selam gibi İslami referanslar formeller aracılığıyla masallara nüfuz eder, evrensel temaları yerel bir kimlikle buluşturur. Başlangıç, bağlayış ve bitiş formelleri, toplumun tevhit inancını, ahiret beklentisini ve ahlaki değerlerini yansıtır. “Çok söylemesi günahmış” gibi ifadeler, dilin sorumluluğuna dair dinî öğretilerle örtüşürken, şeytana lanet okuma sahneleri toplumsal korunma arzusunu simgeler. Anlatıcı, dinleyiciyi masala davet ederken, dualarla ruhsal bir bağ kurar ve geçmişle gelecek arasında köprü olur. Bu çalışma, masalların kültürel hafıza ve dinî kodların taşıyıcısı olduğunu vurgular. Anlatıcıların rolü, formellerin sembolik derinliği ve dinleyici etkileşimi, masalları sabit metinler olmaktan çıkarıp yaşayan bir sanata dönüştürür. Sonuç olarak masallar toplumsal kimliğin, inancın ve kolektif bilincin izlerini taşıyan kültürel miraslardır. Bu çalışma, Türkiye sahasına ait halk masallarında yer alan başlangıç, bağlayış ve bitiş formellerindeki dinî unsurları, anlatıcı ve toplum yapısı bağlamında inceleyerek masalların kültürel kimlik ve dinî miras taşıyıcısı olarak işlevini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Araştırma, yalnızca Türkiye’ye özgü masal örnekleriyle sınırlı olup, formeller dışındaki anlatı unsurları incelenmemiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2025-07-20",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8a85faa2e8",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8a8671a651",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Keyfi Vergi Uygulamalarının Mizahi Bir Eleştirisi: Munduk ve Zarlık Destanı’nda Kellik Vergisi",
                "creator": " Muhammet Nuri Ceylan",
                "subject": null,
                "description": "Vergilendirme ve vergilerin tahsil edilmesi kamu düzenini sağlamak ve maddi anlamda devlete katkı sunmak gibi işlevler üstlenen önemli iktisadi ıstılahlardan biridir. Bu iktisadi uygulama bağlamında hâkim güçlerle yönetilenler arasında sosyokültürel ve ekonomik hayatı şekillendiren birçok kural, kaide ortaya çıkmıştır. Bu kaideler her toplumun ve devletin yapısına göre bir vergi kültürünün oluşmasını sağlamıştır. Vergilendirmeler ve vergi toplama şekilleri tarihi seyir içinde yönetenlerin vergi ilkelerinden uzaklaşması sebebiyle halk tarafından tepki görmüş ve bu tepkiler dönemin bir nevi sözcüsü durumunda olan şair ve yazarlar tarafından farklı tür ve tarzlarda kaleme alınan eserlerde işlenmiştir. Çalışmada önemli halk anlatılarından Munduk ve Zarlık Destanı’nda yer alan, dönemin vergi uygulamalarını mizahi dille eleştiren kellik vergisi ve bu kellik vergisinin, vergi hukuku kapsamında değerlendirilmesine dikkat çekilmiştir. Bu çerçevede Türklerde var olan vergi sistemlerine, farklı devletlerde uygulanan geçmiş dönemlerdeki tuhaf\/ilginç vergilendirmelere yer verildikten sonra kellik vergisinin işlevsel açıdan değerlendirilmesi yapılmış, keyfi bir vergi olarak adlandırabileceğimiz kellik vergisi, vergi hukuku kapsamında yorumlanmıştır. Böylece Munduk ve Zarlık Destanı’nda yer alan kellik vergisi uygulaması ve mali uygulamaların trajikomik durumu mizah yaklaşımı üzerinden dikkatlere sunulmuştur.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2025-07-20",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8a8671a651",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8a86c8a17b",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Basa Edatının “Sonra” Anlamı ve Bas-Eylemi ile İlişkisi Üzerine",
                "creator": " Nurdan Benli",
                "subject": null,
                "description": "Eski Türkçe döneminde sıklıkla kullanılan ve genel olarak edat görevinde karşılaştığımız basa zarf ve edatının “sonra” anlamını kazanışı ve morfemin bas- eylemi ile semantik ilişkisi hususunda araştırmacıların net bir ortak görüşe varamamış olması bu yazıyı şekillendirmiştir. Eski Türkçe döneminde kullanılarak benzer anlamlara gelen ve benzer anlam gelişimlerini içeren sözcüklerin tanıklığı, karmaşık durumların çözümünde yol gösterici olabilir. Eski Türkçede arka, geri, batı anlamlarında kullanılan ve *ke kökünden geliştiği düşünülen “sonra” anlamındaki kedin>keyin sözcüğü ve yazın dilinde benzer gelişime sahip diğer morfemlerin durumları, basa zarf ve edatının “sonra” anlamının ortaya çıkışında semantik bir yorum yapılabilmesine imkân sağlamıştır. Bas- eyleminin “basmak, baskın yapmak, hakimiyet sağlamak” ve nihayet Tonyukuk II yazıtında “yardım etmek” anlamı, Kutadgu Bilig’de geçen “arka” anlamındaki sözcüklerin (arka yölek vb.) “yardım” ve “destek” anlamları, metinlerde şimdiye kadar gördüğümüz bazı oluşumları (art basut kılmak, art basut bolmak) ve bunların bas- eylemi ile ilişkisini ortaya koyabilecek niteliktedir. Kutadgu Bilig’de sıklıkla kullanılan basut “yardım” ve basutçı “yardımcı” sözcüklerinin “arka” ve “geri” anlamındaki tüm sözcüklerle ortak kullanımları, “yardım” ve “destek” sözcüklerinin “arka” ile olan ilişkisini ortaya koymaktadır. Türkiye Türkçesinde kullanılan “arkalamak” ve “arkadaş” sözcükleri de “yardım” sözcüğünün “arka” ile olan ilgisini ortaya çıkaran güncel tanıklardan bazılarıdır. Türklerin bir yere baskın yapma eylemleri tek başına yapılamayacağı ve topluluk halinde kendi içlerinde desteklenerek giriştikleri bir eylem olması nedeniyle sözcüğün Tonyukuk yazıtında görüldüğü gibi “yardım etmek” anlamıyla kullanımını beraberinde getirmiş ve bas- eylemi belki de “arkalamak, desteklemek, yardım etmek” anlamlarını kazanmasına neden olmuştur. Sözcüğün bu kazandığı anlamın “arka” sözcüğü ile olan ilişkisi de dil mantığında arkada ve geride olan her şeyin önünde olduğumuz gerçeği ve gerideki her şeyin bizim sonramızda kalıyor olması basa zarf ve edatının kazandığı “sonra” anlamını açıklayabilecektir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2025-07-20",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8a86c8a17b",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8a872df395",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Rızâyî’nin Lugaz Şerhleri",
                "creator": " Ömer Arslan",
                "subject": null,
                "description": "Klasik Türk edebiyatında şerh geleneği, Mesnevî-i Manevî gibi çok hacimli eserlerin yanı sıra beyitler gibi nazım birimi mesabesindeki oldukça kısa metinlere kadar geniş bir zemin üzerine inşa edilmiş, şerh usulüyle hemen her tür ve biçimdeki metnin açıklaması yapılmıştır. Bu makalede ele alınan risale de üçü mensur, biri manzum üç lugazın şerhinden ibarettir. İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi Türkçe Yazmalar Koleksiyonu 6779 numarada kayıtlı, 26 varaklık bir yazma nüshası içinde yer alan risalenin şarihi, metinde “li-muharririhi” kaydıyla verilen manzumelerdeki mahlasa göre Rızâyî’dir. Metin içerisindeki alıntılanan manzumeler ve diğer kaynaklar dikkate alındığında eserin XVI. yüzyılda kaleme alınmış olduğu söylenebilir. Rızâyî, öncelikle iki tasavvufi lugazı şerh etmiş ve risalesini yapısal olarak tamamlamıştır, bu kısım tamamlandıktan sonra duyduğu iki tasavvufi-hikemî lugazın daha şerhini lüzumlu görerek risalesine ikinci bir bölüm eklemiştir. Bu çalışmada, Anadolu ve Rumeli sahasında lugaz ve lugaz şerhlerine dair bir girişten sonra eserin sahibi Rızâyî’nin kimliğine dair veriler değerlendirilmiş, risalenin yer aldığı yazma nüshası tavsif edilmiş, metnin biçim ve içerik özellikleri sunularak söz konusu lugazlar ile şerhleri özetlenmiş, ardından şarihin kaynakları ve metinde gözettiği şerh usulüne değinilmiştir. Sonuç kısmında Rızâyî’nin şerhinin edebiyat tarihi ve şerh literatürü içindeki yerine dair değerlendirmeler sunulmuştur. Metnin transkripsiyonlu çevirisi de ek olarak verilmiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2025-07-20",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8a872df395",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8a8786e38a",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Atasözlerinde Kaba Sözler: Tarihsel-Bağlamsal Dikkatlerle Tematik Tasnifler",
                "creator": " Rabia Senay Sisman",
                "subject": null,
                "description": "Bilgelik, sağduyu ve sezgili görüşle donanımlı anlatımlarla kurulu olan atasözleri ortak akıl, beğeni ve kabullerin işlendiği etkili, pekiştirici, anlam tamamlayıcı dil birimleriyle kurulu olup hüküm bildirme, nasihat etme işlevlerinin yanında problemleri çözümleriyle sunma yönleriyle düşünebilmeyi öğretme gücüne sahip kalıp sözlerdir. Toplumca benimsenen ata yadigârı sözlerin -halk dili tesiriyle- bazen saygınlıktan uzak kaba-kötü kelime ya da anlamlarla oluştuğu ve öylece kalıplaştığı görülür. Dilin ölçünlü hâli olan yazı dili bir üst dil olarak tanımlanır; gündelik dilde görülebilen nezaket dışı sözler ise alt alan dil kullanımlarından kabul edilir. Çalışma ağızlarda yaşayan atasözlerinden derlenmiş kaba-kötü vasıflı sözler merkezinde yapılandırılmıştır. Toplum dili dinamiklerini çözümleyebilmek maksadının önemsendiği bu çalışmada kullanımı rahatsızlık veren ayıp sözcüklerin dil sistemi içindeki görünümlerine dikkat çekilerek dilin alt alan sayılan söz varlıklarına dair farkındalıkları artırma amacı gözetilmiştir. Bunun için şifahi ürünlerden atasözleri bünyesinde saptanmış ayıp sözcükler köken-anlama yönelik yorumlamalarla incelenmiş; sezilen ima veya göndermeler, benzetme ya da abartılı vurgular çağrışım güçleri nispetinde değerlendirilmiştir. Kaba söz nitelikli biçimbirimler söz içi anlam denetiminde betimlenerek tematik tasniflerle sıralanmış; kalıp ifadeler içinden ayıp yükü oranınca seçilmiş kaba sözlerin ses-biçim değişimlerinin izini sürmek adına köken bilgisiyle ilişkili başlıca görüşlere yer verilmiştir. Anlamsal analiz sürecinde küçümseme, cinsiyet, kusur, kavmiyetçilik, maddi ve manevi değerler (aile içi değerler, zenginlik, fakirlik) gibi kavramlar çerçevesinde kişiye özgü değer yargılarının hedef alındığı sözlerin yanı sıra hayvanla ilgili yakıştırmaların ya da cinsel göndermelerin öncüllendiği anlatımlara sahip atasözleri tespit edilmiştir. Düşünce, idrak, anlamak arasındaki bağın yegâne kurucusu olan söz güzel, estetik, çirkin, ayıp gibi varlık vasıflarını açığa vurmanın sese dönüşmüş hâli olduğundan dilin tüm söyleyiş imkân ve yeterliliklerini bünyesinde taşır. Dolayısıyla sözün çıkış yeri olan dil alt ve üst alanlarıyla sözlü ya da yazılı ürünleriyle her hâl ve biçimde değerlendirmeye layık verilerin korunduğu makbul bir kaynaktır. İletişimdeki sözlerin tüm seslerinin gösterildiği; böylece ölçünlü dille olan bağıntıların tanıklanabildiği araştırmalar dil düşünce ilişkisini somutlayabilmek açısından kıymetlidir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2025-07-20",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8a8786e38a",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8a87e2fa36",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Mitostan Moderniteye: Türkiye’de Kurt Motifinin Güncel Yansımaları",
                "creator": " Recep Demir",
                "subject": null,
                "description": "Kurt motifi, Türk milletinin toplumsal yapısında, geleneklerinde, efsane ve destanlarında önemli bir yere sahiptir. Türk devletlerinin erken dönem mitolojilerinde ve sözlü kültür ürünlerinde kurt; ata, ana, kılavuz, rehber, kurtarıcı, güç, bağımsızlık ve aklın sembolü gibi çeşitli roller üstlenmiştir. İslamiyet öncesi Şamanist döneme ait edebi metinlerde, diğer hayvanlardan farklı olarak bir edebi motif niteliği taşıyan kurt, bu metinlerde kutsal bir unsur olarak da değerlendirilmiştir. Ergenekon Destanı'nda Türkleri yok olma tehlikesinden kurtaran ve soylarının devamlılığını sağlayan figür olarak karşımıza çıkan kurt, Oğuz Kağan Destanı’nda ise Türk ordusuna rehberlik eden bir karakter olarak betimlenmiştir. İslamiyet sonrası dönemde de bu sembolik işlevini muhafaza eden kurt motifi, Dede Korkut Hikâyeleri'nde mübareklik kazanmış, Cengizname'de ise ilahi bir ışık formunda yeryüzüne inerek Cengiz Han’ın annesiyle birleşmiş ve böylece Cengiz Han’ın doğumu kutsal bir anlatı çerçevesinde ele alınmıştır. Türk kültüründe tarihsel süreç içerisinde dönüşüme uğrasa da kurt figürü, sembolik önemini büyük ölçüde korumuştur. Günümüzde de bu motifin farklı alanlarda kullanımı yaygın olarak gözlemlenmektedir. Özellikle uluslararası toplumda Türklüğün sembolü olarak kabul edilmesi, motifin kültürel ve kimliksel bir anlam taşıdığını göstermektedir. Bunun yanı sıra, para ve pul tasarımlarında, hediyelik eşya üretiminde, şirket logolarında, spor kulüplerinin amblemlerinde, dijital oyunlarda, sinema ve televizyon yapımlarında, insan, bitki ve yer adlandırmalarında yer alması kurt motifinin modern, kültürel ve sanatsal alanlardaki etkisini ortaya koymaktadır. Bu çalışmada, kurt motifinin tarihsel süreç içerisindeki anlamı incelenerek, günümüzde de Türk kültüründe ve toplumsal hafızada önemli bir figür olarak varlığını sürdürdüğü örneklerle ortaya konulması hedeflenmiştir. Bu amaçla kurt motifinin tarihi süreçten gelen öneminin 21. yüzyılda Türkiye’deki yansıma alanları irdelenmeye çalışılmış ve on farklı alandaki kullanımları açıklanmıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2025-07-20",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8a87e2fa36",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8a887d152a",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "İzmir’in Karabağlar İlçesinde Bulunan Paşaköprü Mezarlığı’ndaki Mezar Taşı Sözleri",
                "creator": " Sagip Atlı",
                "subject": null,
                "description": "İnsan hayatının geçiş dönemlerinin sonuncusu ölümdür. Zaman içerisinde ölüm etrafında çeşitli inanç ve uygulamalar ortaya çıkmış olup bunlar arasında mezar ve mezar taşı sözleri yer almaktadır. Mezar taşları, ölen kişilerin kimlikleri, mesleği, cinsiyeti ve toplumsal statüsü hakkında önemli bilgiler sunmasının yanında dönemin estetik anlayışını, dinî inançlarını, toplumsal ve kültürel yapılarıyla ilgili bilgi vermesi açısından ayrı bir öneme sahiptir. Bu çalışmada İzmir’in Karabağlar ilçesinde bulunan Paşaköprü Mezarlığı’ndaki Latin harfli mezar taşı sözlerinin tasnifi, tahlili, oluşum ve seçiliş aşamaları ele alınmıştır. Çalışma kapsamında gözlem ve görüşme teknikleri kullanılarak 2019 yılı içerisinde farklı tarihlerde derleme çalışması yapılmıştır. Ayrıca farklı tarihlerde de mezarlığa gidilerek mezarlığın son durumuyla ilgili gözlemlerde bulunulmuştur. Çalışmanın başında araştırmanın konusu, alanı ve yöntemi hakkında bilgi verilmiştir. Ardından Paşaköprü Mezarlığı’ndan derlenen Latin harfli mezar taşı sözlerinin incelemesi yapılmıştır. Önce mezar taşı sözlerinin yaratım aktarım özelliklerine değinilmiştir. Bu başlıkta; mezar taşı sözlerinin seçiliş süreci, kalıplaşmış mezar taşı sözleri ile kaynak kişilerin mezar taşı sözleri hakkındaki görüşleri ele alınmıştır. Ardından mezar taşı sözlerinin şekil özellikleri manzum olanlar ve mensur olanlar şeklinde iki başlık altında incelenmiştir. Manzum mezar taşı sözleri; ölçü ve nazım birimi başlıklarına göre tasnif ve tahlil edilmiştir. Son olarak mezar taşı sözlerinin içerik özellikleri üzerinde durulmuştur. Bu başlık kapsamında mezar taşı sözlerindeki; biyografik bilgiler, ölen kişinin hayatıyla ilgili bilgiler, yaşam süresi, ölüm sebepleri, mensubiyet ve hitap bildiren ifadeler alt başlıklarıyla incelenmiştir. Çalışmanın sonunda inceleme içinde örnek olarak verilmeyen mezar taşı sözlerinden farklı olan 26 tane örnek metin ve fotoğraflar aktarılmıştır. Bu çalışmayla birlikte 95 yıllık geçmişi olan Paşaköprü Müslüman Mezarlığı’ndaki mezar taşı sözlerinin tespiti, tahlili ve son durumu ortaya konulmuştur.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2025-07-20",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8a887d152a",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8a88b246d3",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Gelenek ile Ekran Arasında: Âşık Tarzı Edebiyat Geleneğinde Televizyon Şiirleri",
                "creator": " Serhat Sabri Yılmaz",
                "subject": null,
                "description": "Âşık tarzı edebiyat geleneği temsilcileri, geçmişten bugüne kültürün farklı nedenlerle dönüşmesiyle icra bağlamlarını, eserlerinin şekil ve içerik özelliklerini sürekli güncellemek durumunda kalmışlardır. Özellikle 20. yüzyılda gerçekleşen teknolojik devrimle birlikte Türk halk şiirine de yeni temaların girdiği, üretim bağlamlarının kültürel değişmelere bağlı olarak güncellendiği söylenebilir. Bu çalışmada, âşıklık geleneğinin modern kitle iletişim araçlarıyla, özellikle televizyonla olan ilişkisinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Televizyonun Türkiye’de yaygınlaşmaya başladığı 1970’li yıllardan itibaren halk edebiyatı bağlamında şiirlere konu olması; toplumsal değişimin, kültürel dönüşümün ve modernleşmeye verilen tepkilerin yansıması olarak değerlendirilmiştir. Çalışmada, televizyon temasını doğrudan işleyen âşık şiirleri derlenmiş; kültür emperyalizmi, kültürel yozlaşma, ahlaki çöküntü, dinî değerlerin zayıflaması, dilin bozulması, ekonomik yapıdaki değişim ve zamanın değersizleştirilmesi gibi başlıklarda âşıkların bakış açıları sistematik biçimde incelenmiştir. Âşıklar, televizyonu çoğunlukla Batı kaynaklı içeriklerle Türk toplumunu dönüştüren, geleneksel yapıları tahrip eden ve kültürel bütünlüğü zedeleyen bir araç olarak tanımlamaktadır. Bununla birlikte, devlet kanalı TRT ve bazı yerel televizyonlar aracılığıyla kendi sanatlarını icra etme ve sıkıntılarını anlatma imkânı bulmaları nedeniyle bu mecralara karşı daha ılımlı bir tutum sergilemişlerdir. Şiirlerde yer alan eleştiriler, bireysel olmaktan ziyade kolektif kültürel kaygılarla yoğrulmuş, âşıkların halkın sesi olma işleviyle şekillenmiştir. Çalışmada, aynı zamanda modernleşme ve küreselleşme süreçlerinin kültürel hafızaya olan etkisi âşıklık geleneği üzerinden analiz edilerek gelenek ile modernite arasındaki gerilimli ilişkiye vurgu yapılmıştır. Bu yönüyle de halk edebiyatı, medya ve kültür etkileşimi açısından halkbilimsel bir değerlendirme zemini sunmaktadır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2025-07-20",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8a88b246d3",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8a890c0cae",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Medhî’nin Şîr-i Dilîr bâ-Mihr-i Münîr Adlı Eserinin Yeni Bir Nüshası",
                "creator": " Serkan Derin",
                "subject": null,
                "description": "Makalede, 16. yüzyıl klasik Türk edebiyatı şairlerinden Derviş Hasan’ın, Medhî mahlasıyla kaleme aldığı Şîr-i Dilîr bâ Mihr-i Münîr adlı eserinin daha önce bilinmeyen bir nüshası tanıtılmaktadır. Hakkında sınırlı biyografik bilgi bulunan Medhî, III. Murad döneminde kıssahanlık yapmış, çeşitli Osmanlı padişahlarına şiirler sunmuş ve hem manzum hem mensur biçimde pek çok eser kaleme almıştır. Şîr-i Dilîr bâ-Mihr-i Münîr’in, Sultan III. Murad’a (salt. 1574-1595) takdim edilmek üzere yazıldığı kabul edilmektedir. Câbelisâ şahı Ekrem Şâh’ın oğlu Şîr-i Dilîr ile Câbelikâ şahı Şerif Hân’ın kızı Mihr-i Münîr arasındaki aşkı konu alan eser, manzum-mensur karışık olup olağanüstü unsurlar içeren bir aşk hikâyesidir. Eser cin, peri, ejderha, tılsım ve kanatlı at gibi motiflerle zenginleşmiş fantastik bir anlatıdır. Daha önce iki nüshası bilinen eserin, bu çalışmada Cambridge Üniversitesi Kütüphanesi’nde Or. 604 numarada kayıtlı yeni bir nüshası tanıtılacaktır. Bu yeni nüsha, Medhî’nin edebî dünyasının daha sağlıklı değerlendirilmesine katkı sağlayacak önemli bir kaynak niteliğindedir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2025-07-20",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8a890c0cae",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8a8963f4c2",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Ahmet Şevket Bohça’nın Belki Adlı Romanından Tek Parti Dönemine Bir Bakış",
                "creator": " Şeyma Büyükkavas Kuran",
                "subject": null,
                "description": "Bu çalışmada, Ahmet Şevket Bohça’nın 17 Kasım 1969-10 Nisan 1970 tarihleri arasında Zafer gazetesinde tefrika edilmiş olan Belki adlı romanı içerdiği siyasi eleştiriler bağlamında incelenecektir. Romanın olay zamanı Türk siyaset tarihinde Tek Parti Dönemi olarak adlandırılan sürecin İsmet İnönü devresidir. Cumhuriyet’in ilk yıllarında Türk romanı, kanonik bir özellik göstermektedir. Belki, kanon dışı bir roman oluşuyla dikkat çeker. Ahmet Şevket Bohça, Adalet Partisi’nden meclise girmiş 13. dönem milletvekillerindendir. Yazarın siyaset hayatında yer alması eserin siyasi\/politik eleştirel özellikler taşımasında etkilidir. Belki’ romanında Cumhuriyet Halk Partisi ve yönetimi, özellikle farklı kesimden roman kişileri vasıtasıyla değerlendirilir. Eserde devrin idarecilerinin yolsuzlukları, kendilerini halktan üstün gören tavırları, fertlerin haklarını ve kanunları ihlal etmeleri; bu siyasi dönemin insan ruhunda açtığı boşlukların oluşturduğu kimlik bunalımı gösterilerek eleştirilir. Yine modernleşme sürecinde Batılılaşma ve yenileşme tutkusunun geçmişi yok sayarak insanların köksüzleşmesine sebep olduğuna işaret edilir. Bu köksüzlüğün; kim olduğunu, ne yapması gerektiğini şaşırmış, kararsız, birlik olamayan, tepkisiz insanlar yaratmış olduğuna dikkat çekilir. Türk siyaset tarihinde Tek Parti iktidarına karşı yeni siyasi arayışların yazarın bakış açısına göre gerekçeleri roman başkişisi Ulvi’nin dönüşüm hikâyesiyle okura sunulur.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2025-07-20",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8a8963f4c2",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8a89bf0738",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Modern Özbek Hikâyesinin İlk Metni yahut “Acayip Bir Tesadüf”",
                "creator": " Veli Savas Yelok",
                "subject": null,
                "description": "Modern Özbek edebiyatında XIII. yüzyıla kadar efsane, masal, destan ve fıkra gibi türler dâhilinde Özbek folklorunda varlığını muhafaza eden ve zamanla yeni unsurlarla zenginleşen hikâye türünün yazılı edebiyattaki ilk örneklerini Nasiriddin Burhaneddin Rabguzî’nin Kısasü’l Enbiya’sında, Yakınî’nin Ok ve Yay Münazarası’nda ve Yusuf Emiri’nin Beng ü Çagir’inde görmek mümkündür. 1905’ten başlayarak Modern Özbek Edebiyatının kurucuları olan Özbek Ceditçileri, milleti uyandırmak maksadıyla kitap, gazete ve dergilerden verimli bir şekilde yararlanırlar. 1905-1917 yılları arasında neşredilen mensur metinler nazarda tutulduğunda yazarlar kendi eserlerini, konularına bakmak suretiyle roman, hikâye, hayali hikâye, felyeton\/ filyeton, oçerk, şiirî hikâye, fıkra, masal, yol esdalikleri (hatıraları), edebiyat ve sanat, parça ve hatıra başlıkları altında yayımladıkları görülür. Modern hikâyenin ilk örnekleri kabul edilen bu metinlerde tasvir yerine anlatma ve nasihat verme nitelikleri ön plandadır. Türkistan’da Cedit düşüncesinin mimarlarından İsmail Gaspıralı’nın neşrettiği Tercüman Gazetesi’nin 1885 yılında yayımlanan “Acayip Bir Tesadüf” başlıklı metin, Modern Özbek Edebiyatında hikâye türünün müjdeleyicisi olarak değerlendirilebilir. Bu makalede Modern Özbek Edebiyatında hikâye türünün gelişimi hakkında bilgi verilerek yayımlanma tarihi bakımından Modern Özbek Edebiyatında hikâye türünün ilk örneği olmaya aday “Acayip Bir Tesadüf” adlı metin tanıtılacaktır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2025-07-20",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8a89bf0738",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8a8a35df34",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Eski Türkçede Teŋri Sözcüğü Üzerine",
                "creator": " Yeşim Çağlar,  Sevda Kuru",
                "subject": null,
                "description": "Türklerde inanç ve inanış sistemi, teŋri sözcüğünün kavram alanı içerisinde önemli bir yer tutmaktadır. İslamiyet öncesi Türk topluluklarında yaygın olarak inanılan din, Gök Tanrı dinidir. Türkler bulundukları çevreye göre Manihaizm ve Budizm gibi dinlere de mensup olmuşlardır. Oldukça eski olan teŋri sözcüğünün varlığı, MÖ III. yüzyılda Hsiung-nu diline kadar izlenebilmektedir. Araştırmacılar tarafından “Asya Hunları” olarak belirtilen Hsiung-nular ile ilgili olarak Çin kaynaklarında geçen en önemli dil malzemesi ç’eŋ-li ku-t’u şan-yü söz öbeğidir. Kimi araştırmacılar söz öbeğindeki ç’eŋ-li sözcüğünün Eski Türkçe teŋri sözcüğü olduğunu kabul etmektedir. teŋri sözcüğünün etimolojisi hakkında farklı görüşler bulunmaktadır. İlk görüş *teŋir-i şeklinde, *tegir- “döndürmek, çevirmek, kuşatmak” eyleminin daha eski bir türü olan *teŋir- eyleminden gelebileceği düşüncesidir. İkinci görüş ise, teŋ+ri biçiminde, taŋ “tan, üst, gök” ad köküne +ra yön gösterme eki getirilerek teŋri ~ taŋrı biçimini oluşturulduğu düşüncesidir. Sözcükle ilgili diğer görüş, taŋ ve “güneşin eski dinî adı” olan Ra sözcüklerinin birleşimi ile taŋ+ra biçiminde meydana geldiğidir. Bir diğer görüş ise, sözcüğün Sümercede “gök; gök tanrı” manalarında kullanılan dıngır ~ dingir sözcüğünden gelmiş olabileceğidir. Çalışmada Köktürk, Uygur ve Yenisey Yazıtları incelenmiş, teŋri sözcüğünün kullanım ve anlamları belirlenmiştir. Ayrıca sözcük köken bilgisi açısından değerlendirilmiştir. Başlangıçta “gök, gökyüzü” anlamında kullanılan teŋri sözcüğü, daha sonraki dönemlerde dinî anlam kazanmış ve “Tanrı” için kullanılmıştır. teŋri sözcüğü “ilahi, sema, semavi, gök, gökyüzü, tanrı, Allah, hazretleri” anlamlarının yanı sıra teŋrim “majeste, prenses hazretleri” anlamlarıyla da kullanılmıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2025-07-20",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8a8a35df34",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        }
    ]
}



